Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

ALEVI
ALEVILIK
  ANA SAYFA | SARILAR HAKKINDA | FOTOGRAFLAR | INTERNET HABERLERI | KONTAK | LINKLER | ALEVI | ALEVI II | ALEVILIK TARIHI | Custom3 Page | Misafir defteri | Catalog Page | RESIMLER2 | ORANIENCAFE  | AILE | RESIMLER5 | RESIMLER6 | Shopping Page Page  

>


Alevilik I






Alevilik ve Aleviler
(I)






Red ball
Önsöz



Red ball
Alevilik nedir?



Red ball
Alevilik nasil dogdu?



Red ball
Aleviligin yasam felsefesi nedir?



Red ball
Mum söndü nedir?



Red ball
Aleviler dinsiz midir?



Red ball
Aleviler namaz kilarlar mi?



Red ball
Aleviler hacca gider mi?



Red ball
Kerbela olayi nedir?



Red ball
Cem ayini nedir?



Red ball
Semah nedir?



Red ball
On iki imam kimdir?



Red ball
Ehl-i Beyt nedir?



Red ball
Kizilbaslik nedir?



Red ball
Anadolu'da Alevilik nasil ortaya çikti?



Red ball
Türkler'in Anadolu'ya gelisi,
Anadolu'yu nasil etkiledi?




Red ball
Haci Bektas-i Veli kimdir?



Red ball
Pir Sultan Abdal kimdir?



Red ball
Yavuz Sultan Selim döneminde

Alevilere nasil davranildi?




Red ball
Yavuz tahta geçtiginde Safevi

devletinin durumu nasildi?




Red ball
Yavuz tahta çikinca Alevilere karsi

hangi önlemleri aldi?






Red ball
Alevilik ve Aleviler (II)





Red ball Önsöz



Osmanli döneminden itibaren yerilen, haklarinda çesitli söylentiler
çikarilan, zaman zaman da türlü baskilara maruz kalan bir
topluluk, Aleviler... Kurulusunu sevinçle karsiladiklari ve destek
verdikleri Cumhuriyet döneminde de kendilerini ifade etme konusunda birçok
sorun yasamislar.


Aleviler, son zamanlarda büyük bir örgütlenme ve
kendilerini ifade etme faaliyeti içindeler. Çesitli dernek ve
vakiflarda bir araya gelerek geleneklerini, inançlarini yasatmaya çalisiyorlar.


Ancak Aleviler, toplumun gündemine sadece örgütlenme
faaliyetleriyle gelmiyorlar, ne yazik ki. Hassas olduklari konularda yapilan
gaflar ve kendilerine yönelik saldiri ve provokasyonlarla da gündemin
birinci sirasina oturabiliyorlar.


Aleviler, Anadolu'da yüzlerce yildir yasiyorlar. Bu ortak tarihin,
toplumun Aleviler konusundaki bilgi ve yaklasimlarina yansimasi gerektigi düsünülebilir.
Ancak haklarindaki onca arastirma ve incelemeye karsin Aleviler konusunda hala
yalan-yanlis bazi bilgi ve söylentilerin toplumda itbar gördügü,
tarihlerinin de pek bilinmedigi söylenebilir.


Bu yazi konuya bir katkida bulunarak Aleviler'in Anadolu üzerindeki tarihleriyle
haklarinda bilinmesi gerekli bazi bilgileri derli-toplu bir biçimde okura
ulastimayi amaçliyor. Bu yazi Türkiye'de çikan Tempo dergisinin
"Tarih Boyunca Alevilik ve Aleviler 100 Soruda" adli ekinden alinmistir.




Red ball Alevilik
nedir?


Alevilik, Hz. Ali'yi sevmek, onun yolundan gitmektir. Sadece Anadolu`da
Aleviler degil, Misir'da Fatimiler, Iran'da Siiler, Pakistan'da Ismailiye
mezhebi, Ebubekir yerine Ali'yi halife olarak görmek isteyenlerdir.
Alevilik bir mezheptir, bir yasam biçimi, bir düsünce akimidir.
Hazreti Muhammed'i tanimak ama ölümünden sonra diger halifelerin
degil, Ali'nin yolundan gitmektir. Aleviler Caferi mezhebindendir.


Ama Alevilik, belki de Misir ve Iran'dakinin tersine, fazlasi ile Anadolu'ya
ve Anadolu'nun Türkmen halkina özgü bir tür Islamdir. Orta
Asya'dan gelirken kendi samanist inançlarina Ali tarftari olmayi da katan
bu göçebe Türkmenler, 13. yüzyildan itibaren Anadolu Selçuklu,
Osmanli, Safevi ve Türkiye Cumhuriyeti gibi dört devletin kurulusunda
pay sahibi olmus; Babailer, Seyh Bedredin, Kalender Çelebi, Sahkulu,
Baba Zünnun olarak ayaklanmalarda kirmis kirilmis; Hiristiyan Rumlar'dan
Gregoryen Ermeniler'e ve Safi Kürtler'e kadar farkli din ve milletten insanla
yogrulmus; Yunus Emre, Ahi Evran, Haci Bektas, Geyikli Baba gibi yüzlerce
farkli düsünür, ozan ve önderin etkisinde kalmis; Yavuz
Selim'den IV. Murat'a, Kuyucu Murat Pasa'dan Köprülü Mehmet Pasa'ya
kadar yüzlerce iktidar sahibi tarafindan kiyilmis; Ebusuud Efendi'den Mevlana
Hayder'e kadar degisik degisik din adaminin fetvasi boynuna asilmis... Ezcümle,
800 yildir bu cografyanin tarih ve siyaseti içinde yogrulmuslar. Bunun
üzerine de Rafiziler'in, Hurufiler'in, Sufiler'in, Kalenderiler'in... ve
hatta Sünniler'in getirip koyduklarini ekleyerek, kendi Islamlarini yaratmislar:
Bir türlü Anadolu Islam'i; yani Alevilik.




Red ball Alevilik
nasil dogdu?


Hazreti Muhammed'in 632 yilinda ölümünün ardindan, yerine
kimin geçecegi tartismalari basladi. Ortada yaziya dökülmüs
bir belgenin olmamasi dogal olarak iktidar savalarini baslatti. Kimilerine göre
gelenekler, kimilerine göre soy olarak Hazreti Muhammed'e yakinlik, kimilerine
göre ise bilgi önemli idi. Gelenekçilere Ebubekir, yakinlik
ve bilgi düzeyini savunanlara göre Peygamber'in amcasinin oglu ve
damadi olan Ali halife olmaliydi. Hatta, kimi hadislere göre Hazreti Muhammed
Veda Hacci'nda binlerce kisinin önünde, "Benden sonra sizin imaminiz
Ali'dir" demisti. Ancak halife, Ebubekir oldu. Ikinci halife Ömer
ve üçüncü halife Osman'in ölümünden sonra
yeni bir halife adayi ortaya çikmayinca, yani tam 24 yil sonra 656 yilinda
Ali halife oldu. Ali'nin Hariciler tarafindan öldürtülmesi sonucu
halifelige Muaviye geçti. Kendinden sonra da oglu Yezid'in halife olacagini
ileri sürdü. Ancak Ali'nin oglu Hüseyin bunu tanimayinca Kerbela'da
öldürüldü. Hilafeti hak edenin Ali olduguna inanan Alevilik
böyle ortaya çikti.




Red ball Aleviligin
yasam felsefesi nedir?


Alevilikte hersey sevgiye, kardeslige dayanir. Din, dil, irk, mezhep ayrimi
yapilmaz, insanlar düsüncelerinden, inançlarindan dolayi
ayiplanmaz.


Alevilik, bagimsiz düsünceye, özgür davranisa, çagdas
olmaya uygun bir yasam biçimidir. "Eline beline diline sahip ol",
"Koymadigini alma, görmedigini söyleme", "Incinsen
de incitme", Döktügünü doldur, aglattigini güldür,
yiktigini yap" ilkeleri, Aleviler'in yasam felsefesini olusturur. Haksizliklari
vurarak kirarak degil, türküler, deyisler, ezgiler söyleyerek
protesto ederler. Bugüne kadar Pir Sultanlarin, Nesimilerin yaptigi gibi..




Red ball Mum söndü
nedir?


Mum söndü, halk arasinda "Ana-baci tanimayan Alevilerin toplu
seks alemidir" seklinde tarif edilir. Ancak bu yüzyillik yanlislik,
Alevilerin büyük sehirlerde baskilardan kurtularak kendilerini ifade
etmeleriyle düzeltilmistir.


Aleviler, cem ayinlerinde, cem meydaninini aydinlatmak için mum yakar
ve cemin bitiminde söndürürler. Ancak onlar kadin erkek esitligi
meselesini 1400 yil once çözdükleri ve ibadeti de kadin erkek
birlikte yaptiklari için, haklarinda böyle yanlis söylentiler
çikarilmistir.




Red ball Aleviler
dinsiz midir?


Aleviler Allah'i tanirlar. Hazreti Muhammed'in son peygamber olduguna, Hazreti
Ali`nin ise veliligine inanirlar. Bu inançlarini, "Ya Allah, ya
Muhammed, ya Ali" üçlemesiyle dile getirirler. Ancak ibadet
sekilleri farklidir. Ornegin ramazan ayinda degil, muharrem ayinda oruç
tutarlar. Orucu bir ay boyunca degil, 12 gün tutarlar. Ibadetlerini gece
ve özellikle kisin yaparlar. Bunun nedenini, Rum Suresi'nin 20'nci ve 7'nci
ayetiyle açiklarlar: "Rabbin senin gecenin üçte ikisinde,
bazen de gecenin yarisinda, bazen de üçte birinde senile beraber
bulunan bir toplulukla birlikte ibadet ettigini bilir. Çünkü
senin gündüz uzun uzun islerin vardir".




Red ball Aleviler
namaz kilarlar mi?


Kilarlar ancak namazlari da farklidir. "Kuran"da ibadetin tarifi
yoktur. Bes vakit namaz yoktur. Kuran'da dua et, Allah'a dua et. Atin üzerinde,
devenin üzerinde, yürürken, yanüstu yatarken, sirtüstü
yatarken Allah'a dua edebilirsin yazar" derler. O nedenle, kendilerini
nerede Allah"a yakin hissederlerse, orada ve Türkçe dua ederler.
Bu onlar için namazdir. Alevi felsefesi insani kutsal kabul eder. O nedenle
Aleviler namaz kilarken halka halinde, birbirlerine dönüktürler.
Insanlar insanin yüzüne secde eder.




Red ball Aleviler
hacca gider mi?


Alevilere göre insan, Tanri'ya yakinlasmak için belirli yerlere
gitmekten ziyade kendine dönmeli, herseyi kendinde aramlidir. Anadolu Alevileri
ve Bektasilerin en büyük piri olarak kabul edilen Haci Bektas-i Veli,
bunu "Her ne ararsan kendinde ara/ Mekke'de Kudüs`te Hac'da degil"
sözleriyle anlatir. Bu sözlerle ayni zamanda ibadette sekilcilik de
elestirilir. Yine Haci Bektas-i Veli'ye ait olan "Benim kiblem insandir"
sözü de bu yaklasimi destekler. Ancak Aleviler de kendileri için
kutsal sayilan yerleri ziyaret ederler. Örnegin Haci Bektas-i Veli'nin
Hacibektas kasabasindaki dergahi, bugün de her yil binlerce Alevi'nin toplandigi
ve Haci Bektas'i andigi törenlere evsahipligi yapar.




Red ball Kerbela
olayi nedir?


Kerbela, Hazreti Ali'nin oglu Hüseyin ve yakinlarininEbu Vakkas kumandasindaki
ordu tarfindan sIkIstIrIlarak öldügü yerin adidir. Hüseyin,
Muaviye`nin oglu Yezid'i halife olarak tanimadigi için, Kerbela'da aç
ve susuz birakilmis ve öldürülmüstür.




Red ball Cem ayini
nedir?


Genellikle persembeyi cumaya baglayan gece yapilir. Alevilik felsefesine ihanet
edenler, Cem'e alinmaz. Dede sorar: "Eline, beline, diline, imanina esine,
isine sadik misin?" Sonra cemaate sorar. Cemaat "Hak eyvallah dede.
Biz bir seyini görmedik Allah için" der. Herkesin birbirinden
rizasi alinir. Bu bir tür halk mahkemesidir. Eger birbirinden sikayetçi
olan varsa, onlarin sorunlari dinlenir ve mesele çözülür.
Daha sonra Semah dönülür, Asiklar saz çalar, deyisler
soyler. Dede Alevilik felsefesi üzerine konusmalar yapar. Sofranin kurulmasi
ve lokmanin yenmesiyle cem biter.




Red ball Semah
nedir?


Semah, Aleviler'in temel ibadeti olan cem ayininin ayrilmaz bir parçasi,
dini bir danstir. Anadolu'nun farkli bölgelerinde farkli isimler ve figürlerle
dönülmesine ragmen, genel olarak belli bir kalibi vardir. Kadin-erkek
birlikte, sazla çalinan deyisler ve semahlar esliginde ritmik hareketlerle
dönülür. Bir daire yaparak dönülen semahlar oldugu
gibi karsilikli durarak, birbirlerinin yerine geçerek.... dönülen
semahlar da vardir. Bir eglence gibi görülmemesi için "Semah
dönmek" seklinde tabir edilir.




Red ball On iki
imam kimdir?


Hazreti Ali, ogullari ve torunlari 12 imam adiyla anilir. 12 imamin sirasiyla
isimleri söyledir: Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynelabidin, Muhammed Bakir,
Cafer-i Sadek, Musa Kazim, Ali Riza, Muhammed Taki, Ali Naki, Hasan Askeri,
Mehdi.


özetli aciklamar icin buraya tiklayin




Red ball Ehl-i
Beyt nedir?


Alevilerin ibadetlerinde sIk sIk ismini geçirdikleri Ehl-i Beyt, Hazreti
Muhammed ve en yakinlaridir. Yani Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan
ve Hz. Hüseyin'dir. Hz. Muhammed'in ev hali anlamina gelen Ehl-i Beyt,
Sünnilik'te de önemli bir kavramdir. Ancak Sii inanci, Ehl-i Beyt'e
çok büyük önem verir.




Red ball Kizilbaslik
nedir?


Kizilbas, Aleviler'e verilen bir addir. Iran'da Safeviler hanedanini kuran
ve Imamiye'yi resmi mezhep olarak benimseyen Erdebiliye tarikati seyhleri ile bu
tarikata bagli olanlar kizil tac giydikleri, kizil sarik kullandiklari için
Kizilbas olarak adlandirilmislardir.


Anadolu Alevileri de kendilerini Erdebil Ocagi'na bagli sayarlar. Dolaysiyla
Kizilbas olmak, onlar için bir hakaret degildir. Ancak Aleviler'i asagilamak
isteyenler, yüzyillardir anlayamadiklari bir biçimde ibadet eden
bu insanlari Kizilbas olarak adlandirmislardir. Bu adlandirma içinde
Kizilbaslik, çok yanlis olarak ana-baci tanimayan, aile içi cinsel
iliskide bulunan kisi anlamina gelir. Aleviler, kendi içlerine kapali
bir yasanti sürmdürmekten vazgeçip örgütlü güçleriyle
ortaya çiktikça, butür önyargilarin kolayca yok edeceklerdir.




Red ball Anadolu'da
Alevilik nasil ortaya çikti?


Alevilik, göçebe Türkmenler'in Müslümanligi kabul
etmeden önceki dinleri olan samanizmden tasidigi etkileri Ali taraftarligi
ile birletiren kendine özgü bir din ve yasam tarzidir. 9 ve 10. yüzyillarda
Müslümanligi kabul etmelerinden sonra Anadolu'ya gelen Türkmenler'in,
getirkdikeri dinlerine Anadolu'dan da katilan renklerle Anadolu Aleviligi ortaya
çikti.




Red ball Türkler'in
Anadolu'ya gelisi, Anadolu'yu nasil etkiledi?


Türkler, 9 ve 10. yüzyillarda Müslümanligi kabul
ettikten sonra, 10 ve 11. yüzyillarda Anadolu'ya gelmeye basladilar.
Anadolu Selçuklu Devleti, Türkmenleri o siralar Bizans egemenliginde
bulunan Anadolu`ya sürmüstü.


Türkmenler anadolu'da hem siyasi olarak Selçuklular'in Anadolu'nun
içlerine dogru sarkmalarina olanak saglamislar, hem de dini olarak Anadolu'nun
Hiristiyan halki üzerinde olumlu ekti birakarak bir sempati yaratmislardir.
ancak bu göçebe Türkmenlerle Anadolu Selçuklu Devleti
arasinda zamanla ortaya çikan yabancilasma, o zamana kadar görülen
en büyük halk hareketlerinden biri olan Babailer isyanina neden olmustur.




Red ball Haci Bektas-i
Veli kimdir?


Anadolu'da Aleviligin en büyük piri olan Haci Bektas-i Veli,
Anadolu Selçuklu devleti'nin son yillarinda Ànadolu'ya kardesi
Mintas ile birlikte gelmis ancak Baba Ilyas'in müridi oldugu halde
Babailer isyanina katilmamistir.


Insan sevgisini ve insan saygiyi en büyük düstur kabul etmistir.
"Benim kiblem insandir" sözü ile bunu gösterir. anadolu'da
esitlikçi, paylasimci ve ayrimciliga karsi düsüncenin tohumlarini
yesertmistir. Ibadette sekilcilige karsu olusunu, "Her ne ararsan kendinde
ara/ Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da degildir" sözü ile göstermistir.
Anadolu insani üzerinde büyük etkisi olan Haci Bektas Veli, yetistirdigi
dervilser ile Anadolu'nun dört bir yanina kollarini uzatmis, fikirleri
ile kendinden yüzlerce yil sonra gelenleri bile etkilemistir. Osmanli Beyligi'nin
ilk yillarinda Yeniçeri Ocagi Haci Bektas dergagina baglanmistir.




Red ball Pir Sultan
Abdal kimdir?


Pir Sultan'in kimligi üzerine arastirmacilar henüz fikir birligine
varmis degiller. Pir Sultan bir kisi mi, birden fazla kisi mi? ne zaman dogdu,
ne zaman öldü? Kendisini astiran Hizir Pasa hangi Hizir Pasa? Herhangi
bir isyana katildi mi? Katildi ise hangisi? Bu sorular henüz cevap bulamadi.
Ama çok önemli degil belki de...


Pir Sultan Abdal bir tane de osa, birden fazla da ols, su ya da bu tarihte ölmüs,
su ya da bu isyana katilmis da olsa adi her zaman Anadolu`nun Alevi halki
arasinda bir Pir olarak dolasmis, deyisleri, semahlari ile halkin gönlünde
yer etmis, her zaman Kuygusuz Abdal, Nesimi, Hatayi, Harabi gibi
Alevi-Bektasilerce sevilen ve sayilanozanlarin yaninda anilmis biri. Hem dervis,
hem abdal, hem ozan. Ama ayni zamnda sade bir Anadolu köylüsü.


Hakkindaki bilgilerin emin oldugumuz yani su_ Sivas'in Banaz köyünde
yasamis, halk ayaklanmasina katilmis ya da önderlik etmis veya desteklemis
ve bunun için de Sivas Valisi Hizir Pasa tarafindan astirilmis. Ölüm
tarihi, büyük olasilik, 1548-1551 arasi.


Pir Sultan, dostuna ve davasina sonuna kadar bagli, dostunun en küçük
bir hareketinde incinen, zalime ödün vermez, yolundan dönmez
birisi olarak bilinir.




Red ball Yavuz
Sultan Selim döneminde Alevilere nasil davranildi?


Osmanli Devleti ile Iran'daki Safevi devleti arasindaki en bunalimli dönem,
Yavuz dönemidir. Yavuz, devletini doguya dogru genisletmek istiyordu,
Karsisindaki en önemli güç de Saviler idi.


Orta ve Dogu anadolu'da yaygin olarak bulunan Türkmenler, Safevilerle
hem ayni etnik kökenden geliyorlardi, hem de benzer dinsel inançlara
sahiptiler. Anadolu Türkmen Alevi halk "nezir" denen dinsel
vergisini Safeviler'e gönderiyordu.


Sah Ismail'in halifeleri de Anadolu'nun Türkmen ve Alevi halki içinde
Safevi propagandasi yapiyorlardi. Yavuz, daha Trabzon ve Amasya valikileri döneminde
babasi Bayezid'in aleviler'e tavrini fazla yumusak buluyordu. Tahta geçtiginde
de bu görüslerinin geregini yapti. Yavuz dönemi, Aleviler'in
en çok baskiya ugradigi dönemlerdenbiri oldu. Üstelik Yavuz
dönemi, halifeligin Osmanlilar'a geçtigi dönem olarak devletin
Sünni temellere oturdugu dönemdir.




Red ball Yavuz
tahta geçtiginde Safevi devletinin durumu nasildi?


Sii Türkmenler'e dayanarak kurulan Safevi devleti, Sah Ismail
zamaninda Iran'in siyasal birligini saglamisti. Devletin kurulusunda,
Anadolu'dan Iran'a göçen Türkmenler'in oldukça büyük
bir rolü vardi. Yavuz zamanina kadar çok belirgen bir hal almasa da
Sünni bir devlet olan Osmanli Devleti'nin baskisini üzerinde hisseden
Aleviler için Savevi Devleti, bir umut kaynagi oldu.


Ayni zamnda Sah Ismail, Akkoyunlu Devleti'nin akrabsi olarak Anadolu'da hak
iddia ediyor ve tüm Türkmen kökenli boylar ile Batini-Alevi kesimlere
kucak açiyordu. Bu çagriya sadece köylüler degil, Amasya
valisi Sehzade Sehinsah gibi kimi Osmanli sehzade ve beyleri bile cevap veriyorlardi.
Bu durum, Osmanlilar için tehlikeli bir gelisme anlamina geliyordu.




Red ball Yavuz
tahta çikinca Alevilere karsi hangi önlemleri aldi?


Yavuz, tahta çikinca ilk olarak Safeviler sorununu çözmeye
karar verdi. Safeviler üzerine sefere çikmadan önce de
Anadolu'da Safeviler'in uzantisi olarak gördügü Aleviler
konusunda önlem almak istedi. Ilk yaptigi sey, Anadolu'da Aleviler'in bir
sistesini çikarttirmak oldu. Sonra da Aleviler için Müftü
Hamza Efendi'den bir fetva alarak kiyim emrini verdi. Müftünün
verdigi fetvada Kizilbaslarin kafir ve dinsizler toplulugu oldugu, onlara
yardimci olanlarin da kafir ve dinsiz olduklari, bunlari kirip topluluklarini
dagitmanin bütün Müslümanlar'in görevi oldugu, bunlarin
tövbe ve pismanliklarina inanmamak ve tümünü öldürmek
gerektigi söyleniyor, "Bu topluluk hem kafir, hem imansiz, hem de kötülük
yapici olduklarindan öldürülmeleri gerekir" deniyordu.


Bu fetvayla da yetinilmedi. Yavuz ayrica Ibni Kemal'e Rafizilerin suçlanmasi
ve yokedilmesi konulu bir risale yazdirdi. Ibni Kemal bu risalesinde "Kizilbasin
malinin helal, nikahinin geçersiz" ve "Kizilbas ödürmenin
caiz" oldugunu savunarak I. Selim isteklerine kapi araladi.




>


ALEVILIK NEDIR?

NAME="keywords" CONTENT="alevi, alevilik, alevilik nedir, Hz. Ali, Al-i Beyt, Peygamerimiz, güzel ahlak, ayet, hadis, hadisler">
NAME="language" CONTENT="German, Deutsch, Turkish, Türkce, de, tr, at, uk, com, com.tr">
BGCOLOR="white" TEXT="#000000" LINK="#000000" VLINK="#000000" ALINK="#000000" BACKGROUND="hint-whi.jpg">
ALEVILIK NEDIR?





1. Alevi ne demektir?

2. Alevilik nasil ortaya çikmistir? Bir mezhep midir?


3. Al-i Beyt sevgisinin dinimizdeki yeri nedir?

4. Hz. Ali'nin kendisine muhabbet edenlerin namazlarini kildigi söyleniyor.
Bu dogru mudur?


5. Hz. Ali'ye "uluhiyet" veya "peygamberlik"
isnad etme konusu


6. Hilafetin en son Hz. Ali'ye verilme konusu






1.



  • Kelime manasiyla Alevi Hz. Ali'yi seven ve O'na mensup olan kisi demektir.
    Hz. Ali'yi sevenler, baslica iki gruba ayrilir: Hasbi ve samimi
    taraftarlar, ve siyasi taraftarlar. Bunlardan birincisi, O'na (r.a.) Allah
    icin muhabbet göstermislerdir.
    Bu muhabbet safi, net ve durudur.
    Kaynagi salabet ve hamiyet-i diniyedir. Bu hasbi taraftarlar, Hz. Ali'ye iki
    noktai nazardan teveccüh göstermislerdir. Birincisi, Ali'nin yüksek
    kemalati ve üstün meziyetleridir. Onun fazilet ve kemalati, takva ve
    ubudiyeti, mü'minlerin kalb ve dimaglarinda, muhabbet ve takdire inkilap
    etmistir. Ikincisi, Hz. Ali'nin (r.a.) Ehl-i Beyt (=Peygamber Efendimizin
    (s.a.v.) evlat ve torunlari) silsilesinin mümessili olmasidir. Müslümanlar
    o silsilenin basi olan Hz. Ali'ye (r.a.) samimi bir muhabbet ve derin bir
    saygi göstermektedirler. Bu iki cihetten kaynaklanan muhabbet, Kur'an ve Sünnet
    cizgisine uygundur. Dine gölge degil, vesile olmaktadir. Mesrudur, makuldür.
    Fitri, hasbi ve samimidir. Hz. Resulullah (s.a.v.), istikbalde ortaya cikacak
    fitne ve fesatlarda. Hz. Ali'yi (r.a.) ümmet nazarinda ithamlardan korumak
    icin O'nun kemalat ve meziyetlerini ehemmiyetle nazar vermekte:


    'Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur.'
    'Ali'yi yalniz mü'minler
    sever, O'na yalniz münafiklar bugzeder.'
    'Ben size iki sey
    birakiyorum: Kur'an ve Ehl-i Beyt'im. Bunlara temessük ederseniz,
    kurtulursunuz.'

    gibi hadis-i serifleriyle bu iki ciheti tescil ve
    ilan etmektedir.

    Ikinci grup taraftarlar ise, O'nu siyasi manada sevenlerdir. Bunlar
    arasinda ciddi bir hedef birligi yoktur; herbiri, ayri bir sebeple Hz. Ali'yi
    taraftarlik gösterirler.

    Hedef ve gayeleri degisik olan bu grubu
    bese ayirabiliriz:
    1. Hz. Ali'nin (r.a.) siyasi taraftarlari icinde 'dinde
    mutaassip, muhakeme-i akliyede noksan' insanlar teskil ediyor. Bu tipler,
    Islami ölcülerde oldukca taskin ve mutaassip ve o derecede dar görüslü,
    mizansiz ve müvazenesiz insanlardi. Bunlarin elserisi bedevi idi.
    Iclerinde sahabeden hic kimse yoktu. Bunlar Siffin muharebesinden sonra, Hakem
    Hadisesinde Hz. Ali'ye karsi cikarak O'nun ordusundan ayrildilar. Hz. Ali'nin
    hakemi kabul etmesini küfür telakki ettiler ve O'nu cok agir bir
    sekilde itham ettiler. Onlara göre, Hz. Ali'nin hakemi kabul etmekle
    dinden cikmisti. Bu grup, Hz. Ali'nin ordusundan huruc ettikleri icin
    kendilerine 'Hariciler' ismi verildi. Bu grup Hakem Hadisesine kadar Hz. Ali'yi
    taskin ve ölcüsüz bir surette sevdikleri halde, bu hadiseden
    sonra, O'nun en büyük ve amansiz düsmani kesilmislerdir.


    2. Ikinci grup, münafik ve Yahudi dönmeleriydi. Bunlar,
    iki yüzlü, dessas, sahtekar, yalanci, karanlik fikirli ve karanlik
    ruhlu insanlardi. Hz. Ali'ye muhabbet fikrin altinda gercek yüzlerini
    gizliyorlardi. Müslümanlar arasinda fitne cikartiyor, sürekli
    sapik fikirler üretiyorlardi. Gayeleri Islamiyeti icten yikmak, inanc ve
    itikadlari sarsmak ve Müslümanlari birbirine düsürmekti. Bu
    grubun Islam dünyasinda yapmis oldugu ihanetin boyutlari cok derindir.


    3. Emevilerin irkci idarelerinden rahatsiz olan Hasan ve Hüseyin
    Efendilerimizin yaninda yer alan taifelerdir. Bilindigi gibi, Emeviler basa
    gecince, icraatlarinda birinci derecede irkciligi esas aldilar. Diger kavimlere
    karsi gayet sert ve acimasizca davranmaya sevketti. Emevilerin bu ölcüsüz
    ve mesuliyetsiz icraatlarindan rahatsiz olan diger kabile ve asiretler
    onlardan intikam almak icin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e taraftarlik gösterdi
    ve Onlarin ordusunda yer aldilar.


    4. Bu grubu (genelde) iranlilar teskil eder. Hz. Ali ve Al-i Beyt
    sevgisi bu grupta asiri ve ölcüsüzce tezahür etmistir. Her
    merasim, senlik ve toplantilarda bu ölcüsüz sevgi etkisini göstermektedir.
    Yahudilerin 'Aglama Duvari' karsisina gecip aglamalari gibi, bunlar da
    Muharrem ayinda bir matem havasina girerler.


    5. Üc zihniyetin taraftarlarindan bu besinci grup tesekkül
    etmistir: 'Irandaki mecusi dininin reis ve ruhanileri' , 'Irandaki irkcilar'
    ve 'eski saltanat hanedanin mensuplari'dir.





2.



  • Alevilik bir firka veya mezhep degildir. Al-i Beyt'in muhabbetini esas olan
    bir tarikat seklinde ortaya cikmistir. Mes'elenin tarihi seyrine baktigimizda
    Aleviligin bir tarikat sekline gelismesi söyle olmustur:


Timur, Osmanli Sultani Yildirim Bayezid'i yendikten sonra Anadolu'dan aldigi
otuz bin kadar esiri Iran'a götürmüstü. Bunlari Erdebil
( Ismail'in dedesi) olarak bilinen Ali'ye intisap ettiler ve ondan
tarikat dersi aldilar. Bir süre sonra Timur, arasira ziyarete gittigi
Erdebil 'nin kendisinden bir arzusu olup olmadigini sordugunda, ,
'Hicbir dilegim yok, sadece Anadolu'dan esir olarak getirmis oldugun Türkleri
serbest birakmani istiyorum' dedi. Timur, bu arzusunu memnuniyetle
kabul etti ve onlari serbest birakti. Bu esirler, bu vesile ile, olan
muhabbetlerini asiri derecede ziyadelestirdiler. bu sofilerinin bir
kismi Anadolu'ya döndü, bir kismi Erdebil'de kaldi.


Erdebil , Anadolu'ya dönen bu müritleriyle alakasini devam
ettirdi. Erdebil 'nin tarikatinda 'Hz. Ali muhabbeti' esas alindigi icin,
bu tarikata devam edenler Hz. Ali sevgisi ile tamamen boyandilar. Bunlara bu
vasiftan dolayi 'Alevi' denildi. Aslinda bu esirlerin ecdadlari ve kendileri, bu
tarikat ile intisap kurucaya kadar, Ehl-i Sünnet itikatinda idiler.
Iran'la Osmanli Devleti arasinda kesin hudutlar cizilince, Anadolu'daki müritler,
pirlerin tesirinden gitgide uzaklastilar. Bu tarikatin Anadolu'da kalan
mensuplari, Erdebil tekkesinden aldiklari tesirle, kendilerinin disinda kalan Müslümanlarin
Ekl-i Beyt'e gerektigi gibi muhabbet beslemedikleri zannina kapildilar.
Onlarin bu telakki ve davranislari diger Müslümanlarla aralarinda bir
sogukluk husule getirdi. Bu sogukluk zamanla ihtilafa dönüstü.

Bu ihtilaf neticesinde, Erdebil tekkesine bagli Anadolu Türkleri
medreseden uzak kaldilar. Itikada, ibadete,... ait bircok hükümleri
geregi gibi ögrenemediler. Sadece babadan ogula intikal eden birtakim
telkinlerle iktifa ettiler. Zamanla aradaki sogukluk gittikce büyüdü
ve derin bir ayriliga dönüstü. (Sünnilik-Alevilik).


Bu sun'i ayriligin ortadan kalkmasinin tek yolu, Kur'an'in isigi altina
girmekle cözülür.




3.



  • Al-i Beyt'e Allah icin muhabbet etmek, dinimizde vaciptir. (Imam-i 'ye
    göre farzdir.) Cenab-i Hak Sura Suresinde söyle buyurmaktadir:

    'Resulüm, sizden peygamberlik vazifesine mukabil ücret istemez. Yalniz
    Al-i Beyt'ine meveddet (sevgi ve saygi) istiyor.' (Sura Suresi, 23)

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i seriflerinde söyle buyuruyor:

    'Size verdigim nimetlerden dolayi Allah'i sevin. Beni de Allah icin sevin. Al-i
    Beyt'imi de benim icin sevin.'
    'Sizlere iki sey birakiyorum. Onlara temessük
    etseniz necat bulursunuz. Birisi kitabullah, biri Al-i Beyt'imdir.'
    Bu
    hususa Bediüzzaman Hazretleri söyle ifade etmektedir:
    'Al-i
    Beyt'ten vazife-i Risaletce muradi Sünnet-i Seniyye'sidir. Sünnet-i
    Seniyye'yi terkeden hakiki Al-i Beyt'ten olmadigi gibi Al-i Beyt'e hakiki dost
    da olamaz.'
    Al-i Beyt'i sevmemiz onlarin sadece mücerret sahsiyetleri
    icin degil, Kur'an'a yaptiklari hizmetleri, Islam Dini'nin nesrinde gösterdikleri
    büyük fedakarliklari, ilim ve irfan sahasinda yaptiklari hizmetleri
    icindir.
    Al-i Beyt'i seven mü'min de, ibadet vazifesini yerine
    getirmekle, onlari örnek almali, onlara benzemeli ve onlar gibi olmaya
    gayret etmelidir. Al-i Beyt'i hakiki manada sevmek de ancak bu yolla tahakkuk
    edebilir.






4.



  • Böyle bir iddia ne dinen, ne de aklen gecerlidir. Kesinlikle
    yanlistir. Hz. Ali Efendimiz (r.a.) en cok Hasan ve Hüseyin Efendilerimizi
    (r.a.) sevdigi halde, onlar ve onlardan sonra gelen evlatlari, 'Bizim
    namazimiz kilinmistir' diye bir iddiada bulunmamislar, aksine sadece farzlarini
    eda etmekle kalmamis, sünnet ve nafilelere de tam riayet etmislerdir.

    Cenab-i Hak, namazi, peygamberler dahil, her mü'minin kendi farz
    kilmistir. Hic kimse bir baskasinin yerine namaz kilamaz. Zaruret halinde de bu
    böyledir. Bir kimse namaz kilamayacak kadar hasta da olsa, onun namazini
    bir baskasi kilamaz.
    Bir hadis-i kudside söyle buyurulmustur:

    'Allah-ü Teala buyurdu ki: 'Ben Senin ümmetin üzerine bes vakit
    namaz farzettim. Hem ahdettim ki, bir kimse bes vakit namazi kilarak gelirse,
    muhakkak ben onu Cennet'e koyarim. Bes vakit namazi kilamayan bir kimseye bir
    taahhüdüm yoktur.' '
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de 'Namaz
    dinin diregidir' buyurmustur.





5.



  • Bu yanlis inanç da, digerleri gibi Ibn-i Sebe [Ibn-i Sebe Hz. Osman
    (r.a.) zamaninda Yemen'den Medine-i Münevvere'ye gelerek zahiren Müslüman
    olup, Islam'i yikmak için büyük gayretler göstermistir.
    Yahudilerin Islam Dinine düsmanligi Peygamberimizin (s.a.v.) dogumu ile
    baslamistir.] tarafindan iddia edilmistir. Bütün gayesi Müslümanlarin
    itikadini bozmak olan Ibn-i Sebe, menfur faaliyetlerini sürdürürken,
    nabza göre serbet vermesini iyi beceriyordu. Önce, bazi kimselere Hz.
    Ali'nin (r.a.) ilah oldugunu telkin etmeye çalisiyor, bunun tutmayacagini
    anladigi yerde, O'na peygamberlik isnad ediyor; bunun da geçerli
    olmayacagini anladigi zaman ise, "Halifetin en evvel Hz. Ali'nin hakki
    oldugunu, bu hakkin kendisinden zulmen alindigini" telkine kalkiyordu.

    Dikkat edilirse, bu üç iddia arasinda tezat vardir. Tezat ise, hükümsüzdür.
    Söyle ki ilan olan, peygamber olamayacagi gibi, peygamber için de
    hilafet sözkonusu olamaz. Bu tezat dahi, açikça gösteriyor
    ki meselenin altinda sadece ve sadece ifsat ve ihanet yatmaktadir. Malumdur ki,
    herseyin bir baslangici ve bir de nihayeti oldugu gibi, Hz. Adem'le (a.s.)
    baslayan peygamberlik müessesesi de Hatemül-Enbiya (s.a.v.) ile son
    bulmustur. Cenab-i Hak, peygamberlerin en ekmeli olan O Zat'in eline semavi
    kitaplarin en mükemmeli olan Kur'an-i Azimüssan'i vermis ve nübüvvet
    müessesesini O Hatemül Enbiya ile tekmil etmistir. Artik, kiyamete
    kadar Hz. Muhammed'den sonra bir peygamber gelmeyecektir. Hz. Muhammed'in
    (s.a.v.) Hatemül Enbiya oldugu 'Ahzap Suresi'nde su sekilde bildirilmistir:

    "Muhammed sizin ricalinizden hiçbirinin babasi degil ve lakin
    Allah'in Resulü ve peygamberlerin hatemidir (sonuncusudur). Allah herseyi
    bilendir."





6.



  • "Hilafetin, öncelikle Hz. Ali (r.a.)'in hakki oldugu halde, bu
    hakkin gaspebildigi" iddiasi da Ibn-i Sebe'nin ortaya attigi fitnedir. Sunu
    hemen belirtelim ki, Çariyar Efendilerimizden hangisinin digerlerinden
    daha faziletli ve hilafetin öncelikle kimin hakki oldugu, Ibn-i Sebe'yi
    asla alakadar etmezdi. Onun asil maksadi, ashaba karsi hürmeti kirmakla
    Islamiyete süphe ve tereddüt düsürmek ve Müslümanlar
    arasinda ihtilaf çikarmak ve bunu devam ettirmekti. Bu sebeple, ilk önce
    Ashab-i Kiramin Efendilerimizi çok kisaca tanimlayalim:


    Sahabe-i Kiram Efendilerimiz her an Allah-ü Azimüssan'in celal ve
    cemal sifatlarinin tecellileri arasinda yasadilar, yani daima korku ve ümit
    üzere bulundular. Resul-i Ekrem Efendimize (s.a.v.) hakkiyla varis ve vekil
    oldular. Saga ve sola meyletmeden sadece ve sadece sirat-i müstakime yürüdüler.
    Allah'a vasil olan yollarda her biri birer önder, birer rehber oldular. O
    hidayet yildizlarinin bütün gaye ve düsünceleri, yalniz
    Allah'in rizasi ve O'nun cemalidir. Sahabelerin hepisi istisnasiz Resulullah
    Efendimizin sohbetleriyle müserref oldular. Onlarin ruhlari, akillari, kalb
    ve vicdanlari ve nihayet bütün hissiyatlari, Peygamber terbiyesinden
    geçti. Tabir caiz ise, dagin güney yamacindaki çiçekler
    gibi, günesten dogrudan dogruya istifade ettiler ve O'nun zatiyla görüstüler.
    Onlardan sonra gelen bütün Müslümanlar ise, dagin kuzey
    yamacindaki çiçekler gibi, günesin zatindan degil, ancak
    aydinligindan faydalandilar.
    Simdi: Hz. Ali'nin, Peyhamber Efendimizin
    karabet cihetiyle en yakini olmasina ragmen, hilafette en sona kalmasinda,
    kaderin hikmetli bir tanzimi vardir. $öyle ki: Hz. Ebubekir, Ömer ve
    Osman'in (r.a) devirleri, Islam'in birlik ve bütünlügünün
    korundugu tam bir fütuhat ve inkisaf dönemi olmustur.Iran, Irak,
    Misir, Suriye, Kibris ve daha birçok ülke, bu dönemde
    fethedilerek tevhid inanci bu beldelere yerlestirilmistir. Hz. Ali (r.a.)
    zamaninda ise, bu fütuhat dönemi durmus, genisleyen Islam aleminde çesitli
    ihtilaflar basgöstermistir. Hz. Ali (r.a.) hilafeti sirasinda bu kari
    ve ihtilaflarla ugrasmak zorunda kalmis, harika cesaret, keskin fesaret ve
    emsalsiz ilmiyle Islam'i her türlü sapik fikir ve batil itikadlarin
    tasallutundan korumaya muvaffak olmustur. Iste ilk üç halife
    devrindeki ittihad, tesanüd ve Islami fütuhat onlarin hilafete
    liyakatlarini ve hak üzere olduklarini ispatladigi gibi, Hz. Ali Efendimiz
    devrindeki ihtilaflar da, O'nun hilafette sona kalmasindaki hikmeti açikça
    göstermektedir.
    Peygamberimizin Hadis-i örnekler:

    'Benden sonra iki kimseye baglanin, onlardan biri Ebubekir, digeri Ömerül
    Faruk'tur.'
    'Münafiklarin kalbinde dört kimsenin muhabbeti
    toplanmaz: Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.'
    'Ali'yi seven beni sevmis
    olur. Ali'ye bugz eden bana bugz etmis olur. Ali'ye eziyet eden bana eziyet
    etmis olur. Bana eziyet eden dahi Allah'a eziyet etmis olur.'



Bu Yazi Mehmet Kirkinci'nin 'Alevilik Nedir'
kitabindan alinmistir. Genis bilgi için okumanizi tavsiye ederiz. Cihan
Yayinlari, TÜRDAV A.S., Istanbul, 1995


Kaynak:   HREF="http://www.stud.uni-bayreuth.de/~a1251">Ü. Yücel's Homepage





OLCAY8



KUR’AN-Ý KERÝM’DEKÝ DUÂLAR













Ana Sayfa >> onmouseout=nd();
onmouseover="overlib('








Kur’an-Ý KerÝm’dekÝ Duâlar



"Ya Rab;
burasýný (Mekke’yi) emin bir belde kýl; ahalisinden Allah’a ve ahiret gününe
iman edenleri çeþitli meyvalarla (dünya ve ahiret nimetleriyle) rýzklandýr.
Kafir olan kimseyi de (bu nimetlerin) bir az rýzýklandýrýrým, sonra onu ateþ
azabýna muztar býrakýrým. O varýlacak ateþ ne kötü bir yerdir!".



“Ey Rabbimiz!
Bizden kabul buyur, hakikaten sen her þeyi iþiten ve bilensin.”



"Ey
Rabbimiz! Bizi sana teslim ve ihlas sahibi olmakla sabit kýl. Soyumuzdan da
sana boyun eðen bir ümmet var et. Bize hac amellerini göster. Kusurlarýmýzý
affedip tövbemizi kabul buyur; muhakkak ki sen tövbeleri kabul edensin;
müminlere merhamet buyuransýn".



style="mso-spacerun: yes"> "Ey Rabbimiz! onlarýn içinden bir
peygamber gönder ki onlara senin ayetlerini okusun; Kitap, ve hikmet öðretsin
onlarý günahlardan temizlesin. Muhakkak ki sen her þeye üstün gelen hikmet
sahibisin."



"Ey
Rabbimiz! Bize dünya ve ahiret nimetleri ihsan et; ayaklarýmýza kuvvet ve sebat
ver ve bizi kafirlere muzaffer kýl."



“Ey Rabbimiz!
Eðer unuttuk, yahut hata ettikse bizi (ondan) hasaba çekme.”



“Ey Rabbimiz!
Bizden öncekilere yüklediðin musibetler gibi, bize aðýr yük (mükellefiyet)
yükleme.”



“Ey Rabbimiz! Güç
yetiremeyeceðimiz þeyi bize yükleme, bizi affet, bizi baðýþla, bize merhamet
buyur. Sen mevlamýzsýn, kafirler topluluðuna bizi muzaffer kýl.



Ey Rabbimiz!
hidayete kavuþturduktan sonra kalplerimizi saptýrma; katýndan bize rahmet ve
lütuf ihsan et, þüphesiz ki sen çok baðýþlayansýn".



"Ey
Rabbimiz! Muhakkak ki sen geleceðinde hiç þüphe olmayan bir günde insanlarý
toplayacaksýn. Þüphesiz Allah vaadinden dönmez."



"Ey
Rabbimiz! Biz iman ve itaat ettik, bizim günahlarýmýzý baðýþla ve bizi cehennem
azabýndan koru."



“Ey Rabbim! Bana
kendi katýndan pâk ve mübarek evlat ihsan eyle, muhakkak ki sen duâyý hakkýyla
kabul edensin.”



"Ey
Rabbimiz! Ýndirdiðin kitaba iman ettik ve Peygamberine tabi olduk. Artýk bizi
birliðini ve peygamberlerini tasdik eden þahitlerle yaz."



“Ey, Rabbimiz!
Günahlarýmýzý ve iþlerimizde yaptýðýmýz taþkýnlýklarýmýz baðýþla. (Savaþta)
ayaklarýmýza kuvvet ve sebat ver, ve kafirler topluluðuna karþý bize zafer
nasip eyle.”



“Ey Rabbimiz! sen
bunlarý (alemleri) boþuna yaratmadýn. Sen batýl þey yaratmaktan münezzehsin.
Artýk bizi cehennem ateþinden koru.



"Ey
Rabbimiz! Gerçekten sen kimi ateþe sokarsan þüphesiz onu hor edersin. Orada
zalimlerin azabýný kaldýracak hiç bir yardýmcýlarý da yoktur".



“Ey Rabbimiz!
Doðrusu biz bir davetçi iþittik; iman için sesleniyor, Rabbinize iman edin
diyordu, biz de iman ettik. Ey Rabbimiz günahlarýmýzý baðýþla, kusurlarýmýzý
ört ve ruhlarýmýzý iyilerle bereber al”



“Ey Rabbimiz!
Peygamberlerinin lisanýyla bize vaat ettiðin sevabý ver ve kýyamet gününde bizi
rüsva etme. Þüphe yok ki sen vaadinden dönmezsin.”



"Ey
Rabbimiz! Bizi halký zalim olan þu þehir’den çýkar, bize tarafýndan bir veli ve
sahip gönder, bize katýndan bir yardýmcý yolla."



"Ey
Rabbimiz! Ýman ettik artýk bizi þahadet getirenlerle yaz."



"Ey
Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim hem evvelimiz, hem de
ahirimiz  için bir bayram ve kudretinden
bir mucize olsun. Bizi rýzýklandýr. Sen rýzýk verelerin en hayýrlýsýsýn."



"Ey
Rabbimiz! Kendimize zulmettik. Eðer bizi baðýþlamaz ve bize merhamet etmezsen,
muhakkak ziyan edenlerden oluruz."



“Ey Rabbimiz!
Bizi zalimler topluluðu ile beraber etme.”



“Ey Rabbimiz!
Bizimle kavmimiz arasýnda sen hak olaný hükmet. Sen hüküm verenlerin en
hayýrlýsýsýn.”



“Ey Rabbimiz!
Üzerimize sabýr yaðdýr ve bizi Müslüman olarak öldür.”



"Ey Rabbim!
Beni ve kardeþimi baðýþla, bizi rahmetine ithal et. Sen merhamet edenlerin en
merhametlisisin."



“Ey Rabbimiz!
Bizi o zalim  kavmin fitnesine düþürme.
Ve bizi rahmetinle o kafir kavimden kurtar.”



“Ey Rabbimiz! Sen
Firavun’a ve etrafýndakilere dünya hayatýnda bir çok süs eþyasý ve mallar
verdin. Ey Rabbimiz; neticede halký yolundan saptýrdýlar. Ey Rabbimiz;
mallarýný mahvet ve kalplerini þiddetle sýk, (onlar) o acýklý azabý görmedikçe
iman etmeyecekler."



"Ey Rabbim!
Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyalarýn tabirinden bir ilim
öðrettin.



“Ey gökleri ve
yeri yaratan! Sen dünyada ve ahirette benim yardýmcýmsýn, beni Müslim olarak
vefat ettir, ve beni salihlere kat.”



“Rabbim; bu Mekke
diyarýný emin kýl. Beni ve oðullarýmý putlara tapmaktan uzak tut."



“Ey Rabbimiz! Ben
evladýmdan bazýsýný senin mukaddes olan evinin (Ka’be'nin) yanýnda ekin bitmez
bir vadide yerleþtirdim, namazý gereði üzere kýlsýnlar diye. Artýk insanlardan
bir kýsmýnýn kalplerini onlara meylettir. Þükretmeleri için de o belde halkýný
bazý meyvalarla (maddi ve manevi nimetlerle) rýzýklandýr.”



"Rabbim!
Beni devamlý namazý yerine getiren kýl, soyumdan da böyle kimseler yarat. Ey
Rabbimiz! Duâmýzý kabul buyur."



"Ey
Rabbimiz! Hesap kurulacaðý kýyamet günü beni, baba ve annemi ve bütün müminleri
baðýþla."



“Rabbim; beni
(her iþe) doðruluk üzere koy ve doðruluk üzere çýkar, tarafýndan bana kudretli
bir yardýmcý ver."



“Ey Rabbimiz!
Bize tarafýndan bir rahmet ihsan buyur ve iþimizde bize bir baþarý hazýrla.”



“Ey Rabbim! Benim
göðsüme geniþlik ver. Ýþimi kolaylaþtýr. Dilimden düðümü çöz. Böylece sözümü
iyi anlasýnlar. Bir de bana ehlimden bir yardýmcý, kardeþim Harun’u ver. Onunla
arkamý güçlendir. Elçilik görevimde onu bana ortak et  ki seni çok tesbih edelim. seni çok analým. Þüphe yok ki sen bizi
görmektesin. Rabbim; benim ilmimi artýr.”



"Rabbim;
bana hikmet ve ilim ver ve beni salihlere kat."



******“Ey Rabbim;
beni ve ailemi bunlarýn yapmakta olduklarýndan kurtar.”



“Ey Rabbim! Bana
ilham et ki hem bana hem de baba anneme ihsan buyurduðun nimetine þükredeyim ve
razý olacaðýn iyi bir amel yapayým. Beni de rahmetinle salih kullarýnýn arasýna
koy."



“Ey Rabbim!
Doðrusu ben nefsime zulmettim (kendimi zor duruma soktum). Artýk beni baðýþla
(hüzün ve kederden kurtar).” “Bunun üzerine Allah da onu baðýþladý (düçar
olduðu durumdan kurtardý). Çünkü O çok baðýþlayýcýdýr, çok merhametlidir.”



"Ey Rabbim!
Bana olan bu ihsanýn hakký için artýk suçlulara hiç bir zaman yardýmcý
olmýyacaðým."



"Ey Rabbim!
Beni bu zalimler kavminden kurtar"



"Ey Rabbim!
Fesadçýlar kavmine karþý bana yardým et."



“Ey Rabbim! Bana
salihlerden bir evlad ihsan buyur."



“Ey Rabbim! Beni
baðýþla. Bana öyle bir mülk ver ki benden sonra hiç kimsede olmasýn (mucizevi
özellikleri bir baþka olsun). Muhakkak ki sen bütün dilekleri verensin =
vahhabsýn"



“Ey Rabbimiz!
senin rahmetin ve ilmin her þeyi kuþatmýþtýr. Bunun için tevbe edenleri ve
senin yoluna koyulanlarý baðýþla, onlarý cehennem azabýndan koru."



"Rabbim;
beni yalnýz (evladsýz) býrakma. Sen varislerin en hayýrlýsýsýn".



"Ey Rabbim!
Onlarýn beni yalanlamalrýna karþýlýk sen bana yardým et."



“Rabbim; bana
bereketli bir iniþ nasib eyle, sen konuklayanlarýn en hayýrlýsýsýn.”



“Rabbim! Onlara
verilen azab vaadini muhakkak bana göstereceksin. Rabbim! Beni zalim topluluðun
içinde býrakma. Ben, þeytanlarýn vesveselerinden sana sýðýrým. Ve Rabbim
onlarýn huzurumda bulunmalarýndan sana sýðýnýrým.”



“Ey Rabbim! Bizi
mutsuzluðumuz maðlub etti ve biz hak yoldan çýkan kavimdik."



"Ey Rabbim!
Bizi bu ateþden çýkar, yine küfre dönersek o takdirde muhakkak
zalimleriz."



“Ey Rabbimiz!
Ýman ettik, artýk bizi baðýþla ve bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en
hayýrlýsýsýn."



"Rabbim;
ümmetimi baðýþla, onlara merhamet ve nimet ihsan eyle, sen merhamet edenlerin
en hayýrlýsýsýn."



“Ey Rabbimiz!
Bizden cehennem azabýný sav, muhakkak ki onun azabý devamlý bir helakettir.”



"Ey
Rabbimiz! Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin sevinci olacak
iyi kimseler ihsan eyle, ve bizi takva sahiplerine imam (önder) yap.”



“Ey Rabbimiz!
Bizden azabý gider, þüphe yok ki inandýk biz.”



“Ey Rabbim! Bana
öyle ilham et ki, hem bana, hem de ana-babama ihsan buyurduðun nimetine
þükredeyim ve razý olacaðýn salih bir iþ iþleyeyim zürriyyetimi de benim için
salih eyle.”



“Ey Rabbimiz!
Bizi ve imanda bizden öne geçen kardeþlerimizi baðýþla, iman etmiþ olanlar için
kalplerimizde bir kin býrakma. Ey Rabbimiz; muhakkak ki sen Rauf’sun (çok
þefkatlisin), Rahimsin (çok merhametlisin).”



“Ey Rabbimiz!
Ancak sana tevekkül ettik, sana yöneldik ve herkesin dönüþü sanadýr.”



“Ey Rabbimiz!
Bizi o kafir olanlarýn fitnesi kýlma (bizi onlarýn karþýsýnda maðlub etme) bizi
baðýþla.”



“Ey Rabbimiz!
Muhakkak ki sen Aziz’sin (her þeye galibsin), Hakimsin (hikmet sahibisin).”



“Ey Rabbimiz!
Bizim nurumuzu tamamla, bizi baðýþla, muhakkak ki sen her þeye kadirsin”



“Ey Rabbim! Kendi
katýnda benim için cennetde bir ev yap, beni Firavun’dan ve onun amelinden
kurtar, beni o zalimler topluluðundan kurtar.”



“Ey Rabbim!
Kafirlerden hiç kimseyi yeryüzünde býrakma.”



“Rabbim! Beni,
ana-babamý, mümin olarak evime gireni, bütün mümin erkekleri ve bütün mümine
kadýnlarý baðýþla. Zalimlerin ise ancak helaketini artýr.”



 








Ana Sayfa


Copyright © 2000 caferilik.com. All rights reserved.




0 hat soeben Dein Gästebuch angesehen.





Caferilik


















Ana Sayfa >> Caferilik





[1][2]



CAFERÝLÝK





Caferilik, Hz. Ýmam Cafer Sadýk (a.s)'ýn mezhebine
mensup olmak demek olup, Hz. Resulullah (s.a.a)'dan sonra Ýslam camiasýnýn
önderliðinin ilki Hz. Ali olan on iki imama ait olduðuna inanan Ehl-i Beyt
mektebinin ortak ismidir. Bu mektebe ayný zamanda Ýsnaaþeriyye, Ýmamiyye,
Þiilik ve Alevilik de denmektedir. Ancak bu mektep, Türkiye'mizde daha çok
Alevilik ve Þiilik isimleriyle tanýnýrken; Ýran, Irak, Azerbaycan, Lübnan,
Bahreyn, Suriye, Afganistan, Arabistan, Pakistan Bengladeþ ve Hindistan gibi,
ayný inancý paylaþan Ehl-i Beyt dostlarýnýn yoðun olduðu ülkelerde Þiilik ve
Caferilik isimleriyle meþhur olmuþtur.



Burada þunu da vurgulamalýyýz ki, bu mektebe Caferi
mezhebi denilirken, onun da Ýslam camiasý içerisinde ortaya çýkan Hanefi,
Þafii, Maliki, Hambeli Zahiri, Sevri ve diðer Ýslami mezhepler türünden bir
mezhep olduðu anlaþýlmamalýdýr. Çünkü mezhep, belli bir ilmi kariyer ve
þartlara haiz olarak içtihat derecesine ulaþan bir alimin, Ýslam dini üzerinde
ortaya koyduðu yorum ve fetvalar mecmuasýna denir. Oysa bu mektep, kendisini
müntesip kýldýðý Ýmam-ý Cafer Sadýk ve diðer imamlarý müçtehit olarak kabul
etmiyor. Aksine; imamlarýn Allah Teala'nýn emri ve Hz. Resulullah'ýn açýklamasý
ile tayin edilen birer ilahi hüccet olduklarýna inanýr. Dolayýsýyla da Ýmam
Cafer Sadýk da dahil olmak üzere, on iki imamýn din konusunda yaptýklarý
açýklamalarýn, onlarýn kendi içtihatlarý sonucu vardýklarý þahsi fetva ve
yorumlarý deðil de, bizzat Allah Teala'nýn Resul-ü Ekrem'e indirdiði dini
öðretinin özü olduðuna inanýr.



Aslýnda bu mektebe mezhep ismini veren de bu
mektebin kendi mensuplarý deðildir. Ýslam camiasýnda her hangi bir müçtehidin
fetvalarýna uyan diðer Ýslami fýrkalar bu mektebe mezhep ismini
yakýþtýrmýþlardýr. Onlar, kendi yöntemlerine mezhep ismini verdikleri gibi, bu
mektebin öðretilerinin daha çok Hz. Ýmam Cafer Sadýk (a.s)'dan geldiðini ve
diðer imamlarýn böyle bir þansý yakalayamadýklarýný görünce, Hz. Ýmam Cafer
Sadýk (a.s)'ýn da kendilerinin müntesip olduðu müçtehitlerden biri gibi sýradan
bir müçtehit olduðuna inandýklarýndan, kendi mezheplerine kýyasla bu mektebe de
Caferi mezhebi ismini koymuþlardýr. Oysa bu mektep, kendisini bir mezhep olarak
nitelendirmemektedir.



Bu mektep, Hz. Ýmam Cafer Sadýk da dahil olmak üzere
ne Hz. Resulullah'tan sonra Ýslam camiasýnýn önderleri olduðuna inandýðý on iki
imamýn, diðer Ýslam ulemasýnýn yaptýðý gibi, normal ilim tahsil sürecini
geçiren müçtehitler olduðuna inanýr, ne de on iki imamdan gelen açýklamalarýn
onlarýn Ýslam dini üzerinde yaptýklarý içtihat sonucu vardýklarý þahsý yorum ve
fetvalarý olduðunu kabul eder. Bu mektep, imamlardan gelen açýklamalarýn Hz.
Resulullah'ýn açýklamalarýnýn aynýsý olduðuna inanýr. O halde bu mektep,
imamlarýn açýklamalarýnýn Ýslam dini üzerinde yapýlan bir yorum deðil, bizzat
Ýslam dininin kendi öðretileri olduðu görüþündedir.



Bu açýklamalardan da anlaþýlacaðý üzere; bu mektebe
Hz. Ýmam Cafer Sadýk (a.s)'ýn döneminden sonra, o Hazret'in bu mektebin
ilkelerini ortaya koymakta diðer imamlara oranla daha fazla imkan yakalamasýndan
dolayý "Caferiyye" (Caferilik) ismi verilmiþtir. Bu mektep, o
Hazret'in döneminden önce Ali taraftarlýðý anlamýna gelen "Þiatu Ali"
ismiyle tanýnýrdý ki, daha sonralarý bu terim, halk arasýnda o kadar bir
yaygýnlýk kazanmýþtýr ki, "Þia" kelimesi Hz. Ali (a.s)'ye intisap
edilmeksizin, tek baþýna kullanýldýðýnda bile, maksadýn bu mektebi kabul
edenler olduðu anlaþýlmaya baþlamýþtýr. Yoksa bu mektep, on iki imamýn on
ikisinin de ayný statüye sahip olduklarýný ve hepsinin öðretilerinin ayný olup,
Hz. Resulullah'ýn öðretilerinden baþka bir þey olmadýðý inancýndadýr.



Hz. Ýmam Cafer Sadýk (a.s) þöyle buyurmuþtur: “Benim
sözüm babamýn sözüdür; babamýn sözü ceddimin sözüdür; ceddimin sözü de
Hüseyin’in sözüdür, Hüseyin’in sözü de Hasan’ýn sözüdür; Hasan’ýn sözü ise Ali
bin Ebu Talib’in sözüdür; Ali bin Ebu Talib’in sözü ise, Resulullah’ýn sözüdür;
Resulullah’ýn sözü ise Allah’ýn sözüdür.” href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[1]



Yine o Hazret kendisine bir soru soran þahsa þöyle
buyurmuþtur: “Andolsun Allah’a ki biz, kendi heva hevesimiz ve görüþümüze dayanarak
bir þey söylemeyiz; biz Rabbimizin dediðinden baþka bir þey de demeyiz. Eðer
sana bir hususta bir þey söylediysem, mutlaka bu Resulullah’tandýr. Biz kendi
reyimizle bir þey demeyiz.” name="_ftnref2" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[2]



Hz. Ýmam Bakýr (a.s) ise þöyle buyurmuþtur: “Eðer
biz size kendi reyimizle bir þey söylersek, bizden öncekilerin saptýklarý gibi
biz de saparýz; hayýr, biz ancak Rabbimizin Peygamberi’nin bize açýkladýðý
þeyleri size söyleriz.” name="_ftnref3" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[3]



Yine o Hazret þöyle buyurmuþtur: “Eðer biz sizlere,
kendi rey, heva ve hevesimize dayanarak bir þey söylersek, helak olmuþlardan
oluruz; hayýr biz, diðerlerinin altýn gümüþlerini toplayýp sakladýðý gibi, Hz.
Resulullah (s.a.a)’dan alarak toplayýp sakladýðýmýz hadisleri söyleriz.” style='mso-footnote-id:ftn4' href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""> class=MsoFootnoteReference>[4]



Yine Hz. Ýmam Sadýk (a.s) kendisine bir soru soran
þahsý cevapladýðýnda, o adam: “Eðer bu hususta þöyle- þöyle söylenirse, nasýl
bir görüþ olur?” deyince; Hazret ona: “Dur bakalým, ben bir hususta bir cevap
verirsem, bu, Hz. Resulullah’tandýr. Biz, þöyle-þöyle olur þeklinde görüþ
belirtenlerden deðiliz” name="_ftnref5" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[5]
diye
cevap vermiþlerdir.



Evet; Ehl-i Beyt mektebi, diðer Ýslami mezhepler
gibi, rey ve görüþe dayalý olan bir mektep deðildir. Ehl-i Beyt mektebi, Hz.
Resulullah (s.a.a)’dan alýnan Ýslam dininin hiçbir yoruma tabi tutulmaksýzýn
sunuluþudur.



Hz. Ýmam Cafer Sadýk (a.s)'ýn diðer imamlara oranla
bu mektebin ilkelerini daha fazla ortaya koymasýnýn sýrrý ise, imamlarýn içinde
bulunduklarý siyasi þartlarda yatmaktadýr. Bu husus Ýslam tarihi hakkýnda
azýcýk bilgisi olan herkes tarafýndan açýk seçik olarak bilinmektedir. Bilindiði
üzere, on iki imamlardan hiç biri Hz. Ýmam Sadýk (a.s)'ýn yakalayabildiði hür
ortamý yakalayamamýþtýr.



Hz. Ýmam Sadýk dýþýndaki imamlarýn içinde
bulunduklarý siyasi baský ortamý, ya Ehl-i Beyt imamlarýný toplumdan
soyutlayarak bir köþede inziva hayatýný sürdürmek zorunda býrakmýþ, ya da
büsbütün hürriyetleri ellerinden alýnarak, o mübarek zatlar zindan köþelerinde
yaþamaya mahkum edilmiþlerdir. On iki imamýn ilki ve büyüðü olan Hz. Ali
(a.s)'nin irad buyurmuþ olduðu: "Allah'ým, Kureyþ ve yardakçýlarýna karþý
hakkýmý senden istiyor, senden yardým diliyorum. Resulullah'a olan yakýnlýðýmý
inkar ettiler, elimdeki kabý baþ aþaðý çevirdiler; baþkasýndan fazla layýk
olduðum iþte, hakkým olan mevkide benimle kavgaya giriþtiler. "Hak alýnýr
da, verilir de; istersen gamlara batarak dayan; istersen acýklanarak öl"
dediler.



Bir de baktým gördüm ki, Ehl-i Beyt’imden baþka ne
bir yardýmcý var bana, ne de bir yaru-yaver. Onlarýn tehlikeye düþmelerini reva
görmedim. Gözlerime toz-toprak dolmuþtu; gözlerimi yumdum; aðzýmýn yarýný
dertle, elemle yuttum; zehirden acý olan býçaklarla doðranmaktan çetin
olan  bu iþe dayanýp sabrettim" style='mso-footnote-id:ftn6' href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""> class=MsoFootnoteReference>[6]

sözleri o Hazret'in nasýl bir baský ve sýkýntý içinde bulunduðunu çok açýk ve
net olarak ortaya koymaktadýr.



Yine o Hazret hilafete seçildikten sonra Kufe
mescidinde irad buyurmuþ olduðu “Þýkþýkýyye” ismiyle maruf olan bir hutbede o
günlerdeki esefli halini þöyle dile getiriyor: "Andolsun Allah'a ki Ebu
Kuhafe'nin oðlu, onu bir gömlek gibi giyindi; oysa o daha iyi bilirdi ki, ben
hilafete nispetle deðirmen taþýnýn mili gibiydim; sel benden akardý; hiçbir kuþ
uçtuðum zirveye çýkamazdý. Böyle olunca, ben de hilafetle arama bir perde
çektim; onu koltuðumdan silkip attým.



Düþündüm; kesilmiþ elimle hamle mi edeyim; yoksa bu
kapkaranlýk körlüðe sabýr mý edeyim? Hem de öyle bir körlük ki, ihtiyarlarý
tamamýyla yýpratýr; çocuðu ise kocaltýp ihtiyarlaþtýrýr; inanan ise, Rabbine
ulaþýncaya kadar bu zulmette zahmet ve çile çeker.



Gördüm ki, sabretmek daha doðru; sabrettim; ama
gözümde diken vardý; boðazýmda da kemik týkanmýþtý; mirasýmýn yaðmalandýðýný
görüyordum.



Derken birincisi, onu kendinden sonra Ýbn-i Hattab'a
atýp gitti. Sonra Ýmam, A'þa'nýn þu beytini okudular:



 



Bugün deveye binmiþim; yolculuk zahmetine düþmüþüm;



Cabir'in kardeþi Hayyan'la bulunduðum günle bu günüm
kýyaslanýr mý hiç?



 



Ne de þaþýlacak þey ki, yaþarken halkýn kendisini
býrakmasýný teklif ederdi; ölümünden sonra yerine öbürünün geçmesini saðladý.
Bu iki kiþi hilafeti, devenin iki memesi gibi aralarýnda paylaþtýlar. O,
hilafeti düz ve düzgün olmayan çorak bir yere attý; sözü sertti, insaný
yaralardý; onunla buluþup görüþeni incitirdi. Meselelerde þüphesi çoktu; özür
getirmesinin sayýsý yoktu. Onunla arkadaþlýk eden, serkeþ bir deveye binmiþe
benzerdi; burnuna geçen yularýný çekse burnu yýrtýlýr, yaralanýrdý; býrakýrsa
üstündekini helak olma uçurumuna götürür, atardý. Allah'ýn bekasýna andolsun
ki, halk, onun zamanýnda ne edeceðini þaþýrdý, yoldan çýktý; renkten renge
boyandý; oradan oraya yeldi-durdu.



Uzun bir zaman çetin mihnetlere düþtüm; sabrettim;
derken o da yoluna düzüldü; halifeliði bir topluluða býraktý ki, ben de
bunlarýn biriyim sanýldý.



Allah'ým sana sýðýnýrým; ne de danýþma topluluðuydu
bu. Onlardan benim hakkýmda, birincisiyle ne vakit bir þüpheye düþüldü ki, bu
çeþit kiþilere katýldým ben?! Fakat inerlerken ben de onlarla indim; uçarlarken
ben de onlarla uçtum; iniþte, yokuþta onlarla beraber oldum. Derken içlerinden
biri, hasedinden gerçekten saptý; öbürü de, damadý olduðundan ona uydu, benden
yüz çevirdi; ötekileri de, öyle iþler yaptýlar ki, anmak bile çirkin.



Nihayet kavmin üçüncüsü kalktý; hem de bir halde ki,
iki yaný da yelle dolmuþtu; iþi gücü, yediðini çýkaracaðý yerle yiyeceði yer
arasýnda gidip gelmekti. Onunla beraber babasýnýn oðullarý da iþe giriþtiler;
Allah malýný, devenin ilkbahar otlarýný, çayýrý-çimeni yiyip sömürdüðü gibi
yediler, sömürdüler.



Sonunda onun da ipi çözüldü; hareketi, tezce
yaralanýp öldürülmesine sebep oldu; karnýnýn dolgunluðu onu bu hale getirdi; o
da iþini tamamladý gitti.



Derken, halkýn benim etrafýma, sýrtlanýn boynundaki
kýllar gibi üþüþmesi kadar beni ezen bir þey olmadý; her yandan, birbiri
ardýnca çevreme üþüþtüler; öyle ki, kalabalýkta Hasan ile Hüseyin, ayaklar
altýnda kalacaktý neredeyse. Koyunlarýn aðýla üþüþmesi gibi çevreme toplandýlar;
bu hengamede elbisem bile yýrtýlmýþtý.



Ama iþi elime aldýktan sonra bir bölük, biatten
döndü, ahdini bozdu; diðer bir bölük de, ok yaydan fýrlar gibi fýrladý,
inancýndan vazgeçti; öbürleri de, itaatten çýktý; sanki onlar, her türlü noksan
sýfatlardan münezzeh Allah'ýn: "Ýþte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde
yücelik ve bozgunculuk dilemeyenlere veririz; sonuç çekinenlerindir" style='mso-footnote-id:ftn7' href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""> class=MsoFootnoteReference>[7]

buyurduðunu duymamýþlardý. Evet, andolsun Allah'a, elbette duydular da,
ezberlediler de; fakat dünya, gözlerine bezenmiþ bir þekilde göründü, onun
bezentisi hoþ geldi onlara. 



Ama þunu da bilin ki, andolsun tohumu yarana, insaný
yaratana, bu topluluk biat için toplanmasaydý ve Allah'ýn bilginlerden, zalimin
týka basa tokluðu karþýsýnda mazlumun aç kalmasýna rýza göstermemeleri
gerektiðine dair, almýþ olduðu ahd-ü peymani olmasaydý, yine de hilafet
devesinin yularýný sýrtýna atardým; ümmetin sonuncusunu, ilkinin kasesiyle
suvarýr giderdim. Siz de biliyorsunuz ki, sizin bu dünyanýz, benim katýmda diþi
bir keçinin aksýrýðýndan daha deðersizdir." style='mso-special-character:footnote'>[8]



Demiþlerdir ki; Hutbelerinde söz, buraya gelince,
Irak ili halkýndan biri kalktý, Hazret'e bir kaðýt sundu. Hazret kaðýdý okumaya
daldýlar. Okuyup bitirince, Ýbn-i Abbas: "Ey Mü'minlerin Emiri, sözünü
býraktýðýn yerden devam etsen" dedi. Bunun üzerine, Hz. Emir-ül Mü'minin
buyurdular ki: "Heyhat! Ey Ýbn-i Abbas, bu, erkek devenin , esridiði zaman
aðzýna gelen bir köpüktü; geldi, gene geriye gitti."



Ýbn-i Abbas dedi ki: "Andolsun Allah'a ki,
hiçbir konuþma bu konuþma kadar beni üzmemiþtir. Neden Emir-ül Mü'minin
istediði þekilde konuþma imkanýný bulamýyor?!" style='mso-special-character:footnote'>[9]



Hz. Ali'nin bu konuþmasý, Hazret'in hangi þartlar
altýnda bulunduðunu, hatta üzerindeki baský ortamýnýn hilafet döneminde bile
kalkmadýðýný göstermeye yetmiyor mu?



Ýþte buradan, Ehl-i Sünnet kardeþlerimizin hadis
kaynaklarýnda, Hz. Resulullah'ý sadece iki yýl gibi kýsa bir müddet görme
imkanýna sahip olan Ebu Hureyre'den 5374 civarýnda hadis nakledilirken,
çocukluk döneminden beri yirmi üç seneden fazla bir süre zarfýnda Hz. Resululullah
(s.a.a)'ý vefat edinceye kadar deve yavrusunun annesini izlemesi gibi hiç
ayrýlmadan izlemiþ olan, bizzat Hz. Resulullah (s.a.a)'ýn kendi eliyle terbiye
ettiði class=MsoFootnoteReference>[10]

ve hakkýnda buyurmuþ olduðu: "Ben ilmin þehriyim, Ali ise onun kapýsýdýr;
kim ilim öðrenmek isterse, o kapýdan gelsin" class=MsoFootnoteReference>[11]
veya "Ben hikmetin eviyim, Ali ise onun kapýsýdýr; kim hikmet almak
istiyorsa, o kapýdan gelsin" href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[12]
yahut "Ben neyi öðrendimse, onu Ali'ye de öðrettim, o benim ilmimin
kapýsýdýr" title="">[13] þeklindeki
övgülerle ümmete nübüvvet ilminin kapýsý olarak tanýttýðý, Hz. Ali gibi bir
zattan ise sadece elli civarýnda sahih hadis nakledilmesinin sýrrý da gün
ýþýðýna çýkmýþ olur. name="_ftnref14" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[14]



Diðer imamlarýn nasýl bir baský altýnda
bulunduklarýný ise, artýk anlatmaya gerek yoktur sanýrým. Hz. Resulullah (s.a.a)'in
ümmetine, cennet gençlerinin efendisi olarak tanýtýp, class=MsoFootnoteReference>[15]

secdede iken bile mübarek omzuna bindiklerinde onlarý üzmemek için,
kendilerinin mübarek omzundan ayrýlýncaya kadar secdesini uzattýðý, bir an bile
aðlamalarýna tahammül etmeyip, onlarýn aðladýklarýný gördüðünde minberinden
inerek kucaðýna alýp tekrar minberine sözünü devam ettirmek üzere geri dönecek
kadar itina gösterdiði, biricik torunlarý Hz. Hasan ve Hüseyin (a.s)'e nelerin
reva görüldüðünü hatýrlamak, bu mübarek zatlarýn hangi þartlar altýnda
bulunduklarýný açýk olarak gösterdiðini söylemeye bir gerek yoktur. style="mso-spacerun: yes"> 



Hz. Hasan'ý zehirleyerek þehit eden; Ýslam aleminden
öte, Ýnsanlýk aleminin yüz karasý olan Kerbela faciasýný yaratarak, Hz. Hüseyin
ve yaranýný feci þekilde susuz þehit edip, Peygamber-i Ekrem'in ehli ayalýný
esir ederek, kafir çocuklarýna reva görülmeyecek ihanetlerle köy köy, kasaba
kasaba, þehir þehir dolaþtýrdýktan sonra, Þam þehrinde ne sýcaktan, ne de
soðuktan koruyan harabe bir evde tutsak tutan; buna da yetinmeyip, style="mso-spacerun: yes"> 
büyük bir iþ baþarmýþçasýna, zafer kutlamasý
havasýnda galibiyet sarhoþluðuna kapýlarak, þarap kadehlerinin tokuþturulduðu
Yezid'in meclisinde Peygamber'in namusunu hicapsýz olarak namehrem gözlerin
çirkin bakýþlarýna sergileyen; "Haþimoðullarý padiþahlýkla oynadýlar;
yoksa ne gaipten bir haber gelmiþtir, ne de bir vahiy inmiþtir; keþke Bedir'de
öldürülen büyüklerim olsaydý da Haþimoðullarýndan onlarýn intikamýný nasýl
aldýðýmý görselerdi" name="_ftnref16" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[16]
diyerek açýkça inançsýzlýðýný göstermekten çekinmeyen; hicri doksan dokuz yýlýnda
halife Ömer bin Abdulaziz'in döneminde yasaklanýncaya kadar, elli sekiz senelik
bir zaman zarfýnda kendilerine baðlý saray alimlerine kýldýrttýklarý Cuma
namazlarýnýn hutbelerinde Allah'ýn aslaný, Hz. Resulullah'ýn yaveri ve sýrdaþý
Hz. Ali gibi mübarek bir zata haþa, lanet okutturan; class=MsoFootnoteReference>[17]
Ehl-i Beyit'in faziletini gizlemek uðruna Ehl-i Beyt'in faziletlerinin
nakledilmesine koyduklarý ambargoya ilaveten, kendileri ve yandaþlarý için
saray alimlerine yalan fazilet uydurtarak Allah Resulü'nün diline yalan
baðlamaktan bile sakýnmayan; yarattýklarý terör ortamýyla Ehl-i Beyt
dostlarýndan yaþama hakkýný alan; Ehl-i Beyt sevgisiyle tanýnan Meysem-i Temmar
ve Hücr bin Adiy ve arkadaþlarý gibi mukaddes zatlarý þehit etmeleri yaný sýra
Müslümanlarý Ehl-i Beyt sevgisini taþýyan komþularýný ihbar etmeye teþvik eden,
Sýffýn savaþýný baþlatarak aralarýnda Ammar-i Yasir, Haþim-ül Mirkal,
züþþehadeteyn Hüzeyme bin Sabit, Uveys-i Karani gibi salih insanlarýn ve Bedir
erlerinden yirmi beþ ashabýn da bulunduðu yüz bin kadar Müslüman'ýn kanýnýn
akýtýlmasýna sebebiyet veren name="_ftnref18" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[18]
zalim Emevi hükümdarlarýnýn döneminin hali zaten malumdur.



Zalim Emevi hükümdarlýðýnýn yýkýlýp, yerini Abbasi
zulmüne býraktýðý dönemlerde de þartlarýn Ehl-i Beyt imamlarý ve Ehl-i Beyt
dostlarý için kolaylaþmadýðý, aksine daha da aðýrlaþtýðý Ýslam tarihinden
azýcýk bilgisi olan herkes tarafýndan bilinmektedir.



Sadece Hz. Ýmam Sadýk (a.s) kendi dönemine denk
gelen, Emevioðullarýyla Abbasoðullarýnýn hilafet kavgasý sonucu ortaya çýkan
siyasi otorite boþluðunun yarattýðý nispi hürriyet ortamýndan yararlanarak
dedeleri Hz. Resulullah'tan kendilerine ulaþan ilmi yayma imkanýný yakalamýþtýr
ki, tarih kitaplarý o dönemde Hz. Ýmam Sadýk (a.s)'ýn verdiði eðitime katýlan
dört bin civarýnda öðrencisinin bulunduðunu kaydetmektedir. Ýþte bundan
dolayýdýr ki, bu mektep bu dönemden sonra "Caferiyye" Caferilik
ismiyle anýlmaya baþlamýþtýr. Ýþte Ebu-l Hasan-ül Veþþa, Kûfelilerden bir
topluluða, Kûfe Mescidini kastederek; "Ben öyle bir zamana eriþtim ki, bu
camide takva ehlinden dokuz yüz kiþiyi duydum, hepside bana Cafer bin Muhammed
dedi ki diye ondan hadis rivayet ederdi" href="#_ftn19" name="_ftnref19" title=""> style='mso-special-character:footnote'>[19]

demekle bu gerçeði dile getirmektedir.



Tabiin’in büyükleri o Hazret’in derslerine katýlýr
ve bundan dolayý iftihar ederlerdi. Ehl-i Sünnet’in iki büyük mezhebi olan
Hanefi ve Maliki mezheplerinin kurucularý, Ýmam Ebu Henife ve Ýmam Malik de bu
öðrencilerdendi. Ebu Hanife’nin, Hz. Ýmam Sadýk (a.s)’ýn derslerine katýldýðý
iki senelik öðrenciliðine iþaretle söylemiþ olduðu: “Eðer o iki yýl olmasaydý, Nu’man
class=MsoFootnoteReference>[20]

helak olurdu” þeklindeki meþhur sözü, o Hazret’in bu ilmi çalýþmalarýnýn ne
kadar etkin olduðunu açýkça göstermektedir.



Yine Sufyan bin Uyeyne, Sufyan-ý Sevri, Eyyup
Sicistani, Yahya bin Said-ül Ensari gibi ilim ve takvayla þöhret bulan
kimseler, o Hazret’in derslerine katýlmaktan iftihar duyan öðrenciler arasýnda
yer almaktaydý.



Ehl-i Sünnet’in büyük alimlerinden olan Þehristani
de o Hazret’in bu ilmi çalýþmalarýna iþaretle þöyle demiþtir: “Cafer bin
Muhammed Es-Sadýk, büyük ilim, kamil hikmet, dünyaya karþý zahit ve tam
anlamýyla vere ve takva sahibi bir zattýr. Medine’de bulunduðu sürece
taraftarlarýna ilim öðretmiþ ve kendi dostlarýna ilim sýrlarýný açmýþtýr.” style='mso-footnote-id:ftn21' href="#_ftn21" name="_ftnref21" title=""> class=MsoFootnoteReference>[21]



Ýþte bunun içindir ki, bu mektebe
"Caferiyye" Caferilik ismi verilmiþtir. Yoksa bu mektep, Caferilik
olduðu kadar, Aleviliktir; Alevilik olduðu kadar, Hasancýlýktýr; Hasancýlýk
Olduðu kadar, Hüseyinciliktir; Hüseyincilik olduðu kadar, birer birer diðer
Ehl-i Beyt imamcýlýðýdýr ve bilahare on iki imamcýlýk olduðu kadar,
Muhammedicilik, tek kelime ile Ýslam dinin ta kendisidir.


    















style='mso-special-character:footnote'>[1]
- Bihar-ül Envar c. 2 s. 178







style='mso-special-character:footnote'>[2]
- Bihar-ül Envar c. 2 s. 173







style='mso-special-character:footnote'>[3]
- Bihar-ül Envar c. 2 s. 173







style='mso-special-character:footnote'>[4]
- Bihar-ül Envar c. 2 s. 172







style='mso-special-character:footnote'>[5]
- Bihar-ül Envar c. 2 s. 173







style='mso-special-character:footnote'>[6]
- Nehc-ül Belaða Abdülbaki Gölpinarlý'nýn tercümesi s. 167, Nehc-ül Belaða 208.
hutbe









style='mso-special-character:footnote'>[8]
- Nehc-ül Belaða Abdulbaki Gölpinarlý'nýn tercümesi s. 168, 167, 169, Nehc-ül
Belaða 3. hutbe







style='mso-special-character:footnote'>[9]
- Nehc-ül Belaða Abdulbaki Gölpinarlý'nýn tercümesi s. 168, 167, 169, Nehc-ül
Belaða 3. hutbe







class=MsoFootnoteReference>[10]
- Fezail-üs Sehabe Feth-ül Bari'nin s. 142







class=MsoFootnoteReference>[11]
- Tarih-i Dimeþk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 464, Þevahid-üt Tenzil
Haskani’nin c. 1 s. 334, El-Müstedrek Hakim’in c. 3 s. 126, 127, Üsd-ül Gabe c.
4 s. 22, Menakib-i Ali bin Ebu Talib Ýbn-i Meðazili’nin s. 80, Kenz-ül Ummal c.
15, s. 129, Kifayet-üt Talib s. 220, El-Menabik Harezmi’nin s. 40, El-Mizan Zehebi’nin
c.1 s. 415, El-Cami-üs Saðir Suyuti’nin c. 1 s. 93 vs.







class=MsoFootnoteReference>[12]
- Tarih-i Baðdat c. 4 s. 204, El-Menakib Ýbn-i Meðazili Þafii'nin s. 124,
Lisan-ül Mizan c. 5 s. 19, Sahih-i Tirmizi c. 5 s. 301, Hilyet-ül evliya c. 1
s. 63, Mesabih-üs Sünnet Beðavi’nin c. 2 s. 275, Riyaz-ün Nezre c. 2 s. 255,
Tarih-i Dimeþk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 459 vs.







class=MsoFootnoteReference>[13]
- Ýhkak-ül Hak c. 5 s. 501 Ýbn-i Meðüazili'nin Menakibi







class=MsoFootnoteReference>[14]
-Ehl-i Sünnet kaynaklarýnda Hz. Ali (a.s)'dan toplam 536 hadis nakledilmiþtir.
Bunlardan ise sadece ellisinin sahih diðerlerinin ise sahih olmadýðý
belirtilmiþtir. Ehl-i Sünnet'in en önemli hadis alimi olan Buhari ise bu
hadislerden sadece yirmisine kendi kitabýnda yer vermiþtir. style='font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt'> Bkz. Esma-üs Sehabe
Er-Rüvat Ýbn-i Hazm'in s. 44







class=MsoFootnoteReference>[15]
- Bkz. Sahih-i Tirmizi 3701, 3714, Müsned-i Ahmet 10576, 11166, 11192, 11351,
22240, Sünen-i Ýbn-i Mace 115 numaralý hadisler







class=MsoFootnoteReference>[16]
- Tarih-i Taberi c. 10 s. 60







class=MsoFootnoteReference>[17]
- Ikd-ul Ferid c. s. 301, Þerh-i Nehc-ül Belaða Ýbn-i Ebu-l Hadid'in c. 4 s.
56, 57







class=MsoFootnoteReference>[18]
- Müruc-üz Zeheb c. 2 s. 393, 394, Tezkiret-ül Havvas s. 88







class=MsoFootnoteReference>[19]
- Rekibtussefine Mervan Hüleyfat’ýn s. 559







class=MsoFootnoteReference>[20]
- Numan Ebu Hanife’nin ismidir.







class=MsoFootnoteReference>[21]-
El-Milel ven Nihel Þehristani’nin














[1]
[2]




Ana Sayfa


Copyright © 2000 caferilik.com. All rights reserved.