Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

ALEVILIKTARIHI TÜRKIYEDE ALEVILIK
  ANA SAYFA | SARILAR HAKKINDA | FOTOGRAFLAR | INTERNET HABERLERI | KONTAK | LINKLER | ALEVI | ALEVI II | ALEVILIK TARIHI | Custom3 Page | Misafir defteri | Catalog Page | RESIMLER2 | ORANIENCAFE  | AILE | RESIMLER5 | RESIMLER6 | Shopping Page Page  








Aleviligin Tarihi


 

 

 


TÜRKIYE'DE ALEVILIK


ICINDEKILER





  • Türkler'in Islamlasmasi



  • Anadoluda Islamlasma



  • Bektasiligin Dogusu



  • Anadolu'da Hurifilik



  • Anadolu'da Safavilik



  • 1826'ya Kadar Alevilik



  • Bektasiligin Yasaklanmasi



  • Kurtulus Savasinda Alevilik



  • Cumhuriyet Döneminde Alevilik



  • 1980 Sonrasi Alevilik



  • Sivas ve Gazi Olaylari



  • Türkler'in Islamlasmasi (BAS SAYFA)


    Türkler islam?i dogrudan Araplar?dan degil, iran kültürünün merkezi

    Horasan yoluyla almislardi. Mogolistan?dan Tuna boylarina kadar cok

    genis bir cografi alana yayilmisbulunan Türkler, islamiyet?i enimseme-

    den önce büyük ölcüde Samanizm ve kimi kültlerin etkisi altinda bulu-

    nuyorlardi. Türkler?in savaslar ve göcler yoluyla yer degistirmeleri, bu

    yayilma ve göc yollari üzerindeki bircok farkli kültür ve inanclara sahip

    halklarla iliski kurmalarina ve etkilenmelerine yol acmaktaydi. Konunun

    uzmanlarinin verdikleri bilgilere dayanarak diyebiliriz ki, islamiyet?in

    Türkler?in yasadiklari bölgelere ulasmasi öncesi, genis bir cografi alana

    yayilmis bulunan Türk kitleleri, Samanizm?in yanisira, Budizm, Maniheizm,

    Hiristiyanlik ve Musevilik gibi inanclarla da iliski kurmus ve etkilenmis

    bulunmaktaydilar. Zamanin Türk devletlerinden, Hazarlar?in Museviligi,

    Uygurlar?in Maniheizm?i, Tabgaclar?in Budizm?i ve Ogurlar?in Ortodoks

    Hiristiyanligi kabul etmeleri bu iliski ve etkilenmenin dogal bir sonucu

    olarak görülebilir. Büyük ölcüde ekonomik sikintilar ve nüfus yogunlugu

    sonucu gerceklesen Türkler?in anayurtlarindan göc etmeleri olgusu, esas

    olarak güneye ve batiya olmak üzere iki dogrultuda gerceklesti. Bati?ya

    dogru gerceklesen Türk göcleri iran?da hüküm süren Sasani imparatorlugu

    engeli ile karsilastilar ve bir bölümü Hindistan?a dogru yönelirken, diger

    bir bölümü ise iran?a yakin bölgelerde bulunmayi sürdürdüler. Türkler?in

    islam dünyasi ile iliskiye gecebilmeleri ancak Sasani imparatorlugu enge-

    linin ortadan kalkmasiyla mümkün görünüyordu. Ancak Türkler, Sasani

    imparatorlugu?nu yipratmalarina karsin cökertememislerdir. Bu, asagida

    görülecegi üzere Arap ordularinca gerceklestirilecektir.

    Arap ordulari yeni dinin verdigi heyecanla ilerleyislerini sürdürmekteydiler

    ve 634?te Yermuk Savasi ile Bizans?i Suriye?den cikardilar. Ardindan 635?te

    Kadisiye ve 641?de Nihavend Savaslari ile Sasani imparatorlugu?nu orta-

    dan kaldirarak, iran?i ele gecirdiler. Bu sekilde Sasani imparatorlugu?nun

    yikilmasi, Türkler?in islam dini ile iliski kurabilmesinin yolunu da acmis

    oluyordu ki, bu bakimdan önemli bir gelismedir.Müslüman Arap ordula-

    rinin Sasani engelini asmasi sonrasi baslayan Türk-Arap iliskileri uzun

    süre karsilikli mücadele icinde gecti. Emeviler dönemi?nde (661-750)

    Araplar, kisa zamanda Maveraünnehir?e hakim olduklari gibi, akinlarini

    Talas?a kadar ilerlettiler ki, bölgede hüküm süren Türk hakanliklarinin

    birbiriyle olan mücadeleleri de bu durumu kolaylastiriyordu. Böylece

    Orta Asya hakimiyeti icin mücadele eden Türkler?in Müslüman Arap or-

    dularinca tasfiye edilmeleri üzerine, bölgede Çinliler ve Araplar karsi

    karsiya geldiler. Abbasiler?in iktidara gecmesinden hemen sonra gercek-

    lesen Talas Savasi?nda (751), Araplar Türklerle birlikte Çinlilere karsi

    savastilar. Bu önemli savas sonrasi Çin, Orta Asya?dan cekildi ve Araplar

    bölgeye hakim oldular.

    Emeviler?in müslümanligi secen Arap olmayan uluslara karsi baskici ve

    hor görücü tutumuna karsin, Abbasiler, halki Arap olmayan bölgeleri de,

    Araplarla esit gören daha ilimli bir yönetim anlayisini benimsemislerdi.

    Araplar?in yenilgiye ugrattiklari halklar giderek islamlasmaya basladikla-

    rindan, daha önce baska inanclara mensup din adamlari ve tüccarlarin

    geldikleri yollardan bu kez müslüman din adamlari ve tüccarlar Türklerin

    yasadiklari bölgelere gelmeye baslamislardir. Ayrica Abbasiler?in yanisira

    Samaniler devletinin de özellikle ordu yönetiminde Türkler?den yararlan-

    masinin, islam?in bu kitleler arasinda yayilmasina yardim ettigi söylenebilir.

    Yalniz Türkler?in islamlasmasinda gözden kacirilmamasi gereken önemli

    nokta, Türkler?in bu yeni dinin bircok unsurunu Araplar?dan degil iranlilar-

    dan almalari konusudur. Türklerinislam?in bölgeye Arap ordulari araci-

    ligiyla gelmesinden önce de iliskide bulunduklari ve bircok bakimdan

    ortak noktalara sahip bulunduklari Acemleri (iranlilari) kendilerine Arap-

    lardan daha yakin görmeleri dogaldi. Böylece iranlilar, Türkler?in islam

    uygarligini benimsemeleri konusunda bir köprü vazifesi görmüsler,

    onlara yol göstermisler, onlari etkilemislerdi. Bu etkileri daha sonraki

    yüzyillarda, Türk edebiyati, sanati, idare sistemi gibi bircok alanda

    görmek mümkündür.

    Buraya kadar özetlemeye calistigim, VII.-X. yüzyillar arasindaki gelis-

    melere bakilarak Türkler?in büyük bir bölümünün müslüman oldugu

    sanilmamalidir. Sözü edilen dönemde, islam dini daha cok batidaki

    sehirlerde ve gelismis yerlerde yayilmisti, doguda daha cok bozkirlarda

    göcebe ve yarigöcebe durumda bulunan Türklerin cogunlugu hala eski

    inanclarina bagli idiler. Ancak X. yüzyilla birlikte, Türklerin yasadigi

    bölgelerde halâ sürmekte olan Arap egemenligi sonucu, neredeyse iki

    yüzyili asan bu zaman sürecinde gelisen, siyasal, ekonomik ve kültürel

    iliskiler, Türkler arasinda islam?in yayilmasina da hiz kazandirmisti.

    Artik, Maveraünnehir?in Buhara, Semerkant,Fergana ve Curcan gibi büyük

    Türk sehirleri, islam kültür ve uygarliginin önemli merkezi haline gel-

    meye basladilar. O zamana kadar askerlik sanatindaki üstünlükleriyle

    taninmis Türkler, artik yeni dinlerine, baska bir deyisle islam uygarligina

    da katki saglayabilecek duruma gelmislerdi. Öyle ki, Araplarin egemen-

    liginde sik sik ayaklanan, halifeleri bile degistirme gücüne sahip Türkler

    artik kendi devletlerini kurma asamasina gelmis durumdaydilar.

    Bu sekilde, IX. yüzyildan baslamak üzere, cok genis bir cografi alanda

    kurulan Müslüman-Türk devletleri arasinda, Tuluniler (875-905), Kara-

    hanlilar (840-1212), Gazneliler (969-1187), Selcuklular (1040-1308)

    ve Harezmsahlar (1077-1231) gibi devletler sayilabilir.

    Türklerin islam dinini benimseme nedenleri konusunda, uzmanlarca

    cesitli tartismalar yapilmis ve farkli görüsler ileri sürülmüstür. Burada

    kisaca bu konuya da deginmek sanirim yararli olacaktir. Türklerin islam?i

    benimseme nedenlerinden en fazla savunulanlari su sekilde siralanabilir:

    1.Eski Türk inanclari ile islamiyet arasindaki benzerlikler,

    2.Araplar ile Türkler arasinda yogun ekonomik iliskilerin varligi,

    3.islam uygarliginin her alanda cagin en üst uygarligi olmasi,

    4.Müslüman seyh ve dervislerin yogun dinsel propagandalari,

    5.Araplarla uzun süren savaslar sonucu uygulanan baskilar ve yok

    etme politikalari.

    Türklerin, uzun bir zaman sürecine yapilan, islam?i benimseme olgusu-

    nu, yukarida sayilan nedenlerden birine veya birkacina baglama egilimi

    bircok eserde görmek mümkündür. Oysa, o dönemi ele alan arastirmalar

    incelendiginde acikca görülecektir ki, Türklerin islam?i benimsemele-

    rinde, tek bir neden rol oynamamis, yukarida siralanan ekonomik, siya-

    sal ve toplumsal nedenlerin tümü birden farkli düzeylerde etkili olmuslardir.

    Ana hatlariyla sunmaya calistigim Türklerin islam dinini benimsemeleri

    süreci cok dinamik ve karmasik bir olgudur ve bu islamlasma Orta As-

    ya?dan Anadolu?ya göcler sirasinda ve sonrasinda da yaklasik XIV. yüzyila

    kadar sürmüstür. Bu konuda iki önemli noktayi daha belirtmek gerek-

    mektedir ki bunlar:

    1- Türkler?e sunulan islam?in niteligi ve

    2- Türkler?in islam?i nasil algiladiklari konularidir.

    Türkler?e sunulan islam?in niteligi konusunda sunlari söyleyebiliriz:

    Din?lerin, yayilmalari sirasinda farkli cografyalarda, farkli insan toplu-

    luklarinca benimsenirken, özleri itibariyle olmasa da, bicimsel anlamda

    farkli bir cehreye ürünebilecekleri bilinen bir olgudur. Hicbir yeni din,

    eskiden farkli inanclara ve kültürlere sahip topluluklarca bütünüyle be-

    nimsenmemistir. Dinlerini, kültürlerini cesitli nedenlerden dolayi terk-

    eden insanlar, bu sirada kimi eski inanclarini birakirken kimilerini de

    yeni dinlerine uygun hale getirerek yasatmayi sürdürmüslerdir.Hele

    Türkler, Kürtler ve iranlilar gibi uzun bir gecmisi olan inanc ve kültüre

    sahip uluslarda, benimsenen yeni dinde, eski inanclarin korunmasi ora-

    ninin daha fazla oldugu, Anadolu insaninda etkilerini bugün dahi gördü-

    gümüz sosyolojik bir realitedir.

    Bu kisa degerlendirmeden de anlasilacagi üzere, Arap Yarimadasi?ndan

    dogan islam Dini, Türkler?in yasadigi bölgelere ulasincaya kadar cesitli

    dinsel ve kültürel etkilere maruz kalmis ve dolayisiyle dogdugu cograf-

    yadan uzaklastikca, karsilastigi degisik kültürel ve dinsel unsurlari bün-

    yesine almak zorunda kalmistir. Daha önce ele aldigimiz tasavvuf akimi-

    nin oynadigi rolde de gördügümüz gibi, islam?in Türkler?in yasadigi böl-

    gelere ulastigindaki bu esnek niteligi, Türkler?in islamlasmasinda oldukca

    etkili olmustur.

    Daha öncede söz edildigi üzere, Türkler islam?i dogrudan Araplar?dan degil,

    Iran kültürünün merkezi Horasan yoluyla almislardi. Zaten Iran uygarligi,

    daha Türkler?i etkilemeden önce, islam dini üzerinde de önemli etkilerde

    bulunmustu. Kaldi ki, islam, yayilmasi sirasinda iran?dan baska uygarliklar

    ve dinlerle de karsilasmis ve bunlardan etkilenmisti. Yine islam?in yayilmasi

    sonrasi cesitli mezhepler ortaya cikmis, dinsel kavram ve kurallari farkli

    yorumlamalari nedeniyle oldugu kadar, siyasal nedenlerle de kiyasiya bir

    mücadele icine girmis bulunmaktaydilar. Aslinda bütün Ortacag boyunca,

    esas nedenleri siyasal ve ekonomik olsa bile cekismelerin gerekceleri din-

    sel olarak sunulmaktaydi. Sözü edilen dönem de bu tür mücadelelere

    sahne olmaktaydi. iste Türkler, özetlemege calistigim bu kosullar altinda,

    yüzyillarca süren bir zaman sürecinde, bircok din ve kültürün etkisinde ka-

    larak, sosyal, kültürel ve dinsel gereksinmelerine cevap verebilen esnek/

    hosgörülü ve Prof. Cahen?in "Özel bir Müslümanlik" diye niteledigi bu dini

    benimsediler. Daha sonra da deginecegim gibi, Anadolu?ya göcler sirasinda

    ve sonrasinda da süren Türklerin islamlasmasi süreci, XIV. Yüzyila hatta daha

    sonralara kadar sürmüstür.

    Türkler islam?i nasil benimsediler, konusuna da kisaca degindikten sonra,

    Anadolu?ya göcler konusuna gececegiz. Daha önce gördügümüz üzere islam

    Türkler?e özel bir bicimde ulasmisti. Sehirlerin aksine köylerde ve göcebe

    boylarda islamlasma daha yavas olmaktaydi. Sehirlerde daha cok sünni dervis

    ve seyhlerin faaliyetlerine karsin, köylerde ve göcebe boylarda daha cok Alevi

    egilimli dervisler ve babalar propaganda faaliyetleri yürütmekteydiler.

    Prof. Köprülü?nün de belirttigi gibi: "Daha ilk zamanlardan itibaren Batini

    akimlarin hüküm sürdügü Horasan ve Maveraünnehir sahalarinda yasayan

    ve siyasidini akimlara fiilen karisarak Batini inanclariyla yakinlik kuran Oguz

    asiretleri, islamligi yavas yavas kabul ettiler; fakat bu görünürde olan islamlik

    cilasi altinda, eski ulusal geleneklerinin ve önceki dinlerinin etkisi altinda

    bulunuyorlardi. islam fikihcilarinin kendilerine cok karisik ve sikintili gelen

    telkinlerinden ziyade, kendi kam (=ozan)larinin nüfuzuna bagli idiler.

    Maveraünnehir ve Horasan?a gelmezden önce ve geldikten sonra Hiristiyanlik,

    Hinduizm, Mazdeizm, Maniheizm gibi cesitli dini sistemlerle az cok iliski

    kuran bu Türkmenler üzerinde, islamiyet de dahil olmak üzere bu harici

    (dissal) ve kapali (zor anlasilan) inanc sistemlerinin hicbiri eski dinsel gele-

    neklerini tamamen unutturamazdi..."

    Bildigimiz gibi kamozanlarin yerini artik ata veya baba ünvanli dervisler

    almaktaydi. islam öncesi dönemden kalma Türkler arasinda yaygin bulunan

    menkibelere bile islami bir sekil kazandirilarak, bu ata veya baba ünvanli

    dervisler tarafindan halk arasinda yayiliyordu.

    Sonuc olarak diyebiliriz ki, Türk kitleler islam dinini benimserken, büyük

    ölcüde eski inanclarini ve geleneklerini de muhafaza etmekteydiler. Yine

    bu Türk kitlelerin cogunlugu, karmasik ve sikici din kurallarini yayan din

    adamlarina, seyhlere itibar etmemekte, onlar daha cok eski samanlari ve

    kamlari hatirlatan ve eski inanclarla yeni din arasinda paralellikler kur-

    duklari daha yüzeysel, dinsel bilgileri yayan atalara/babalara baglanmakta

    ve onlarin nüfuzlari altinda bulunmaktaydilar. Bu kitlelerin müslümanligi,

    dinsel yükümlülükleri yerine getirmekten uzak, eski inanc ve gelenek-

    lerin ön planda oldugu bir halk müslümanligiydi.




    Anadoluda Islamlasma (BAS SAYFA)


     

    Bitmek tükenmek bilmeyen göcebe Türkmen akini Selcuklu Devletince

    Anadolu?ya yani Bizans sinirina yönlendiriliyordu. Bu sinir bölgeleri,

    baska bir deyisle "Uclar", ic bölgelerden farkli sosyal özelliklere sahip

    bulunmaktaydi. Uclarin bu farkli toplumsal yapisi, onun özel durumundan

    kaynaklanmaktaydi. Uc halki, ic bölgelerde daha barisci ve istikrarli bir

    düzene sahip halkin aksine, sürekli savas hayati yasardi. Özellikle Horasan

    ve Türkistan?dan uc bölgelerine bircok savasci gelirdi. Uclardaki bu

    savasci dervisler (ya da alperenler, gaziler) daha Malazgirt Savasi?ndan

    (1071) cok önce Anadolu?nun Sivas, Kayseri ve Konya gibi büyük sehir-

    lerine saldirilar düzenlemekteydiler. Uc bölgeleri karsi taraftan gelecek

    olasi akinlara  yönelik de hazirlikli olmak zorundaydilar.

    Uclarda nüfusun cogunlugunu göcebe Türkmenler olusturmaktaydi.

    Bu göcebe Türkmenler daha önce de belirttigimiz gibi, Alevi-batini

    egilimli heterodoks Türkmen babalarinin nüfuzu altindaydilar. O dö-

    nemde Bizans imparatorlugu?nun icerisinde bulundugu zayif durum

    nedeniyle bu uclar sürekli batiya, Anadolu?nun ic kisimlarina dogru

    kaydi. XI.yüzyil sonrasi gelismelerine bakarak, bu uc savascilari ve

    birlikte ilerleyen göcebe Türkmen asiretlerini, Anadolu Selcuklu Dev-

    leti?nin, daha sonra beyliklerin ve bu beyliklerden Osmanli imparator-

    lugu?nun dogusunda birinci derecede rol sahibi olarak görmek dogru

    olacaktir.

    XI.yy.la birlikte baslayan göclerin hangi nedenlerle ve nasil gerceklestigine

    daha önce deginmistik. Anadolu?ya ilk büyük göc dalgasi Malazgirt Savasi

    sonrasi, ikinci ve daha büyük bir göc dalgasi ise Mogol istilasi sonrasinda

    gerceklesmisti. Bu göc hareketinin önünde ise savasci dervisler bulunmak-

    taydi. Uclar konusunda daha önce degindigimiz bu savasci dervisler

    P.Wittek?in "Gazi hareketi" olarak nitelendirdigi bir hareketin mensuplari

    olarak, Anadolu Selcuklu Devleti, Anadolu Beylikleri ve Osmanli Devleti?nin

    de kurulusunda cok önemli islevler gördüler. Anadolu?nun fethi bu dervis-

    lerin öncülügünde gerceklestirildigi gibi, bu yeni vatanin iskân ve kolonizas-

    yonu da onlarin önderliginde gerceklestirildi.

    Türkistan, Harzem, Horasan, Azerbaycan, Suriye ve Irak?tan gerek fetihlerle

    birlikte gerekse fetihlerden sonraki göclerle Anadolu?ya gelen dervisler

    degisik dinsel akimlara mensuptular. Süphesiz XI.yüzyildan itibaren Ana-

    dolu?da meydana gelen sosyal-siyasal gelismelerin bu dervislerin etkinlik-

    lerini kolaylastirdigi gibi, halkin da onlara baglanmalarina yol actigi söy-

    lenebilir. Özellikle köylerde yasayanlar ve göcebe kitleler heterodoks tasav-

    vuf akimlarina mensup seyh ve dervislere ve onlarin tekke/zaviyelerine büyük

    ilgi gösteriyorlardi.

    Göcebe/yari göcebe Türkler?e uygun gelmeyen ehli sünnet inanclarinin ön

    planda oldugu görüsleri yayan seyhler ve mutasavviflar daha cok sehirlerde

    faaliyet gösteriyorlar, göcebe/yari göcebe kitleler arasinda pek ragbet görmü-

    yorlardi. Ayni durum göcler sonrasi Anadolu?da yinelendi ve sünni seyhler

    göcebe/yari göcebe kitleler üzerinde etkili olamadilar. Bu kitleler arasinda

    daha cok heterodoks tasavvuf akimlarina mensup babalar, dervisler etkiliy-

    diler. Çünkü onlar, bu kitlelere cok daha uygun gelen senkretist fikirleri yayi-

    yorlardi. Köprülü?nün de belirttigi üzere:

    "Tahta kiliclarla kafirlere karsi harbeden, yanindaki bir avuc mürid ile yüz-

    binlerce kisilik düsman ordularini ezen, kaleleri alan, küfr diyarina kilic

    kuvvetiyle islamiyeti yayan bu savasci Türk mutasavviflari ile, tekkelerde

    sakin ve donmus bir hayat geciren Arap ve Acem mutasavviflari arasinda

    büyük ayrilik vardir."

    Süphesiz Anadolu bu dönemde Orta Asya, Harzem, Horasan, Suriye, iran ve

    Irak gibi merkezlerle siyasal ve sosyo-ekonomik baglara da sahipti. XI. yüz-

    yildan baslamak üzere bu bölgelerdeki dinsel ve kültürel gelismeler Ana-

    dolu?yu da etkiliyor, bu bölgelerden bircok mutasavvif ve dervis zaman zaman

    Anadolu?ya gelerek görüslerini yayiyorlardi. Bu dinsel akimlari anlamaksizin,

    Anadolu?daki hicbir dinsel hareketi anlayabilmek olanakli degildir. Mevlevilik

    de, Bektasilik de, Alevilik de ancak bu dinsel ortamin aciklanmasi sonucunda

    anlasilabilir. Bu konuda F. Köprülü su bilgileri veriyor: "Daha ilk Selcuklular

    zamanindan itibaren "Darülcihad" olan Anadolu?ya Türkmen boylariyle bera-

    ber bircok "Türkmen Babalari", Ortaasya, Harzem, Horasan?dan "Yesevi Dervis-

    leri", Irak, Suriye ve iran?dan "ismaili Propagandacilari", Kalenderiye mensuplari

    geliyorlardi..."

    Ayrica islam?in göcebe/yari göcebe Türkmenler arasinda daha cok tasavvuf ve

    heterodoks tarikatler araciligiyla benimsenmesinden de anlasilacagi üzere,

    islamin yüzeysel ve esnek bir yorumunu yayan bu akimlarin ne derece yaygin

    olduklari tahmin edilebilir. Bu akimlarin temsilcileri olan eski Türk samanlarini

    andiran babalar ve dervisler bu kitlelere oldukca uygun gelen eski inanclarla da

    baglantili bir islam yorumu sunuyorlardi. Bu yorumu yapan babalar ve dervisler

    sünni seyh ve mutasavviflarca siddetle elestiriliyorlardi. Elestiriler daha cok

    namaz, oruc gibi dinsel yükümlülüklere uyulmamasi, islama aykiri oldugu ileri

    sürülen ayin ve ibadet anlayislarinin uygulanmasi konularinda yogunlasmaktaydi.

    Bu elestirilerden, Ahmed Yesevi ve Ebu?l Vefa gibi büyük tarikat ululari bile kur-

    tulamamislardir. Bu seyhlerin zikir törenlerine erkeklerin yanisira kadinlarin da

    katilmasi ortodoks sufi ve ilahiyatcilarca siddetle elestirilmisti. Togan?in verdigi

    bilgilere göre, bu seyhlerin ayinleri "seytan ameli" olarak nitelendirilmekteydi.

    Halbuki bu zikir törenlerine kadinlarin da katilmasi ve bu törenlerde vecd halinde

    sergilenen rakslar islam öncesi inanclarin islâmi sekil altinda devamindan baska

    bir sey degillerdi.

    Anadolu?ya göclerle birlikte baslangicta uclar araciligiyla gerceklesen Anadolu?ya

    yerlesen Türklerle, Anadolu?nun yerli hiristiyan halki arasindaki iliskiler ve karsi-

    likli etkilesim konusu da oldukca önemlidir. Anadolu?ya gelen Türklerle yerli

    ahali arasindaki yakinlasmanin bircok nedenleri bulunmaktadir. Herseyden önce

    yerli halk Bizans idaresine, agir vergiler, keyfi idare, yogun iktidar mücadeleleri

    ve ordunun bozulmasi gibi nedenlerle yabancilasmis durumdaydi. ikinci olarak

    Anadolu Selcuklularindan baslamak üzere Türkler, yerli halka dinsel ve kültürel

    konularda hosgörülü davranmislardir. Ücüncü olarak XI.yüzyildan baslamak

    üzere Anadolu?ya gelen ahalinin, islam anlayisi oldukca yüzeysel ve eski inanc-

    larla bezenmis bir islamlik idi ki, bu yerli halkla kaynasmayi oldukca kolaylas-

    tirmistir.

    Süphesiz yerli halkin müslüman olmasinda ön planda, heterodoks seyh ve der-

    visler vardi. Bu heterodoks Türkmen babalari kurduklari zaviyeler araciligiyla,

    esnek islam anlayislarini yerli dinsel ve kültürel unsurlarla da besleyerek, Ana-

    dolu ve Balkanlardaki yerli halklara sunuyor, onlari yeni idareye ve ahaliye isin-

    diriyorlardi. Örnegin o döneme iliskin, mitolojik nitelikli de olsa tarihsel acidan

    degerli bilgiler iceren Vilayetname?de Haci Bektas-i Veli?nin hiristiyanlari müs-

    lümanlastirmak icin gönderdigi Hacim Sultan, Sari ismail, Resul Baba gibi dervis-

    lerden söz edilir. Yine bu konuda Ö.L.Barkan?in "Kolonizatör Türk Dervisleri" adli

    makalesinde arsiv belgelerine dayanan önemli bilgiler vardir.

    Üstelik Anadolu köklü bir kültürel ve dinsel gecmise de sahipti. Bu köklü kültür,

    yeni yerlesen Türkler üzerinde dogal olarak etkilerde bulundu. Bu etki, kirsal

    alanlarda daha farkli olmakla birlikte, sehirlerde daha cok zanaatlar ve ticari

    gelenekler iz birakti. ihtidalar, evlilikler ve karsilikli sosyo-ekonomik iliskilerin

    bir sonucu olarak gerceklesen bir etkilesim ortak degerlerin olusmasiyla sonuc-

    landi. Hilmi Ziya Ülken?in de belirttigi gibi "... Anadolu?ya yerlesen Türkler buraya

    kendi geleneklerini getirdiler,bunlari islam dini kurallari, medrese ve tekkenin

    verdigi arap ve fars kültürü unsurlari, yerli Anadolu kültür izleriyle birlestirdiler.

    Bu sentezden Anadolu Türk kültürü dogdu..."Demek ki, yerli kültürel ve dinsel

    unsurlar da bu yeni gelmis ahali üzerinde etkili oldu. Mesela müslüman halk,

    hiristiyan azizlerini kendi ululariyla özdeslestirerek Aziz George ve Theodore

    ile Hizir ilyas, Aziz Nicholas ile Sari Saltuk, Aziz Haralambos ile Haci Bektas-i

    Veli özdes kabul edildi. Bu sekilde hem hiristiyan, hem de müslümanlarca

    ziyaret edilen yerler, Hasluck?un deyimiyle "ikili ziyaretgahlar" ortaya cikti. Her

    iki halk tarafindan da ugurlu sayilan, yagmur yagdirdigina inanilan kutsal taslar,

    kutsal agaclar ziyaret edilirdi. Yine edebiyat alaninda da, hem islam hem de

    yerli Anadolu inanclarinin etkileriyle kahramanlik hikayeleri ortaya cikmistir.

    Büyük ölcüde heterodoks seyh ve dervisler, hiristiyanlarca da kutsal bilinen

    yerlerde tekkeler kurmuslar ve buralarda hiristiyanliga ve hiristiyanlik öncesi

    dönemlerden kalma yerel aziz kültleriyle karsilasmislardi. Bu kültler ve onlara

    iliskin hikayeler, evliya menkibeleri yoluyla islamilestiriliyordu. islamilestirilerek

    devam eden bu eski inanc unsurlari arasinda, ölmeden önce göge cekilmek,

    suyu kana cevirmek, halka felaket musallat etmek, bereket getirmek, ölü insan

    veya hayvani diriltmek, nefes evladi edinmek, kuru odunu agac haline getirmek,

    yerden veya tastan su fiskirtmak, irmagi veya denizi yarip gecmek ve üstünde

    yürümek gibi unsurlar sayila bilir.

     

    Bektasiligin Dogusu (BAS SAYFA)


    Artik XIII.yüzyilin baslarindan itibaren Anadolu?nun her yanina yayilmis

    bulunan ve devletin nüfuzundaki sehirlerin ve gelismis merkezlerin disindaki

    köylerde ve göcebe asiretler arasinda cok uygun bir faaliyet ortami bulan bu

    Türkmen babalarinin, Yesevilik, Kalenderilik ve Haydarilik gibi heterodoks

    tarikatlere mensup bulunduklarinibiliyoruz.

    Daha önce Orta Asya?dan baslamak üzere gelisimine degindigim senkretist

    düsünceleri yayan bu babalar, propagandalarda bulunduklari sosyal bakim-

    dan sehir halkina ve devlet düzenine oldukca yabancilasmis cevrelerde zaman

    zaman siyasal propagandalarda da bulunmaktaydilar. Anadolu?da bunun cok

    taninmis ve iz birakmis bir örnegi olarak, bu heterodoks babalardan Vefai

    tarikatina mensup Baba ilyas önderliginde, "mehdici" bir nitelik tasiyan Babai

    Ayaklanmasi (1240), bu babalarin ve propagandalarda bulunduklari kitlelerin

    gücünü göstermek bakimindan oldukca dikkat cekicidir. Ekonomik ve siyasal

    ortamin elverisli olmasinin yanisira, kendisine yabancilasmis bir yönetime

    (Anadolu Selcuklu Devleti?ne) nefret duygusundan da kaynaklanan bu hareket

    güclükle bastirilabilmis,ancak sonucta merkezi yönetimin gücü de tükenmistir.

    Bu tükenmislik, 1243?te Mogollar?in Anadolu?ya saldirmalarina olanak saglamis

    ve Anadolu Mogol egemenligine girmistir.Konunun uzmani Prof. Ocak?in cok

    yerinde tespitine göre "Türk heterodoksisi Babai hareketiyle derlenip topar-

    lanmistir. Alevilik ve Bektasilik bu hareketle Anadolu?daki tarihsel temellerini

    bulur."

    Ayrica arastirmacilar Mogol istilasinin heterodoks akimlarin Anadolu?da cok

    rahat yayilma imkâni bulmasina yardimci oldugunu vurgulamaktadirlar. Bu

    sekilde XIII.yy?in ikinci yarisindan sonra Anadolu?da heterodoks islam yay-

    ginlasti ve güclendi. Z.V.Togan?in verdigi bilgilere göre ilhanlilarin himaye-

    sinde: Aybek Baba, Buzagu Baba, Abdurrahman Baba, Baba Halil, Sari Saltik,

    Barak Baba ve Haci Bektas gibi Türk seyhleri ile Yesevî seyhleri, islamiyeti

    adeta bir ulusal Türk dinine cevirdiler. Bu durum, Ortodoks, islam muhitinde

    ve özellikle Suriye?de Arap ulemasitarafindan büyük bir kizginlikla karsilandi.

    Baba ilyas?in halifelerinden Hünkâr Haci Bektas-i Veli nasil oldu da Anadolu

    ve Balkanlar?daki babalarin/abdallarin en ulusu, piri durumuna geldi. Bu

    konu üzerinde durmak gerekir. Eflaki?nin verdigi bilgiler ve Vilayetname?deki

    bilgiler onun heterodoks bir Türkmen seyhi oldugunu acikca ortaya koymak-

    tadir. Eldeki sinirli kaynaklardan anlasildigina göre bir Hayderi seyhi olan Haci

    Bektas-i Veli, Anadolu?ya göc eden Türkmen asiretlerinin basinda bulunan ve

    bu asiretlerin hem dinsel hem de siyasal önderi olan heterodoks Türkmen

    babalari?ndan biri idi. Son arastirmalara göre Bektaslu Oymagi?nin lideriydi

    ve Babai ayaklanmasinin bastirilmasi sonrasi Sulucakarahöyük civarinda

    heterodoks nitelikli bir islam propagandasi yürütmekteydi. Menkabevi niteligine

    ragmen, cok önemli tarihsel bilgiler de iceren Vilayetname?ye göre Haci Bektas-i

    Veli hiristiyanlara ve samanist Mogollara yönelik islam propagandasi yürütüyor

    ve halifelerini Anadolu?nun her tarafina gönderiyordu. Yasadigi sirada fiilen Bek-

    tasilik tarikatini kurmamis bulunan Haci Bektas-i Veli, ölümünden sonra halife-

    lerinin, özellikle Abdal Musa ve müridi Kaygusuz Abdal?in faaliyetleri sonucunda

    bütün Anadolu ve Balkanlarda heterodoks Türkmen babalarinin/abdallarinin

    en ulusu durumuna geldi. Böylece Haci Bektas Veli, Baba ilyas?in ününü gölgede

    birakacak bir duruma geldi.Artik XV. yüzyil sonlarina gelindiginde Rum Abdal-

    lari arasinda Haci Bektas kültü hakim durumdaydi. Haci Bektas artik hepsinin

    piriydi. Anadolu?daki bütün abdallarin, gazilerin ve dedelerin sercesmesi

    Hünkar Haci Bektas Veli?ydi.

    Bu sekilde Haci Bektas-i Veli ve onun Türkmen babalari arasindaki özel

    yerine dikkat cektikten sonra bu heterodoks babalarin ve abdallarin babai

    hareketi sonrasindaki faaliyetlerini anlatmayi sürdürebiliriz. Babai hareketi

    Anadolu?da derin izler birakmis ve hareketin bastirilmasindan sonra düsün-

    sel planda yasamaya devam etmistir. Bu hareket daha sonra, Vefailer?den

    baska, Anadolu?daki Kalenderi, Haydari ve Yesevi gruplarinca da benimse-

    nerek XIV.yüzyil baslarindan itibaren varligini Rum Abdallari adi altinda

    sürdürdü. Zamanin kaynaklarinda adlari sik sik anilan Abdal Musa, Abdal

    Murad, Emirci Sultan, Geyikli Baba, Seyyid Ali Sultan, Sultan Süca, Postinpûs

    Baba ve Otman Baba gibi dervisler bu Rum Abdallari?ndandir.Osmanli

    Devleti?nin kurulus döneminde abdal, baba, dede, ahi gibi lakablar tasiyan

    ve Bizans topraklarinda ve Balkanlardaki fetihlerde bulunan bu heterodoks

    dervisler hep ön plandadir ve ilk Osmanli Sultanlarindan büyük saygi görmüs-

    lerdir. Bu dervisler sadece fetihlere katilmamislar, bazilari köylere ve issiz

    yerlere yerlesmek suretiyle tarim ve hayvancilikla ugrasarak ve zaviyeler kura-

    rak bu yöreleri sosyo-ekonomik anlamda canlandirmislardir. Bu zaviyelerin

    kurulmasi fetihleri kolaylastirdigi gibi yerli halka yeni idare arasinda da bir

    köprü görevi görüyor ve bu heterodoks dervislerin senkretist din telkinleri

    onlarin islamlasmasini da sagliyordu. Bu dervislerin XIV. ve XV. yüzyillarda

    Anadolu?da ve Balkanlarda yürüttükleri faaliyetlerin göstergeleri olmak baki-

    mindan her yerde zaviyelere, türbelere ve halâ bu dervislerin adlariyla anilan

    köylere vb. yerlesim alanlarina rastlamak mümkündür.

    XIII. yüzyildan baslamak üzere, heterodoks babalarin ve abdallarin Anadolu

    ve Balkanlarda zaviyeler kurmaya basladiklarini, müritleri araciligiyla etkinlik-

    lerini attirdiklarini görmekteyiz. Sulucakarahöyük?te Haci Bektas-i Veli Zaviyesi,

    Seyitgazi?de Seyyid Gazi Zaviyesi, Tekkeköy?de Abdal Musa Zaviyesi, Arslan-

    begli?de Sultan Sucâ?ud-Din Zaviyesi, Dimetoka?da Seyyid Ali Sultan Zaviyesi,

    Varna?da Otman Baba (sonradan Akyazili) Zaviyesi, Kaligra?da Sari Saltik Zavi-

    yesi bu zaviyelerin en taninmislaridir. Bütün heterodoks gruplar XVI. yüzyildan

    itibaren nasil Bektasilik bünyesinde erimislerse, daha önce Kalenderi, Yesevi,

    vd. akimlara mensup seyhlerin ve Rum Abdallari?nin kurduklari bu zaviyeler

    de XVII.yüzyila gelindiginde birer Bektasi zaviyesine dönüsmüs durumdaydilar.

    Bu abdal, baba gibi lakablar tasiyan dervisler önce Bati Anadolu?da ve Rumeli?de

    daha sonra Anadolu?nun diger bölgelerinde kurduklari zaviyelerde, Haci Bektas-i

    Veli kültünün ön planda oldugu esnek islami düsüncelerini yaydilar. Böylece

    aslinda yasadigi cagda diger bircok Yesevi, Kalenderi, Hayderi seyhlerinden

    biri olan Haci Bektas-i Veli, daha sonra özellikle Rum Abdallarinin cabalari

    sonucunda Anadolu ve Rumeli?de Türk heterodoksisinin birincil sahsiyeti haline

    geldi. iste bu sekilde Bektasiligin temelleri atilmis oldu. 16.yüzyildan itibaren

    ise giderek bütün heterodoks zümreler ve dolayisiyla onlara bagli zaviyeler

    Bektasilik bünyesi icerisinde girdi ve daha da güclendi. Bektasilige bugün bil-

    digimiz yapisini kazandiran ikinci (Pir-i Sâni) olarak kabul edilen Balim Sultan?dir.

    XVI. yüzyil basinda Haci Bektas Zaviyesinin basina getirilen ve Zaviyeye bagli

    saglam bir tasra örgütlenmesi kuran Balim Sultan, ayin ve erkân usüllerinde de

    degisiklikler yapmistir.

     

    Anadolu'da Hurifilik (BAS SAYFA)


    Orta Asya?dan baslamak üzere gelisimini anlattigimiz heterodoks islam anla-

    yisinin, Rum abdallarinin "pir" kabulettikleri Türkmen seyhi Haci Bektas-i

    Veli?ye nisbetle, nasil Bektasilik adini aldigina ve bütün heterodoks gruplarin

    nasil Bektasilik semsiyesi altinda toplandigina deginmistik. Burada ise hurufi-

    lik ve etkileri üzerinde duracagiz.

    Hurufilik, Esterabadli Fazlullah (Ölm. 1393) tarafindan iran (Horasan)?da

    kurulmustu. Kurucusu Fazlullah?inkatledilmesi sonrasi Hurufilik, Fazlullah?in

    bas halifesi Nesimi ve diger halifelerin cabalariyla Irak, Azerbaycan ve Ana-

    dolu?da yayildi. Bu halifelerden Ali-ül-Ala Fazlullah?in ölümü sonrasi Anadolu?ya

    gecerek Bektasi dervisleriarasina girdi. Bazi kaynaklara göre, Ali-ûl-Ala Haci

    Bektas tekkesinde bulunuyor, Bektasilere Hurufiligi telkin ediyordu. Hurufilik

    XV.yüzyilda Osmanli sarayina kadar sizmis hatta Fatih Sultan Mehmed?i bile

    etkilemisti. Ancak ulemanin siddetli tepkisi sonucu genc sehzadeye hurufi

    fikirleri asilayan kisi yakilarak öldürüldü. Bundan sonra Osmanli Devleti huru-

    filigin kökünü kazimaya, Kanuni Sultan Süleyman zamaninda da devam etti.

    Bu durum, hurufilerin bektasilerin arasina sizmalariyla, fikirlerini bektasilik

    perdesi altinda yaymaya calismalariyla sonuclanmis, propagandalarini ancak

    bu yolla sürdürebilmislerdir. Hurufilik esas olarak harflerden dinsel anlamlar

    cikarmaya dayanir. Hurufilik?te varligin özü sesten olusur ve Tanri harfler ara-

    ciligiyla insanda tecelli eder. Insan, tanrisallastirilir. Hurufiligin temeli, Tanri?nin

    insanda tecelli ettigi düsüncesine dayanir. Hurufiligin Alevi-Bektasi inancina

    etkilerini edebiyat alanindaki örneklerde(Örn. Virani Baba?nin siirlerinde oldugu

    gibi) acikca görmek mümkündür.

     

    Anadolu'da Safavilik (BAS SAYFA)


    Safevi Devleti?ni kuranlar bu Seyh Safi?nin soyundan gelenlerdir. Seyh Safi?nin


    müritleri arasinda sii veyasünnilerin yanisira budistler, hiristiyanlar gibi baska


    dinlere mensup olanlarin da bulunmasi onun mezhepler, hatta dinler üstü bir

    sufi oldugunu göstermektedir.


     

    XVI.yüzyilla birlikte ise Anadolu?da Safevi propagandasi yogunlasti. Bu propa-

    gandanin niteligini ve Anadolu?dakietkilerini gerektigi gibi anlayabilmek baki-

    mindan Safevilerin soyuna ve faaliyetlerine de deginmek gerekir. Safevi adi, bu

    soyun atasi Seyh Safiyüddin Erdebili?ye (Ölm. 1335) dayanmaktaydi. Seyh Safi?nin

    Erdebildeki tekkesi daha XIV. yüzyilda oldukca ün kazanmis bir dinsel merkez

    durumundaydi. Erdebil Tekkesi?ne Anadolu?da dahil her yandan ziyaretciler akin

    etmekteydi. Bu tekkenin sayginligindan dolayi, ilk Osmanli Padisahlarinca da

    buraya her yil cerag akcesi adi verilen armaganlar gönderilirdi. iste Safevi Dev-

    leti?ni kuranlar bu Seyh Safi?nin soyundan gelenlerdir. Seyh Safi?nin müritleri

    arasinda sii veya sünnilerin yanisira budistler, hiristiyanlar gibi baska dinlere

    mensup olanlarin da bulunmasi onun mezhepler, hatta dinler üstü bir sufi ol-

    dugunu göstermektedir. HalbukiSeyh Safi?nin soyundan gelenler, torunu Hoca

    Ali?den baslamak üzere Alevi egilimli idiler. Hoca Ali?den sonra Seyh Cüneyd,

    Seyh Haydar ve Sah ismail de siyasal etkenlerle olsa gerek Alevilik davasini sür-

    dürdüler, hatta zamanzaman hüküm sürdükleri yerlerdeki sünnilere siddet uy-

    gulayarak, asiriya kactilar.

    XV. yüzyilin ortalarinda Dogu Anadolu ve iran Azerbaycani?ndaki Türk boylari,

    aile ici mücadeleler sonucundaErdebil?den uzaklasmis Safevi soyundan Seyh

    Cüneyd?in (Ölm. 1460) ve sonra oglu Seyh Haydar?in (Ölm. 1488) etkisinde

    kaldilar. Bu güclü Türk boylarinin Safevi soyuna olan destegi XVI. yüzyildan

    itibaren iyice artmis, Osmanli Devleti?nin varligini tehdit eder hale gelmis ve

    Osmanli Devleti bu topluluklara karsi cok sert önlemlere basvurmustur. Ana-

    dolu?da Safevilerin artan etkinlik ve popülaritelerini sosyo-ekonomik problem-

    lerin yanisira, bu heterodoks boylarin dinsel yapilarina da baglamak mümkündür.

    Bektasi Menakibnamelerinden anlasildigi üzere, sii motifler, Anadolu Türk hete-

    rodoksisinde XV.yüzyil sonlarina kadar ön planda olmadigi gibi, ates kültü, tabiat

    kültleri, kalip degistirme (metempsycose), tenasüh ve hulûl (incarnation) gibi

    siilik disi unsurlar ön plandaydi. enakibnamelerde sii motif olarak sadece, Haci

    Bektas-i Veli ve Kizil Deli gibi seyhlerin On iki imam soyuna baglanmasi, bulun-

    maktadir. Orta Asya?dan baslamak üzere Türkler?in Alevi akimlardan etkilendik-

    lerini biliyoruz. Ancak onlarin inanclarinda Alevi/sii motiflerin agirlikli olarak yer

    almasi, XVI. yüzyildan itibaren Safevi propagandasinin sonucudur.

    Safevi Devleti, Rumlu, Ustaclu, Tekelü ve Samlu gibi büyük Türk oymaklarinin

    destegiyle kuruldu. Safevi yandaslari "kizilbas" olarak adlandirilmistir. Tarihsel

    sürec icerisinde cok degisik anlamlarda kullanilagelen "kizilbas" adi, Seyh Haydar?in

    müridlerine on iki imami simgeleyen on iki dilimli tâc giydirmesi sonrasinda kul-

    lanilmaya baslanmistir. Böylece kullanilmaya baslanan bu sözcük, Safevileri ve

    ona egilimli heterodoks Türkmen boylarini nitelemek üzere, Kizilbas Türkler,

    Kizilbas askeri (ordusu), Kizilbas begleri, Kizilbas boylari, Kizilbas devleti sekil-

    lerinde yaygin olarak kullanildi. Bunun yani sira Osmanli kaynaklarinda bu ad bir

    kücümseme, kötüleme araci olarak da kullanildi. Osmanli Devleti, Safevilerle olan

    siyasal mücadelesinde bir psikolojik savas araci olarak

    kullanmak üzere "kizilbas" sözcügüne "ahlaki yönden bozuk olma" anlamini yük

    lemistir. Ayrica kizilbas sözcügünün Osmanli Devleti ve sünni halk tarafindan

    bu sekilde bir asagilama araci olarak kullanilmasi, bu gruplarin kendilerini "Alevi"

    olarak nitelemelerine yol acmistir. Oysa yerli ve yabanci bircok arastirmada degi-

    nildigi üzere bu kizilbas Türk boylari dinsel ve ahlaki kurallara baglilik konusunda

    oldukca muhafazakârdir.

    Sah ismail?in adi gecen Türkmen boylarinin destegiyle ve izledigi cok akillica

    siyaseti sonucunda XVI.yüzyilinbasinda iran?a hakim olmasiyla Safevi Devleti

    kurulmus oldu. Sah ismail daha önce Seyh Cüneyd ve Seyh Haydar?in Anadolu

    ve iran bölgelerindeki Türkmen boylari kazanma siyasetini daha da gelistirdi

    ve halifeler yani propagandaci dervisler araciligiyla Oniki imam Siiligini, bu

    göcebe/yarigöcebe heterodoks boylar arasinda yaydi. Ancak Oniki imam Siiligi

    klasik bicimiyle degil, heterodoks boylarin tenasüh, hulül gibi eski inanclariyla

    uygun bir sekilde onlara sunuldu. Kerbela Matemi kültü, Ehl-i Beyt dostlarina

    sevgi (tevella) ve Ehl-i Beyt düsmanlarina lanet (teberrâ) Safevi propagandasinin

    temelini olusturdu. Zaten, toplumsal acidan merkeziyetci yönetim yapisina Sel-

    cuklulardan bu yana uyum saglayamayan, yerlesiklige karsi direnen ve bu di-

    rencini zaman zaman ayaklanmalar seklinde sergileyen heterodoks kitlelerin

    icerisinde bulunduklari sosyal ortam Safevi propagandasina oldukca müsaitti.

    Babai isyaninda da gördügümüz "Mehdi bekleme" inanislarini da muhafaza

    etmekteydiler. Bu kosullarda ortaya cikan Sah ismail onlarin gözünde adeta bir

    kurtarici, bir "Mehdi" konumundaydi. Kizilbas (Alevi) Dedeleri nezdinde seyyid

    olan Sahlar, mürsid; halifeler ise onlarin vekilleri idi. Safevi soyu gibi onlar da

    ocakzade ve seyyid idiler. Kizilbas Dedeleri ile mürsid kabul ettikleri Sahlar ara-

    sindaki baglanti iste böyle saglam ve kutsal esaslara dayanmaktaydi. Bu neden-

    ledir ki Anadolu halki seve seve canlarini sahlari ugruna feda etmekten cekinmiyor,

    deyislerinde Hz. Ali?nin "don degistirmis sekilleri olan sahlara bagliliklarini cos-

    kulu bir sekilde söyle haykiriyorlardi:

    Ey yezit gecersen Sahin eline

    Zülfikarin calar senin beline

    Edeple girdik biz Kirklarin yoluna

    Kizilbas mi dersin söyle bakalim

    ?

    Magripten cikar görünü görünü

    Kimse bilmez evliyanin sirrini

    Koca Haydar Sah-i Cihan torunu

    Ali nesli güzel imam geliyor

     

    Kizilbaslarin büyük önderi Sah ismail "vekil" veye "halife" adli aracilariyla,

    Anadolu?da faaliyetlerde bulunuyor, onlari Yezid düzeni olarak kabul ettigi

    Osmanli idaresine karsi yönlendiriyordu. Zaman zaman, kizilbas halk kitle-

    lerinin bu halifeler araciligiyla Anadolu?dan göc ettikleri de görülmekteydi.

    Yine bu halifelerin faaliyetlerinin bir sonucu olarak, baska etkenlerden de

    kaynaklanan Osmanli idaresini sarsan irili ufakli ayaklanmalari da zikretmek

    gerekir. Ancak bu isyanlarda sosyo-ekonomik sorunlarin rolünü de unutma-

    mak gerekir.Sahkulu Baba Tekeli, Nur Ali Halife, Bozoklu Celal, Baba Zünnun

    ve Kalender Çelebi gibi ayaklanmalar, kizilbas türkmen kitlelerin mürsidleri/

    dedeleri kabul ettikleri Sahlari ugruna gerceklestirilmis ayaklanmalardi. Ana-

    dolu?nun her yanina yayilmis bu kitlelerin Sahlara olan kutsal bagliliklari

    Osmanli Devleti?nin varligini tehdit eder bir duruma ulasmisti ve Osmanli cok

    siddetli sürgünler vb. önlemlere basvurdu. Ancak tüm bu önlemler Anadolu?nun

    önemli bir bölümünü olusturan halk kitlelerinin, Sah?a bagliliklarini azaltmak

    söyle dursun,bu bagliligi daha da artirdi ve yogun baski politikasinin yanisira,

    bu kitlelere yönelik psikolojik bir kampanya baslatmasina da yolacti. Bu kam-

    panya Yavuz Sultan Selim döneminde iyice siddetlendi.Yavuz tarafindan

    "Safevilerin Osmanli ülkesinde olan faaliyetlerinin önü alinmak gerektiginden,

    memlekette ne kadar Sah ismail yandasi var ise onlar katl ve idam edilerek,

    sonra iran üzerine sefer olunsun" diye irade buyurularak, dönemin sünni ulema-

    sindan bu konuda fetva istenmistir. Müftü Nureddin Hamza Saru Görez?in fetva-

    sinda ve ibn Kemal?in risalesinde Sah ismail?in askerlerinin ve yandaslarinin öl-

    dürülmelerinin caiz, mallarinin helal ve nikahlarinin ise batil oldugu belirtiliyor,

    onlara karsi yapilacak savaslarin cihad sayilacagi vurgulaniyordu. Bundan

    sonra Yavuz harekete gecti ve Anadolu?da yapilan incelemeler sonucunda

    saptanan onbinlerce kizilbasin kimi idam, kimi hapis, kimi de sürgün edildi.

    Böylece Anadolu?daonbinlerce kizilbas türkmen cesitli iftiralar ve suclar

    yüklenmek suretiyle öldürüldüler, sürüldüler, hapsolundular. Anlasilacagi

    üzere Osmanli-Safevi mücadelesi Anadolu?da büyük yikima yolacti. Oldukca

    yipratici savaslar, bu savaslarda tahrip olan yerler, yok olan binlerce insan,

    iran, Anadolu ve Balkanlar?dayasanan sürgünlerle yasanan nüfus hareketleri

    bu yikimin sonuclarindandir.

    Osmanli-Safevi mücadelesinin en kalici sonucu ise, bugün de Türkiye?de cok

    önemli ve tahrike müsait bir konu olan Alevi-Sünni problemini, kizilbas, rafizi

    ve yezit gibi nitelemeleri miras almamiz oldu.

    Sah ismail?in Anadolu?daki faaliyetleri sonucunda, konunun uzmani

    Prof. A.Y.Ocak?in deyisiyle "Türkmen heterodoksisi, Alevilik sekline..."

    dönüstü. Sah ismail?in Anadolu?nun en uzak köselerine kadar ulasan

    halifeleri Aleviligin inanc esaslarinin yazili oldugu kitaplari da bera-

    berinde tasimaktaydilar. Bu kitaplar bugün olmus Alevi evlerinde

    bulunmakta olup, "Buyruk" adiyla bilinirler. Sözlü gelenegin hakim

    oldugu heterodoks boylara bu yazilibilgilerin ulasmasi oldukca önemli

    bir yenilik olmustur. Safevi propagandasi ile birlikte bu topluluklarin

    ortak sosyal ve dinsel düzenlemelere tabi tutuldugu görülüyor. Sah

    ismail ve halifeleri, Anadolu?nun dört bir yaninda yasayan ve sözlü

    gelenegin hakim oldugu bu heterodoks gruplarin toplumsal yasamlarinda

    ve inanc esaslarinda deyim yerindeyse bir standardizasyon saglamislardir.

    Dedelik kurumu da dahil, bugün bilinen Aleviligin sosyal ve dinsel yapi-

    lanmasi, hic kuskuya yer vermeyecek bicimde, heterodoks Türk boylarinca

    kurulan Safevi Devleti?nin üstün nitelikli önder sahsiyeti Sah ismail döneminin

    ürünüdür.

    1826'ya Kadar Alevilik (BAS SAYFA)


    Yogun baskilar ve catismalar bu insanlarin ulasilmasi güc cografi alanlara


    gitmelerini zorunlu hale getirmisve buralarda devlet düzenine uzak ve


    yabanci, kendi sosyal ve dinsel gereksinimlerini karsilamak üzere bir


    toplumsal yapilanma ortaya cikmistir


     

    XVI. yüzyilin sonlarina gelindiginde Anadolu?da Alevilik veya o dönemdeki

    adiyla "Kizilbaslik" organizasyonunutamamlamis, sosyal ve dinsel kurum

    ve kurallari bugün bilinen görünümünü kazanmis durumdaydi. Varolan

    devlet düzeni ile Anadolu?ya göclerin baslamasindan bu yana sorunlu olan

    genel olarak kizilbas adiyla anilanve özelde tahtaci, cepni gibi alt gruplardan

    olusan bu heterodoks kitlelerin Safevi Devleti?nin ortaya cikisinda önemli

    katkilari olmus, bu olusumu canla basla desteklemislerdir. Babailer ayaklan-

    masi(1240) ile baslayan merkezi iktidarla yasanan onlarca sürtüsme Sah

    ismail?in ortaya cikisiyla doruk noktasina varmis ve Sah ismail?in Çaldiran

    Ovasi?nda yenilmesi ile siddetini yitirmis, kizilbaslarin Osmanli?ya direnci

    icin icin yasamaya devam etmistir. Bu yenilgi sonrasi Osmanli ile zaman

    zaman yasanan catismalar yerini bu kitlelerin oldukca disiplinli bir sosyal ve

    dinsel kapali bir cemaat hayati sürmeleri sürecine birakmistir. Bu sürecte

    hem cografi hem de sosyal marjinallesme yasanmistir. Yogun baskilar ve

    catismalar bu insanlarin ulasilmasi güc cografi alanlara gitmelerini zorunlu

    hale getirmis ve buralarda devlet düzenine uzak ve yabanci, kendi sosyal ve

    dinsel gereksinimlerini karsilamak üzere bir toplumsal yapilanma ortaya

    cikmistir. Daha cok köyler seklinde olan bu yapilanma ayni zamanda bir-

    birleriyle de iletisim halinde olan bir organizasyona da sahiptir. Bu iletisim

    agi sayesindedir ki örnegin Toroslar?da, Elbistan?da, Erzincan?da ve Aydin?da,

    yani birbirinden oldukca uzak yörelerdeyasayan kizilbaslar arasinda öz baki-

    mindan farkli yönler bulunmamaktadir. Bu durum büyük ölcüde o dönem-

    lerde bilgiyi adeta tekellerinde bulunduran ve bu bilginin iletisimini saglayan

    Dedeler ve en önemli bilgi kaynaklari olan elyazmasi "buyruk" kitaplari

    sayesindedir.

    Belli zamanlarda köy köy dolasarak taliplerini ziyaret eden ve sorunlarini

    cözen Dedeler dinsel konularinyanisira hukuksal konularda da basvuru

    makamiydi. Mesela Dersim?de Dedeler silahsiz dolasirlar, birbirleriyle catisan

    asiretleri ancak onlarin kutsal gücleri durdurabilir, onun cözümüne razi olurlardi.

    Demek ki XVI. Yüzyildan cumhuriyet?in kurulusuna kadar Aleviler yukarida

    özetlemeye calistigimiz kosullardayasamislardir. Bu zaman icerisinde Osmanli

    idaresi onlari hep potansiyel bir tehdit olarak görmüs, dindisi ve ahlakdisi

    saymis, hatta yoksaymistir. Osmanli onlari yoksaydigindan ve en alcaltici

    iftiralari(mumsöndü) sünnikitlelere asiladigindan dolayi onlar da deyim

    yerindeyse baslarinin caresine bakmislardir. Yezid düzeni saydiklari Os-

    manli idaresi ile her türlü baglantiyi kesmisler, inanc ve adetlerini disariya

    kapali bir sekilde yüzyillarca yasatmayi basarmislardir. Bu basari da süp-

    hesiz sözlü gelenegin, coskulu edebiyatlarinin payi büyüktür.

    Bektasiligin Yasaklanmasi (BAS SAYFA)


    II. Mahmut yönetimi?nin uyguladigi baski altinda tekkeleri tahrip edilen, önder


    ve mensuplarindan bir kismi idam bir kismi sürgüne gönderilen Bektasiler

    varliklarini sürdürebilmek icin iki yoldan birini secmek zorunda kalmislardir

    YENiÇERi OCAGI?NIN KALDIRILMASI VE BEKTASiLiGiN YASAKLANMASI


     

    Yeniceri Ocagi?nin kaldirilmasi ve ardindan Bektasiligin yasaklanmasi da

    Alevi-Bektasi tarihi bakimindanönemli olaylardandir. Bu olaylardan daha

    cok sehirlerde yasayan Dedebabalara bagli bektasiler etkilenmislerdir.

    Köylerde yasayan aleviler daha önce belirtildigi üzere zaten devletin etki

    alani disinda bulunmaktaydilar.Yeniceri Ocagi?na daha kurulusundan

    itibaren hakim olan disiplin ve itaat bu kurumu döneminin en mükem-

    mel ordusu haline getirmisti. Bilindigi üzere Yeniceri Ocaginin kurulusunda

    Rum Abdallarinin büyük etkisioldugundan Haci Bektas Veli ocagin piri

    olarak kabul edilmisti. O dönemlerde her sanatin ve kurulusun bir piri

    oldugundan hareketle Yeniceri Ocagi da bu töreye uyarak Haci Bektas

    Veli?yi pir kabul etmisti.

    Yeniceri Ocagi Haci Bektas Veli?nin Hakka yürümesinden sonra kurulmustu.

    Ocak ile Bektasilik arasinda14. Yüzyilin ikinci yarisinda kurulusundan bu

    yana, yakin iliskiler bulunmaktaydi. Bektasi Babalari sürekli Yeniceri birlik-

    lerine eslik ederlerdi. Her Yeniceri birliklere katilmadan önce Haci Bektas

    yoluna uyacagina dair yemin ederdi.

    Kücük Osmanli Beyligi?nin koskoca bir imparatorluga dönüsmesinde önemli

    katkisi olan Yeniceri Ocagi,devletin zayiflamasina kadar hep övgüyle anilan

    bir kurumdu. Ancak özellikle 18. Yüzyil sonrasinda devletin sürekli toprak

    kaybetmesi ve sosyo-ekonomik olumsuzluklardan dolayi suclanan da yine

    bu kurum oldu. II. Mahmut Saray Hocasina danisarak Yeniceri Ocagi?nin kal-

    dirilmasina karar verdi. Ocaginkaldirilmasi sirasinda binlerce yeniceri öldü-

    rülürken, binlercesi de sürgün veya hapsedildi. Öyle ki yenicerilerinin

    mezartaslarina dahi saldirildi.Yeniceri Ocagi?nin kaldirilmasi sonrasi sira

    Bektasilerin ve Bektasi dergahlarinin yokedilmesine gelmistir. Bunun gerek-

    cesi ise cok basitti: Yeniceri Ocagi ile olan manevi ve düsünsel baglari. Ülkenin

    icinde bulundugu siyasal ve sosyo-ekonomik cöküntünün faturasi önce Yeni-

    ceri Ocagina, sonra da Bektasilere ve dergahlarina kesilmisti. 8 Temmuz

    1826?da Topkapi Sarayi?nda bulunan Agalar Camisi?nde toplanan dönemin

    alim ve tarikat seyhlerinin katildigi bir toplantiyla Bektasilere ve Dergahlarina

    yönelik imha karari verildi.Bektasilik yasaklandi. Bektasi Babalari ya sürgün

    ya idam edildi. Bektasilerden bosalan bütün mevkilere Naksibendiler atandi.

    Bektasi dergahlarinin tamamina yakini kapatildi, ülke icerisinde yüzyillardir

    bu tarikate ve tekkelerine vakfedilmis bütün emlak ve arazi devlet hazinesine

    devredildi.

    Rumelihisari, Öküzlimani, Karaagac, Yedikule, Sütlüce, Eyüp, Üsküdar, Merdi-

    venköy Sahkulu ve ÇamlicaBektasi dergahlari yiktirildi. Yalniz türbelere doku-

    nulmadi. Bektasilige ait ne kadar yazma eser, esya varsa el konuldu. Bektasi

    Babalarinin kimisi sürgün, kimisi idam edildi. Anadolu?daki Bektasi tekkelerinin

    kapatilmasi icin de Anadolu?ya devlet görevlileri gönderildi. Bütün bektasiler

    bu siddet ortaminda kiyafet ve kimliklerini gizleyerek köselerine sindiler.

    John Kingsley Birge?nin de belirttigi gibi, bir süre tüm Bektasiler o denli asagi-

    landilar ki, herhangi birine kini olan birisinin ona bir kötülük yapilmasi icin

    Bektasilikle suclanmasindandaha etkili bir yol yoktu.

    II. Mahmut yönetimi?nin uyguladigi baski altinda tekkeleri tahrip edilen, önder

    ve mensuplarindan bir kismiidam bir kismi sürgüne gönderilen Bektasiler var-

    liklarini sürdürebilmek icin iki yoldan birini secmek zorunda kalmislardir:

    istanbul, hatta Anadolu disina cikmak veya diger tarikatlerin tekke ve kisveleri

    altina siginarak yasama sansina kavusmak. Nitekim bu olaydan sonra Bektasiligin

    merkezi Arnavutluk olacak ve bugünkü Türkiye sinirlari icerisinde, özellikle

    istanbul ve cevresinde kalan Bektasiler kendilerine Melamilik, Halvetilik ve Rifailik

    gibi baska tarikatler icinde barinma olanagi arayacaklardir. Bektasilige yönelik bu

    terör ortami II. Mesrutiyettensonra özellikle I. Abdülmecid (1839-1861) döneminde

    sonlanmistir denilebilir. Kaynaklardan anlasildigi üzere Bektasi dergahlari naksi

    dergahi adi altinda yeniden acilmaya baslanmistir.Tanzimattan sonra Naksi tekkesi

    adi altinda acilmis dokuz Bektasi tekkesi sunlardir:

    1.Merdivenköyünde Sahkulu Tekkesi,

    2.Çamlica Tekkesi,

    3.Eyüp?de Karyagdi Baba Tekkesi,

    4.Sütlüce?de Karaagac Tekkesi,

    5.Kazlicesme Tekkesi,

    6.Rumelihisarinda Nafi Baba Tekkesi,

    7.Topkapi disinda Takkeciler Tekkesi,

    8.Sütlüce?de Bademler Tekkesi,

    9.Basibüyükde Dilaver Baba Tekkesi.

     

    XIX. yüzyilin baslarina gelindiginde bektasilige karsi yumusamanin etkisiyle

    olacak, bektasilikle ilgili basiliyayinlarda adeta bir patlama yasandi. ittihat ve

    Terakki iktidari döneminde Türkiye?deki farkli mezhep ve tarikatlere mensup

    insanlarin sosyo-kültürel ve dinsel yapilarinin incelenmesi amaciyla uzmanlar

    görevlendirildi ve bu uzmanlar raporlarini hazirladilar. Gercekten de sözü

    edilen dönemde o zamana kadar ele alinmayan Anadolu?da yasayan farkli irk,

    mezhep ve dil özelliklerine sahip bulunan topluluklarin devlet tarafindan ince-

    lenmek istenmesi takdir edilmesi gereken bir cabadir.

     

    Kurtulus Savasinda Alevilik (BAS SAYFA)


    Haci Bektas Dergahi, Mustafa Kemal ve diger heyet üyelerine cok sicak davrandi.

    Daha önce ittihat veTerakki Cemiyeti'nin güclü isimleri Enver ve Talat Pasalar

    da iktidara geldikten sonra da, Haci BektasDergahi'ni ziyaret etmisler ve Çelebi

    onlari Dergah Selamligi'nda karsilamisti
     

    Osmanli Devleti?nin yoksaydigi Alevilerin, ülkenin icinde bulundugu isgal

    ortamindan kurtulabilmesi ve padisahlik rejiminin degisecegi ümidiyle

    Anadolu?da bagimsizlik savasini yürüten Mustafa Kemal Pasa?nin basinda

    oldugu harekete destek vermeleri cok normaldir. Mustafa Kemal Pasa ve

    bagimsizlik savasini yürüten arkadaslari Alevilerin sayica ne kadar önemli

    oldugunun ve yüzyillardir sünni Osmanli idaresine olan muhalefetlerinin

    bilincindeydiler. Bu amacla onlari kazanmak icin grisimlere basladilar.

    Mustafa Kemal Pasa,26 Haziran 1919 tarihinde Konya II. Ordu Müfettis-

    ligine su sifreyi yolladi:

    Tokat ve cevresinin islam nüfusunun % 80'i, Amasya cevresinin de önemli

    bir bölümü Alevi mezhepli ve Kirsehir'de Baba Efendi hazretlerine cok bagli-

    dirlar. Baba Efendi, ülkenin ve ulusal bagimsizligin bugünkü güclüklerini

    görmekte ve yargilamakta gercekten yeteneklidir. Bu nedenle, güvenli

    kimseleri görüstürerek kendilerinin uygun gördügü "Ulusal haklari koruma"

    ve "Baska ülkeye baglanmama"derneklerini destekleyecek birkac mektup

    yazdirilarak buralardaki etkili Alevilerin Sivas'a gönderilmesini pek yararli

    görüyorum. Bu konuda icten yardimlarinizi dilerim.

    3. Ordu Müfettisi Fahri Yaver

    Mustafa Kemal

     

    Sivas Kongresi sonrasi bagimsizlik savasina merkez olarak Ankara secilmisti.

    Bu kongrenin yürütmeorgani durumunda olan Temsil Heyeti Ankara'ya git-

    meden Hacibektas'a ugrayip bu nüfuzlu merkezin kesin destegini saglamak

    istiyordu. Atatürk'ün yaninda Hüseyin Rauf, Mazhar Müfit, Hakki Behic, Ahmet

    Rüstem Beyler vardi. 21-22 Aralik'ta Mucur'da kalan heyet Mucur Kaymakami

    Cevat Bey'i de alarak 23 Aralik 1919 günü Hacibektas'a geldi.

    Haci Bektas Dergahi, Mustafa Kemal ve diger heyet üyelerine cok sicak davrandi.

    Daha önce ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin güclü isimleri Enver ve Talat Pasalar da

    iktidara geldikten sonra da, Haci Bektas Dergahi'ni ziyaret etmisler ve Çelebi

    onlari Dergah Selamligi'nda karsilamisti.

    Cemalettin Çelebi, Atatürk'ü Bestaslar'da karsiladi. Buraya siyah kupa bir arabayla

    gelmis, Atatürk'ü vediger heyet üyelerini konaga götürmüslerdi.

    Cemalettin Efendi'nin oglu Hamdullah Efendi'nin odasinda bir "Cem" düzenlendi.

    Atatürk Hacibektas'dabir gece kaldi. 24 Aralik'ta heyet Dergahi gezdi. Haci Bektas

    Veli Türbesi ve diger önemli yerler ziyaret edildi.Sonra o sirada Dedebaba postunda

    oturan Salih Niyazi Baba ziyaret edildi. Dergahta Atatürk, Cemalettin Efendi, Salih

    Niyazi Baba ve diger ileri gelenlerle özel bir toplanti yapildi. Bu toplantida bagim-

    sizlik savasi konusuldu.Hacibektas görüsmesinde en ilginc konusmayi sonradan

    Veliyettin Çelebi söyle aktarmistir. " Çelebi Cemalettin Efendi Mustafa Kemal Pasa'ya

    'Pasa Hazretleri cesaretli ve basiretliidarenizde Türk Milletinin düsmani kahrede-

    cegine inancim sonsuz.Yüce Allahin milletimize müyesser edecegi zaferden sonra

    Cumhuriyet ilani düsünüyor musunuz? Mustafa Kemal Pasa bunun üzerine "O mutlu

    günün ilanina kadar aramizda kalmak kaydiyla, evet Çelebi Efendi Hazretleri " diye

    yanitliyor.

    Savas sirasinda ayni yardimlarin yanisira Dergah kasasinda bulunan 1800 altin lira

    da verilmistir. BagimsizlikSavasi sirasinda Alevi-Bektasi kitleler tam destek

    vermislerdir.

    Atatürk'ün Haci Bektas Dergahi'nin nüfuzuna oldukca önem verdigi görülüyor.

    Bütün gelismeler Haci BektasÇelebisi'ne hemen bildiriliyor. Atatürk bunu NUTUK'ta

    söyle belirtiyor:" 2 Ocak 1920 günü cemiyetin merkez kurullarina ve Hacibektas'ta

    Çelebi Cemalettin Efendi'ye, Mutki'de Haci Musa Bey'e ayrica bir bildirim yaptik. "

    Cemalettin Çelebi, TBMM calismalarina hastaligi nedeniyle katilamamis, ancak halki

    kurtulus Savasi'na destek vermeye cagiran mektuplar tasiyan ulaklar yurdun dört bir

    yanina gönderilmistir. Mustafa Kemal Atatürk özel doktoru ve baska doktorlar

    Çelebi'nin tedavisi icin görevlendirmisti.

    Cemalettin Çelebi 1922'de vefat edince yerine kardesi Veliyettin Efendi celebi

    Postuna (29. Çelebi) oturdu. ikinci TBMM'nin acilisi sirasinda (25 Nisan 1923)

    Veliyettin Çelebi de yayinladigibildiri ile Atatürk'ü acikca destekliyordu.

    Maras Miletvekili Prof. Hasan Resit Tankut da CHP'ye sundugu 19 Mart 1949

    tarihli raporda Alevilerin cumhuriyet rejiminin yaninda olduklarini belirtmek-

    tedir. Bu arada Atatürk?ün Alevi-Bektasi olan yakin calisma arkadaslarindan

    bazilari sunlardir:

    Cemalettin Efendi'yi (Kirsehir Mebusu) TBMM Baskanvekilligine,

    Albay Hüsamettin Ertürk'ü Gizli Haberalma Örgütü'nün basina,

    ikisi de bektasi babasi olan Dr. Ragip Evrensel'i özel doktorluguna,

    Ali Naci Baykal'i PTT Gizli sifre amirligi'ne

    getirmisti.

    Sonraki Çelebi Veliyettin Efendi'yle de yakin dostluk kurmus milletvekili olmasi

    icin israr etmisti.

    Cumhuriyet Döneminde Alevilik (BAS SAYFA)


    Tarihte yasanmis aci olaylarin izleri hafizalardan silinmeden yasanan, inanc


    farkliligina dayali baskilar ve kiyimlar Aleviler?in cumhuriyet idaresinden de

    umdugunu bulamadigi düsüncesini güclendirmektedir.

    Aleviler yüzyillarca Osmanli idaresinden baski görmüs bir topluluk olduk-

    larindan yeni cumhuriyet idaresinicoskuyla karsiladilar. Cumhuriyetin ilk

    yillarinda gerceklestirilen reformlar ise onlari bütünüyle olmasa da memnun

    eden reformlardi. Egitim birligi yasasi, yeni alfabenin kabulü, seyhülislamlik

    kurumunun kaldirilmasi, kadin-erkek esitligine yönelik düzenlemeler, hali-

    felik kurumunun kaldirilmasi ve laik esaslara dayali bir hukuk sistemine yö-

    nelinmesi Alevileri hosnut eden gelismelerdendir.

    Ancak Alevileri üzen gelismeler de yasanmadi degil. Bunlardan 1921?de

    meydana gelen Kocgiri olaylarindayogun siddet uygulandi. Yine 1925?te

    tekke ve Zaviyelerin kapatilmasi ile de Aleviler olumsuz yönde etkilendiler.

    Alevilerin toplanma yerleri genellikle tekkelerinin ve ocaklarinin bulundugu

    yerlerdi. Sünniler bu yerlerkapatilinca camilerde ayni islevleri görürlerken

    Aleviler böyle bir olanaktan yoksun kaldilar ve ibadetlerini yine gizli yürütmek

    zorunda kaldilar. Son olarak 1937?de Dersim Olaylari sirasinda da o zamanki

    idarecilerin oldukca basiretsiz tutumlari nedeniyle bircok masum insan acima-

    sizca yokedildi. Bu olay sonrasinda aralarinda Dedelerin de bulundugu bircok

    insan sürgün edilerek Dersim adi Tunceli?ye dönüstürüldü. Aleviler bütün bu

    olumsuzluklara karsi tepkilerini, ilk baslarda halka yakin bir görüntü sergileyen

    Demokrat Parti?ye oy vererekgösterdiler. Ancak 1950?lerin ortalarina gelindigin-

    de Demokrat Parti?nin dini politikaya alet eden ve sünnileri kullanmaya yönelik

    politikalari üzerine Aleviler 27 Mayis hareketini desteklediler.

    Özellikle 1960?lar Türkiye?de kirdan kente dogru yogun göc akiminin

    basladigi bir dönemdir. Bu göc akimi sonrasinda sadece büyük kentlere

    degil, basta Almanya olmak üzere dünyanin degisik ülkelerine de yogun

    bir isgücü göcü yasandi.

    Yine 1960?lardan itibaren Türkiye?de sol akimlar yayginlik ve etkinlik kazandi.

    Aleviler de agirlikli olarak solhareketlere destek verdiler. Bu dönemde özellikle

    genc kusaklar Alevilik inanc ve geleneklerini kücümseme egilimine girdiler.

    Giderek Alevilikle ilgili bilgilerden uzaklastilar, Cemler gittikce daha az yapilir

    olmaya baslandi.

    Bu dönemde de Alevilik daha cok sözlü gelenegin yasaticisi ozanlar ve asiklar

    tarafindan yasatilmaktaydi. Asik Veysel, Asik Daimi, Feyzullah Çinar, Davut

    Sulari ve Mahmut Erdal bu gelenegin temsilcilerinin bazilaridir. Ayrica az sayida

    ve akademik alanda olmasa da cesitli kitaplarin yayinlandigini görmekteyiz.

    Yüzyillardir yazili gelenegin tasidigi Aleviligin yazili kültüre gecisi tabiki birden

    olamazdi. Alevilik alaninda 1980?li yillara gelene dek yayin faaliyeti agirlikli

    olarak, deyisler ve nefeslerin "divanlarin; tarihi romanlarin, buyruk hüsniye,

    vilayetname" gibi kitaplarin üzerinde yogunlasti ve özellikle halk katinda bu

    tür calismalar ragbet gördü.1960?lardan sonra da Alevîlik-Bektasîlik konusu

    ne yazik ki üniversitelerin ve devletin ilgisinden mahrum kalmayi sürdürdü.

    Anadolu?nun bu essiz inanc ve kültür hazinesine layik oldugu deger verilmedi.

    1960?li yillarin ikinci yarisindan itibaren Alevilerin, CEM (Abidin Özgünay),

    EHLIBEYT (Dogan Kilic SeyhHasanli) ve GERÇEKLER (Mehmet Yaman) adli

    süreli yayin organlarini cikardiklarini görüyoruz. Bu konuda öncü sayila-

    bilecek bu yayin organlari fazla ömürlü olamamislar, ekonomik sorunlardan

    dolayi kapanmak zorunda kalmislardir.Yine 1960?li yillarin ikinci yarisindan

    sonra Türkiye siyasal yasamina Alevilerce kurulmus bulunan Birlik Partisi

    katildi. Bu parti bir grup Alevi kökenli siyaset adaminca 17 Ekim 1966?da

    kuruldu ve baskanligina Hasan Tahsin Berkman getirildi. Birlik Partisi?nin

    amblemi Hz. Ali?yi simgeleyen biraslanla, onun cevresinde Oniki imami

    simgeleyen oniki yildizdan olusuyordu. Parti programinda din ve vicdan

    özgürlügü vurgulaniyor, kamu düzenine, genel ahlaka ve yasalara aykiri olmayan

    ibadetlerin serbest birakilmasi isteniyordu. 1967?de genel baskanliga Hüseyin

    Balan getirildi. Birlik Partisi 1969 secimlerinde % 2.8 0y orani ile 8 milletvekilligi

    kazandi. Daha sonra Millet Partisi?ndenistifa eden 2 milletvekili de Birlik Partisi?ne

    katildi. 1969 Kasiminda parti baskanligina Mustafa Timisi secildi. 1970?de Birlik

    Partisi?nin bazi milletvekilleri Adalet Partisi?ne gecti. Bu milletvekilleri partiden

    ihrac edildiler, ancak kamuoyunda partinin imaji büyük bir darbe aldi. Parti

    1973?te Türkiye BirlikPartisi adiyla girdigi secimlerden sadece bir milletvekilligi

    elde edebildi. Daha sonraki secimlerdeoy orani sürekli düstü ve 1977?den sonra

    siyasal etkinligini tümüyle yitirdi. Aleviler gerici ve irkci saldirilardan Cumhuriyet

    döneminde de nasibini aldi. 1978'deki Maras ve 1980?deki Çorum Olaylari

    bunlarin Türkiye tarihine bir kara leke olarak gecen en kanlilarindandir. Yüzlerce

    insanin öldügü ve göcettigi bu olaylar sirasinda devlet yurttaslarini, gözü dönmüs

    irkci ve gerici saldirganlara karsi koruyamamis üstelik suclular kisa süre sonra

    serbest birakilarak, bazilari milletvekili bile olabilmislerdir. Süphesiz Aleviler

    yasanan bu olaylarla Osmanli dönemindeyasananlar arasinda paralellik de kur-

    maktadirlar. Tarihte yasanmis aci olaylarin izleri hafizalardan silinmeden yasanan,

    inanc farkliligina dayali baskilar ve kiyimlar Aleviler?in cumhuriyet idaresinden

    de umdugunu bulamadigi düsüncesini güclendirmektedir.

     

    1980 Sonrasi Alevilik (BAS SAYFA)


     

    Seksenli yillarin sonlarina dogru Alevilik derlenip toparlanmis ve yeniden

    örgütlenmeye baslamistir.Alevilik konulu yayinlarda adeta bir patlama

    yasanmis, bircok yayin organi cikarilmaya baslanmistir.

    Bunlar arasinda Alevilerin Sesi, Cem, Nefes, Kervan, Yurtta Birlik, Pir Sultan

    Abdal ve Gönüllerin Sesi sayilabilir. Avrupa?da ve Türkiye?de Dernekler,

    Vakiflar ve Dergahlar olmak üzere üc degisik cati altinda örgütlenme

    hareketleri yogunluk kazanmistir. Bu olumlu gelismeler sonrasinda

    Alevilerin bilincli bir sekilde örgütlenmeleri ve güclenmelerinden rahatsiz

    olan kimi odaklar devletin beceriksizligindende yararlanarak Sivas ve Gazi

    Olaylarini tezgahlamislardir.Bu dönemde de Alevilerin ve onlarin gerek-

    sinimlerinin devlet tarafindan dikkate alindigini söylemek mümkün degildir.

    Ancak yine devlet yükselen siyasal islam karsisinda Alevileri ileri sürmekten

    de geri kalmamaktadir. Devlet cok yanlis olarak, milyonlarca Alevinin yüzyillar

    boyunca ihmal edilmis haklitaleplerini karsilayacagi yerde, 80?li yillarda güc-

    lenmesine destek verdigi siyasal islamci gruplarin kontrol edilebilmesi icin

    Alevileri kullanma yoluna gitmektedir.

    Cumhuriyetin kurulusundan bu yana devletin din islerini yürüten Diyanet

    isleri Baskanligi sadece SünniHanefi mezhebine mensup yurttaslarin gerek-

    sinimlerini karsilayan bir kurum olmustur. Zaman zaman bu kurumun bas-

    kanlari ve görevlileri Alevileri itham edici, kücümseyici aciklamalarda da

    bulunmuslardir. Son yillarda Diyanetin de devletin politikalarina uyarak

    carkettigini görüyoruz. Diyanet bu politika degisikliginin dogal bir sonucu

    olarak Alevilik konusunda cesitli toplantilar düzenlemis Aleviligi kendi

    sakat anlayisi dogrultusunda yönlendirmeye ve Aleviligi kendi görüsleri

    dogrultusunda tanimlamaya calismistir.Oysa Diyanet?in Aleviligi nasil

    tanimladiginin Aleviler icin hicbir önemi yoktur. Diyanet isleri Baskanligi

    ya Anadolu?daki Aleviler?in inanc ve düsüncelerine saygi duyarak dayatmaci

    mantigini terkederek onlariolduklari gibi kabul edecek , ya da bu zamana

    kadar yaptigi gibi milyonlarca Alevi?yi görmezden gelmeye devam edecektir.

    Örgütlenme konusunda sunlari söyleyebiliriz : 1990?li yillara gelinceye kadar

    ki dönemde Alevilerin sinirlibir derneklesme cabasi icerisinde bulunduklarini

    görüyoruz. Bu derneklerden en eskileri ve en bilinenleri Haci Bektas Veli ve

    Karaca Ahmet Dernekleridir. Sahkulu Dernegi ise seksenli yillarin ortalarinda

    kurulmustur. Yine bu dönemde belirli yöre ve köy derneklerinin de kurulduklari

    görülmektedir.1990?li yillarla birlikte derneklesme faaliyetlerinde de büyük artis

    görüldü. Bugünkü durumuna gelmesinde devletin de büyük katkisi olan siyasal-

    lasmis sünni islam?in neredeyse kontrol edilemeyecek bir duruma erismesinin de,

    Alevilerin derneklesme, vakiflasma türü faaliyetlerini hizlandirdigi söylenebilir.

    "Sivas Olayi", "Karacaahmet Cemevi?nin Yikilmasi" ve "Gazi Olayi" gibi kriz zaman-

    larinin ve bu olaylarin toplumdaki yansimalarinin da Alevileri inanc ve kültür

    alaninda birlestirdigi, birlikte hareket etme güdüsünü asiladigini gözlemekteyiz.

    Pir Sultan Abdal Kültür, Pir Sultan Abdal Canlar, Haci Bektas Veli ve diger adlar

    altinda yüzlerce dernek hem büyük sehirlerde hem diger sehirlerde subeler ve

    merkezler seklinde kurulmus bulunmaktadir. Yöresel derneklerin sayisinda da

    hizli bir artis yasanmaktadir.Son zamanlarda ise vakiflasma faaliyeti yogunlas-

    mistir. Bu vakiflar arasinda sunlar sayilabilir : Semah Vakfi, Haci Bektas Veli

    Anadolu Kültür Vakfi, Ehli Beyt Vakfi, Sahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi

    Dedebaba Arastirma, Egitim ve Kültür Vakfi, CEM(Cumhuriyetci Egitim ve Kültür

    Merkezi) Vakfi . Önümüzdeki günlerde de bircok vakif ve dernegin kurulacagini

    söylemek yanlis olmaz.Yine Avrupa ülkelerinde kurulmus iki yüzü askin Alevi

    dernegi bulunmaktadir. Bu kuruluslarin tamamina yakini su anda Avrupa Alevi

    Birlikleri Federasyonu (AABF) catisi altinda bulunmakla birlikte AABF?ye bagli

    olmayan dernekler de bulunmaktadir.Yurtici ve yurtdisinda yasayan bu örgüt-

    lenme faaliyetlerini kisaca sunduktan sonra simdi de genel olarak sorunlari

    belirtebiliriz. Alevi örgütlenmesinin yasadigi sikintilarda su genel egilimler

    göze carpmaktadir. Son tahlilde bu sikintilarin "temsil" ve bununla ilintili

    "mesruiyet" olgulari ile baglantili olduklari görülmektedir. Bu nedenle aslinda

    bütün dernek ve vakiflarca desteklenmesi gereken cesitli girisimler, karsilikli

    cekememezlik, Alevilige iliskin yorum farkliliklari ve girisimci kadronun aslinda

    bu harekette yer almasi gerekenbircok insan veya kurumu dislamasi gibi

    nedenlerle ne yazik ki, basarisizliga ugramaktadir. Bu özet deger lendirmemize

    kaynak olusturan iki önemli örnek olay vardir. Bunlardan ilk 1992? de CEM?in

    öncülük ettigi"ALEVi KURULTAYI" girisimi ve digeri ise 1994?te PiR SULTAN

    ABDAL KÜLTÜR ve HACIBEKTAS KÜLTÜR derneklerinin öncülügünde bir

    grubun yürüttügü ALEVi-BEKTASi TEMSiLCiLER MECLiSi girisimidir. Önce

    "ALEVi KURULTAYI" girisimi ve sonrasinda yasanan gelismeleri özetleyelim:

    1992?deki bu girisimin aslindacok kapsamli ve yeterli bir ön programi vardi.

    Ancak daha yasama gecirilmeden, Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi?nin basi

    cektigi bir grup tarafindan benimsenmedi. Bunun üzerine bu girisimin sahibi

    CEM grubu, bu bölünmüslügün kurultaya yansimasinin söz konusu olabilecegini

    ve bu sekilde de Alevi hareketindebölünmüslügün tescil edilmis olacagini dile

    getirerek "ortam uygun degil, halkin bu sürece hazirlanmasi gerekiyor" diyerek

    kurultayi erteledi. 1992?deki bu girisimi olumlu karsilamamis olan dernek ve

    kisilerin öncülügünde bu kez 1994?te "ALEVi-BEKTASi TEMSiLCiLER MECLiSi"

    girisimi baslatildi. Yeterli katilimin cesitli nedenlerle saglanamadigi bu mecliste

    egemen belli gruplar olarak AABF, Pir Sultan ve Haci Bektas Kültür Dernekleri ve

    Semah Vakfi görülmektedir. Kimi toplantilarini gözlemci olarak izledigim bu

    girisim kisir tartismalar bütün vakif, dernek, dede, yazar gibi unsurlari icerme-

    mesi ve kimi kisi ve gruplarin dislanmasi nedeniyle sagliksiz bir sekilde dogmus

    oldu. Bu sagliksizlik nedeniyle olacak bugünlerde bu eksiklikler giderilmeye

    calisiliyor. Çesitli dernek ve vakif baskanlariyla yaptigim görüsmelerden,

    "Alevi-Bektasi Temsilciler Meclisi" seklinde yeni bir yapilanmanin olusturulacagini

    söyleyebiliriz. Sonuc olarak Alevi örgütlenmesi temsil, mesruiyet, dar kadro

    seklinde siralanabilecek gecis asamasisikintilarini yapisinda barindiriyor. Bu

    gecis asamasinin dogal bir sonucu olan bu bütünlesmeme probleminin yakin

    bir gelecekte cözülmesi de pek mümkün görünmüyor. Siyasal anlamda temsil

    ve mesruiyet sorunlarinin tek cözüm yolu, herkesi kapsayan, yürütme kadro-

    sunun liyakatli, tutarli vesaygin kisilerden olustugu saglikli bir yapilanmanin

    olusturulmasidir. Böyle bir yapilanmanin ülkemiz sivil toplum ortamina yeni

    bir dinamizm getireceginden kuskumuz yok.

    Yasanan bu yogun örgütlenme faaliyetlerine ragmen arastirma alanina ilgi

    duyulmadigi görülmektedir.Alevilik konusu hem Devlet ve üniversitelerce,

    hem de Alevilige hizmet iddiasinda bulunan dernek ve vakiflarca ne yazik ki

    ihmal edilegelmistir. Özellikle Türkiye?deki örgütlerin bu tutumlari oldukca

    üzücüdür.Gereksiz bircok alana kaynak aktaran bu örgütler konu arastirma

    olunca ilgilenmemektedirler. inaniyoruzki bu nedenle birgün tarih önünde

    hesap vermek zorunda kalacaklardir. Türkiye?deki Alevi örgütlerinde bu ko-

    nuda herhangi bir somut caba görülmezken, Avrupa?da iki yeni arastirma

    kurulusunun kuruldugunu görüyoruz. Bu oldukca memnuniyet verici bir gelis-

    medir. Alevi-Bektasi Kültür Enstitüsü ve Avrupa Alevi Akademisi adlarini

    tasiyan bu iki yeni arastirma kurulusunun akademik gereklere uymak ko-

    suluyla, Alevilik arastirmalari alanina yeni bir dinamizm getirecegini umuyoruz.

    Aleviler bugüne kadar sosyal demokrat ve sol siyasal partilere yönelmislerdir.

    Ancak kücük miktarda daolsa baska partilere oy verenler de bulunmaktadir.

    Her ne kadar bu zamana kadar destekledikleri siyasal partilerin, Türkiye

    Büyük Millet Meclisi?ne gönderdikleri milletvekillerinin kendilerine pek sahip

    cikmadigi ortadaysa da oylarin sol partilere gitmeyi sürdürecegini söyleyebiliriz.

    Bugün kentlesen Aleviligin bu yeni duruma özgü sorunlarla karsilastigi görül-

    mektedir. Köyden kentleregöclerin yogunlastigi 60?li yillardan bu yana yasan-

    makta olan bu sorunlari su sekilde özetleyebiliriz: Göc sonucunda kitleler

    kendilerini yeni bir toplumsal ve ekonomik yapilanmanin icerisinde bulmuslardir.

    Kirda varolan toplumsal kurumlarin yerlerini sehirlerde yeni kurumlar almislardir.

    Bu baglamda Dede-talip iliskileri de kopmus Alevilik konusunda o zamana kadar

    devam eden sözlü bilgi aktarimi sekteye ugramistir. Bunun bir sonucu olarak

    kitleler inanclari hakkinda büyük bir bilgisizlesme sürecine girmislerdir.

    Özellikle genc kusak bu konuda bir bosluk icerisinde bulunmaktadirlar.

    Özellikle 1990 sonrasinda yüzlerce saz ve semah kurslari acilmakla birlikte

    bunlar bilgilenme ihtiyacini gidermekten yoksundur. Aleviligin tarihsel, sosyal

    ve dinsel köklerinin halk kitlelerine dogru bir sekilde ulastirilmasi zorunludur.

    Sivas ve Gazi Olaylari (BAS SAYFA)


     

    Sivas Olayi daha dogrusu katliami (2 Temmuz 1993), Türkiye tarihine

    kara bir leke olarak gecenolaylardandir. Ayrica bu olay Türkiye?nin ne

    hale geldigini sergilemesi bakimindan da dikkat cekicidir

    Sivas Olayi daha dogrusu katliami (2 Temmuz 1993), Türkiye tarihine

    kara bir leke olarak gecen olaylardandir.Ayrica bu olay Türkiye?nin ne

    hale geldigini sergilemesi bakimindan da dikkat cekicidir. Olay Cumhuriyet

    Gazetesi?nde "Seriatcilar Ayaklandi" manseti altinda söyle yeraldi:" Olaylar

    Aziz Nesin?in Sivas Valiliginindesteginde yapilan Pir Sultan Abdal

    Senligi?ndeki konusmasina asiri dinci kesimlerin gösterdigi tepkiyle basladi.

    Kitaplarini imzalarken tartaklanan Nesin, cevresindekilerce kurtarildi. Pir

    Sultan ve Atatürk heykellerine saldiran göstericiler valilik, kültür merkezi

    ve senlige katilanlarin sigindigi Madimak otelini kusatti. Kentteki 400 polis

    yetersiz kaldi. Kentte 2 gün sokaga cikma yasagi ilan edildi? Sayilari yaklasik

    10 bine ulasan göstericiler, kentteki bircok bina ve araci tahrip etti. Valinin

    su sikarak kalabaligi dagitma istegineRP?li belediye baskani karsi cikti. Otel

    cevresindeki kusatmayi daraltan göstericiler önce oteli tasladi. Otel lobisine

    giren 50-60 gösterici etrafi atese verdi. Yazarlari linc etmek icin yukari

    cikmaya calisanlari polis güclükle engelledi. Olay yerine güclükle ulasan

    güvenlik gücleri havaya ates acarak kalabaligi dagitti? Sivas?taki kanli olaylar

    kentteki yerel gerici basinin Pir Sultan Abdal Senlikleri?ne karsi tavir almasiyla

    basladi. "

    Sivas?ta devletin güvenlik güclerinin gözleri önünde gerceklestirilen 37 canin

    hunharca öldürülmesiylesonuclanan bu kanli olay aslinda ne Aziz Nesin, ne

    de Salman Rüsdi?nin "Seytan Ayetleri" kitabiyla ilgilidir.

    Bu olayi bu gibi yapay nedenlere baglayanlar, olayin gercek nedenlerini giz-

    lemeye calismaktadirlar. Sivas?ta yüzyillar önce deyislerinden baska silahi

    olmayan büyük Ozan Pir Sultan Abdal?i asanlar da, 37 masum canimizi

    katledenler de ayni gerici ortacag zihniyetininin temsilcileridir. Modern,

    laik bir Türkiye?yi istemeyen ve cumhuriyeti ortadan kaldirmayi amaclayan

    din ticaretiyle beslenen bu zihniyet,kendi düsüncelerinin disinda hicbir

    düsünceye yasama hakki tanimak istememektedirler. Gerici zihniyet bu

    olay sonrasinda birlik ve beraberlik edebiyatina yönelmistir. Oysa yüzyil-

    lardir yasanan olaylar ortayakoymustur ki, birlik ve beraberligi bozan da

    istemeyen de kendileridir.

    Tabiki olayin bas sorumlulari iktidari ellerinde tutanlardir. Ancak onlar

    kendilerini kurtarmak icin vali veemniyet müdürünü görevden alarak

    durumu kurtarmaya calisiyorlar. iktidarda bulunanlar olaylarda yurttaslarini

    koruyamadiklari icin siyaseten sorumludurlar. Ancak ne acidir ki demokrasi

    geleneginin hala sakat oldugu ülkemizde siyasi ahlak kavrami henüz gelis-

    memistir. Siyasal ahlak yoksunlugu bircok olayda ortaya cikmaktadir. Siya-

    seten sorumlu idarecilerimizin ve devletin halkin gözünde zedelenen güveni

    onarabilmelerinin bir tek yolu vardir. O da 37 masumun yasamini yitirdigi

    bu olayin suclularini bularak hakettiklericezalari vermek. Devlet halkinin

    huzurunu, güvenligini ve refahini saglamakla yükümlüdür. Sivas olayi gözönüne

    alindiginda devletin yükümlülüklerini yerine getirmedigi görülmektedir.

    7 Eylül 1994 geceyarisi Karacaahmet Cemevi insaatinin Refah Partili istanbul

    Büyüksehir Belediyesi tarafindanyikilmasi olayi da 1980 sonrasina damgasini

    vuran olaylardandir. Bu olay bir anda ülke gündemini isgal etti. Daha önce

    Alevilerin hakli taleplerine kulaklarini tikayan ve milyonlarca Alevinin inanc ve

    kültürlerini yoksayan medya ve siyasiler ikiyüzlü bir sekilde Karacaahmet

    Dergahina akin ettiler. Halkin sahip cikmasi sonucunda Belediye geri adim

    atmak zorunda kaldi. Cemevi insaatina devam edildi ve bugün Alevilerin

    önemli merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor.

    Gazi Mahallesi?nde Mart 1995?te yasanan olaylarda Türkiye tarihinin utanc

    verici sayfalarindan biriniolusturmaktadir. Gazi Olaylari ülkemizin hem etnik,

    hem de mezhep alanlarinda cok hassas bir durumda oldugunu bir kez daha

    gösterdi. Olaylar 12 Mart gecesi Gazi mahallesinde kahvelerin taranmasi

    üzerine basladi. Bunun üzerine istanbul?un cesitli bölgelerinden akin akin

    Gazi mahallesine gelen kitleler olayiprotesto etmek istiyorlardi. Ancak bu

    olaylar sirasinda güvenlik güclerinin kontrolü kaybetmeleri sonucunda ve

    olaylarin Ümraniye Mustafa Kemal mahallesine de yayilmasi sonucunda 20?den

    fazla yurttasimiz yasamini yitirdi.

    Tüm bu olaylardan devletin daha önce bircok kez oldugu gibi son olaylarda

    da yetersiz kaldigi ve halknezdinde güven erozyonuna ugradigi görülmektedir.

    Devlet bu güvensizligi gidermek icin öncelikle bu olayin sorumlularini, yani 12

    Mart gecesi kahveleri tarayanlari bulmak, yargilamak ve ezalandirmak zorundadir.

    Yine devlet Gazi Mahallesi ve Ümraniye?deki olaylarda kursunlarla öldürülen

    yurttaslarimizin kimlerce, sivil ya da polis öldürüldügünü de bir an önce bulmak

    ve adalete teslim etmekle yükümlüdür.Olaydan bu yana iki yil gecmesine ragmen

    bu konuda herhangi bir ilerleme saglanamamistir. Ayrica bu olaylar Türkiye?nin

    uluslararasi alandaki imajini da oldukca olumsuz yönde etkilemistir.

    Sözedilmesi gereken bir diger olay da "Kizilbas" adi üzerine yasanan tartisma-

    lardir. Bilindigi üzere tarihsel olarak Alevilerin bir diger adi da "kizilbas"tir.

    Osmanli iktidari ve bazi sünni gruplarca Kizilbas adina yönelik insanlikdisi

    propagandalar yürütülmüstür.Utanc vericidir ki bu durum zaman zaman

    gündeme gelebilmektedir. Bugün olmus Türkiye?de satilan kimi sözlüklerde

    kizilbas sözcügü kücümseyici anlamlarda kullanilmaktadir. Ancak sevindirici

    olarak kamuoyunun uyanik tavri ve aydin sünnilerin de katkisiyla bu cagdisi

    zihniyet gereken yaniti almaktadir.

    Yüzyillara yayilan bir sürec sonucunda günümüze ulasan Alevilik inanc ve

    Kültürünün tarihsel yönünü anahatlariyla sergilemeye calistik. Süphesiz cok

    kapsamli olan bu konular burada en özet haliyle sunulmaya calisilmistir.

    Daha fazla bilgi icin ise yararlanilabilecek bir bibliyografya sunulmustur.
     

     



    Buradaki Bilgiler degerli
    arastirmaci Ali Yaman (Istanbul Üniversitesi) ve


    Müslüm Güler'in
    (Sitenin teknik sorumlusu) hazirladigi Internet Sitesinden:


    www.sahkulu.org/alevi/alevi.htm

    ve
    www.alevi-bektasi.de

    alinmistir.

    Genis ve ayrintili bilgiler icin
    bu siteye girebilirsiniz.


    Kendilerini bu arastirmadan dolayi
    dernegimiz adina kutlarim.

    Nail


    Hazirlayan:
    Nail

    © 1999 Hamburg (BRD, Almanya)

      (Copyright: Internet)