|
Aleviligin Tarihi
TÜRKIYE'DE ALEVILIK
ICINDEKILER
Anadoluda Islamlasma (BAS SAYFA)
Bitmek tükenmek bilmeyen göcebe Türkmen akini Selcuklu Devletince
Anadolu?ya yani Bizans sinirina yönlendiriliyordu. Bu sinir bölgeleri,
baska bir deyisle "Uclar", ic bölgelerden farkli sosyal özelliklere sahip
bulunmaktaydi. Uclarin bu farkli toplumsal yapisi, onun özel durumundan
kaynaklanmaktaydi. Uc halki, ic bölgelerde daha barisci ve istikrarli bir
düzene sahip halkin aksine, sürekli savas hayati yasardi. Özellikle Horasan
ve Türkistan?dan uc bölgelerine bircok savasci gelirdi. Uclardaki bu
savasci dervisler (ya da alperenler, gaziler) daha Malazgirt Savasi?ndan
(1071) cok önce Anadolu?nun Sivas, Kayseri ve Konya gibi büyük sehir-
lerine saldirilar düzenlemekteydiler. Uc bölgeleri karsi taraftan gelecek
olasi akinlara yönelik de hazirlikli olmak zorundaydilar.
Uclarda nüfusun cogunlugunu göcebe Türkmenler olusturmaktaydi.
Bu göcebe Türkmenler daha önce de belirttigimiz gibi, Alevi-batini
egilimli heterodoks Türkmen babalarinin nüfuzu altindaydilar. O dö-
nemde Bizans imparatorlugu?nun icerisinde bulundugu zayif durum
nedeniyle bu uclar sürekli batiya, Anadolu?nun ic kisimlarina dogru
kaydi. XI.yüzyil sonrasi gelismelerine bakarak, bu uc savascilari ve
birlikte ilerleyen göcebe Türkmen asiretlerini, Anadolu Selcuklu Dev-
leti?nin, daha sonra beyliklerin ve bu beyliklerden Osmanli imparator-
lugu?nun dogusunda birinci derecede rol sahibi olarak görmek dogru
olacaktir.
XI.yy.la birlikte baslayan göclerin hangi nedenlerle ve nasil gerceklestigine
daha önce deginmistik. Anadolu?ya ilk büyük göc dalgasi Malazgirt Savasi
sonrasi, ikinci ve daha büyük bir göc dalgasi ise Mogol istilasi sonrasinda
gerceklesmisti. Bu göc hareketinin önünde ise savasci dervisler bulunmak-
taydi. Uclar konusunda daha önce degindigimiz bu savasci dervisler
P.Wittek?in "Gazi hareketi" olarak nitelendirdigi bir hareketin mensuplari
olarak, Anadolu Selcuklu Devleti, Anadolu Beylikleri ve Osmanli Devleti?nin
de kurulusunda cok önemli islevler gördüler. Anadolu?nun fethi bu dervis-
lerin öncülügünde gerceklestirildigi gibi, bu yeni vatanin iskân ve kolonizas-
yonu da onlarin önderliginde gerceklestirildi.
Türkistan, Harzem, Horasan, Azerbaycan, Suriye ve Irak?tan gerek fetihlerle
birlikte gerekse fetihlerden sonraki göclerle Anadolu?ya gelen dervisler
degisik dinsel akimlara mensuptular. Süphesiz XI.yüzyildan itibaren Ana-
dolu?da meydana gelen sosyal-siyasal gelismelerin bu dervislerin etkinlik-
lerini kolaylastirdigi gibi, halkin da onlara baglanmalarina yol actigi söy-
lenebilir. Özellikle köylerde yasayanlar ve göcebe kitleler heterodoks tasav-
vuf akimlarina mensup seyh ve dervislere ve onlarin tekke/zaviyelerine büyük
ilgi gösteriyorlardi.
Göcebe/yari göcebe Türkler?e uygun gelmeyen ehli sünnet inanclarinin ön
planda oldugu görüsleri yayan seyhler ve mutasavviflar daha cok sehirlerde
faaliyet gösteriyorlar, göcebe/yari göcebe kitleler arasinda pek ragbet görmü-
yorlardi. Ayni durum göcler sonrasi Anadolu?da yinelendi ve sünni seyhler
göcebe/yari göcebe kitleler üzerinde etkili olamadilar. Bu kitleler arasinda
daha cok heterodoks tasavvuf akimlarina mensup babalar, dervisler etkiliy-
diler. Çünkü onlar, bu kitlelere cok daha uygun gelen senkretist fikirleri yayi-
yorlardi. Köprülü?nün de belirttigi üzere:
"Tahta kiliclarla kafirlere karsi harbeden, yanindaki bir avuc mürid ile yüz-
binlerce kisilik düsman ordularini ezen, kaleleri alan, küfr diyarina kilic
kuvvetiyle islamiyeti yayan bu savasci Türk mutasavviflari ile, tekkelerde
sakin ve donmus bir hayat geciren Arap ve Acem mutasavviflari arasinda
büyük ayrilik vardir."
Süphesiz Anadolu bu dönemde Orta Asya, Harzem, Horasan, Suriye, iran ve
Irak gibi merkezlerle siyasal ve sosyo-ekonomik baglara da sahipti. XI. yüz-
yildan baslamak üzere bu bölgelerdeki dinsel ve kültürel gelismeler Ana-
dolu?yu da etkiliyor, bu bölgelerden bircok mutasavvif ve dervis zaman zaman
Anadolu?ya gelerek görüslerini yayiyorlardi. Bu dinsel akimlari anlamaksizin,
Anadolu?daki hicbir dinsel hareketi anlayabilmek olanakli degildir. Mevlevilik
de, Bektasilik de, Alevilik de ancak bu dinsel ortamin aciklanmasi sonucunda
anlasilabilir. Bu konuda F. Köprülü su bilgileri veriyor: "Daha ilk Selcuklular
zamanindan itibaren "Darülcihad" olan Anadolu?ya Türkmen boylariyle bera-
ber bircok "Türkmen Babalari", Ortaasya, Harzem, Horasan?dan "Yesevi Dervis-
leri", Irak, Suriye ve iran?dan "ismaili Propagandacilari", Kalenderiye mensuplari
geliyorlardi..."
Ayrica islam?in göcebe/yari göcebe Türkmenler arasinda daha cok tasavvuf ve
heterodoks tarikatler araciligiyla benimsenmesinden de anlasilacagi üzere,
islamin yüzeysel ve esnek bir yorumunu yayan bu akimlarin ne derece yaygin
olduklari tahmin edilebilir. Bu akimlarin temsilcileri olan eski Türk samanlarini
andiran babalar ve dervisler bu kitlelere oldukca uygun gelen eski inanclarla da
baglantili bir islam yorumu sunuyorlardi. Bu yorumu yapan babalar ve dervisler
sünni seyh ve mutasavviflarca siddetle elestiriliyorlardi. Elestiriler daha cok
namaz, oruc gibi dinsel yükümlülüklere uyulmamasi, islama aykiri oldugu ileri
sürülen ayin ve ibadet anlayislarinin uygulanmasi konularinda yogunlasmaktaydi.
Bu elestirilerden, Ahmed Yesevi ve Ebu?l Vefa gibi büyük tarikat ululari bile kur-
tulamamislardir. Bu seyhlerin zikir törenlerine erkeklerin yanisira kadinlarin da
katilmasi ortodoks sufi ve ilahiyatcilarca siddetle elestirilmisti. Togan?in verdigi
bilgilere göre, bu seyhlerin ayinleri "seytan ameli" olarak nitelendirilmekteydi.
Halbuki bu zikir törenlerine kadinlarin da katilmasi ve bu törenlerde vecd halinde
sergilenen rakslar islam öncesi inanclarin islâmi sekil altinda devamindan baska
bir sey degillerdi.
Anadolu?ya göclerle birlikte baslangicta uclar araciligiyla gerceklesen Anadolu?ya
yerlesen Türklerle, Anadolu?nun yerli hiristiyan halki arasindaki iliskiler ve karsi-
likli etkilesim konusu da oldukca önemlidir. Anadolu?ya gelen Türklerle yerli
ahali arasindaki yakinlasmanin bircok nedenleri bulunmaktadir. Herseyden önce
yerli halk Bizans idaresine, agir vergiler, keyfi idare, yogun iktidar mücadeleleri
ve ordunun bozulmasi gibi nedenlerle yabancilasmis durumdaydi. ikinci olarak
Anadolu Selcuklularindan baslamak üzere Türkler, yerli halka dinsel ve kültürel
konularda hosgörülü davranmislardir. Ücüncü olarak XI.yüzyildan baslamak
üzere Anadolu?ya gelen ahalinin, islam anlayisi oldukca yüzeysel ve eski inanc-
larla bezenmis bir islamlik idi ki, bu yerli halkla kaynasmayi oldukca kolaylas-
tirmistir.
Süphesiz yerli halkin müslüman olmasinda ön planda, heterodoks seyh ve der-
visler vardi. Bu heterodoks Türkmen babalari kurduklari zaviyeler araciligiyla,
esnek islam anlayislarini yerli dinsel ve kültürel unsurlarla da besleyerek, Ana-
dolu ve Balkanlardaki yerli halklara sunuyor, onlari yeni idareye ve ahaliye isin-
diriyorlardi. Örnegin o döneme iliskin, mitolojik nitelikli de olsa tarihsel acidan
degerli bilgiler iceren Vilayetname?de Haci Bektas-i Veli?nin hiristiyanlari müs-
lümanlastirmak icin gönderdigi Hacim Sultan, Sari ismail, Resul Baba gibi dervis-
lerden söz edilir. Yine bu konuda Ö.L.Barkan?in "Kolonizatör Türk Dervisleri" adli
makalesinde arsiv belgelerine dayanan önemli bilgiler vardir.
Üstelik Anadolu köklü bir kültürel ve dinsel gecmise de sahipti. Bu köklü kültür,
yeni yerlesen Türkler üzerinde dogal olarak etkilerde bulundu. Bu etki, kirsal
alanlarda daha farkli olmakla birlikte, sehirlerde daha cok zanaatlar ve ticari
gelenekler iz birakti. ihtidalar, evlilikler ve karsilikli sosyo-ekonomik iliskilerin
bir sonucu olarak gerceklesen bir etkilesim ortak degerlerin olusmasiyla sonuc-
landi. Hilmi Ziya Ülken?in de belirttigi gibi "... Anadolu?ya yerlesen Türkler buraya
kendi geleneklerini getirdiler,bunlari islam dini kurallari, medrese ve tekkenin
verdigi arap ve fars kültürü unsurlari, yerli Anadolu kültür izleriyle birlestirdiler.
Bu sentezden Anadolu Türk kültürü dogdu..."Demek ki, yerli kültürel ve dinsel
unsurlar da bu yeni gelmis ahali üzerinde etkili oldu. Mesela müslüman halk,
hiristiyan azizlerini kendi ululariyla özdeslestirerek Aziz George ve Theodore
ile Hizir ilyas, Aziz Nicholas ile Sari Saltuk, Aziz Haralambos ile Haci Bektas-i
Veli özdes kabul edildi. Bu sekilde hem hiristiyan, hem de müslümanlarca
ziyaret edilen yerler, Hasluck?un deyimiyle "ikili ziyaretgahlar" ortaya cikti. Her
iki halk tarafindan da ugurlu sayilan, yagmur yagdirdigina inanilan kutsal taslar,
kutsal agaclar ziyaret edilirdi. Yine edebiyat alaninda da, hem islam hem de
yerli Anadolu inanclarinin etkileriyle kahramanlik hikayeleri ortaya cikmistir.
Büyük ölcüde heterodoks seyh ve dervisler, hiristiyanlarca da kutsal bilinen
yerlerde tekkeler kurmuslar ve buralarda hiristiyanliga ve hiristiyanlik öncesi
dönemlerden kalma yerel aziz kültleriyle karsilasmislardi. Bu kültler ve onlara
iliskin hikayeler, evliya menkibeleri yoluyla islamilestiriliyordu. islamilestirilerek
devam eden bu eski inanc unsurlari arasinda, ölmeden önce göge cekilmek,
suyu kana cevirmek, halka felaket musallat etmek, bereket getirmek, ölü insan
veya hayvani diriltmek, nefes evladi edinmek, kuru odunu agac haline getirmek,
yerden veya tastan su fiskirtmak, irmagi veya denizi yarip gecmek ve üstünde
yürümek gibi unsurlar sayila bilir.
Bektasiligin Dogusu (BAS SAYFA)
Artik XIII.yüzyilin baslarindan itibaren Anadolu?nun her yanina yayilmis
bulunan ve devletin nüfuzundaki sehirlerin ve gelismis merkezlerin disindaki
köylerde ve göcebe asiretler arasinda cok uygun bir faaliyet ortami bulan bu
Türkmen babalarinin, Yesevilik, Kalenderilik ve Haydarilik gibi heterodoks
tarikatlere mensup bulunduklarinibiliyoruz.
Daha önce Orta Asya?dan baslamak üzere gelisimine degindigim senkretist
düsünceleri yayan bu babalar, propagandalarda bulunduklari sosyal bakim-
dan sehir halkina ve devlet düzenine oldukca yabancilasmis cevrelerde zaman
zaman siyasal propagandalarda da bulunmaktaydilar. Anadolu?da bunun cok
taninmis ve iz birakmis bir örnegi olarak, bu heterodoks babalardan Vefai
tarikatina mensup Baba ilyas önderliginde, "mehdici" bir nitelik tasiyan Babai
Ayaklanmasi (1240), bu babalarin ve propagandalarda bulunduklari kitlelerin
gücünü göstermek bakimindan oldukca dikkat cekicidir. Ekonomik ve siyasal
ortamin elverisli olmasinin yanisira, kendisine yabancilasmis bir yönetime
(Anadolu Selcuklu Devleti?ne) nefret duygusundan da kaynaklanan bu hareket
güclükle bastirilabilmis,ancak sonucta merkezi yönetimin gücü de tükenmistir.
Bu tükenmislik, 1243?te Mogollar?in Anadolu?ya saldirmalarina olanak saglamis
ve Anadolu Mogol egemenligine girmistir.Konunun uzmani Prof. Ocak?in cok
yerinde tespitine göre "Türk heterodoksisi Babai hareketiyle derlenip topar-
lanmistir. Alevilik ve Bektasilik bu hareketle Anadolu?daki tarihsel temellerini
bulur."
Ayrica arastirmacilar Mogol istilasinin heterodoks akimlarin Anadolu?da cok
rahat yayilma imkâni bulmasina yardimci oldugunu vurgulamaktadirlar. Bu
sekilde XIII.yy?in ikinci yarisindan sonra Anadolu?da heterodoks islam yay-
ginlasti ve güclendi. Z.V.Togan?in verdigi bilgilere göre ilhanlilarin himaye-
sinde: Aybek Baba, Buzagu Baba, Abdurrahman Baba, Baba Halil, Sari Saltik,
Barak Baba ve Haci Bektas gibi Türk seyhleri ile Yesevî seyhleri, islamiyeti
adeta bir ulusal Türk dinine cevirdiler. Bu durum, Ortodoks, islam muhitinde
ve özellikle Suriye?de Arap ulemasitarafindan büyük bir kizginlikla karsilandi.
Baba ilyas?in halifelerinden Hünkâr Haci Bektas-i Veli nasil oldu da Anadolu
ve Balkanlar?daki babalarin/abdallarin en ulusu, piri durumuna geldi. Bu
konu üzerinde durmak gerekir. Eflaki?nin verdigi bilgiler ve Vilayetname?deki
bilgiler onun heterodoks bir Türkmen seyhi oldugunu acikca ortaya koymak-
tadir. Eldeki sinirli kaynaklardan anlasildigina göre bir Hayderi seyhi olan Haci
Bektas-i Veli, Anadolu?ya göc eden Türkmen asiretlerinin basinda bulunan ve
bu asiretlerin hem dinsel hem de siyasal önderi olan heterodoks Türkmen
babalari?ndan biri idi. Son arastirmalara göre Bektaslu Oymagi?nin lideriydi
ve Babai ayaklanmasinin bastirilmasi sonrasi Sulucakarahöyük civarinda
heterodoks nitelikli bir islam propagandasi yürütmekteydi. Menkabevi niteligine
ragmen, cok önemli tarihsel bilgiler de iceren Vilayetname?ye göre Haci Bektas-i
Veli hiristiyanlara ve samanist Mogollara yönelik islam propagandasi yürütüyor
ve halifelerini Anadolu?nun her tarafina gönderiyordu. Yasadigi sirada fiilen Bek-
tasilik tarikatini kurmamis bulunan Haci Bektas-i Veli, ölümünden sonra halife-
lerinin, özellikle Abdal Musa ve müridi Kaygusuz Abdal?in faaliyetleri sonucunda
bütün Anadolu ve Balkanlarda heterodoks Türkmen babalarinin/abdallarinin
en ulusu durumuna geldi. Böylece Haci Bektas Veli, Baba ilyas?in ününü gölgede
birakacak bir duruma geldi.Artik XV. yüzyil sonlarina gelindiginde Rum Abdal-
lari arasinda Haci Bektas kültü hakim durumdaydi. Haci Bektas artik hepsinin
piriydi. Anadolu?daki bütün abdallarin, gazilerin ve dedelerin sercesmesi
Hünkar Haci Bektas Veli?ydi.
Bu sekilde Haci Bektas-i Veli ve onun Türkmen babalari arasindaki özel
yerine dikkat cektikten sonra bu heterodoks babalarin ve abdallarin babai
hareketi sonrasindaki faaliyetlerini anlatmayi sürdürebiliriz. Babai hareketi
Anadolu?da derin izler birakmis ve hareketin bastirilmasindan sonra düsün-
sel planda yasamaya devam etmistir. Bu hareket daha sonra, Vefailer?den
baska, Anadolu?daki Kalenderi, Haydari ve Yesevi gruplarinca da benimse-
nerek XIV.yüzyil baslarindan itibaren varligini Rum Abdallari adi altinda
sürdürdü. Zamanin kaynaklarinda adlari sik sik anilan Abdal Musa, Abdal
Murad, Emirci Sultan, Geyikli Baba, Seyyid Ali Sultan, Sultan Süca, Postinpûs
Baba ve Otman Baba gibi dervisler bu Rum Abdallari?ndandir.Osmanli
Devleti?nin kurulus döneminde abdal, baba, dede, ahi gibi lakablar tasiyan
ve Bizans topraklarinda ve Balkanlardaki fetihlerde bulunan bu heterodoks
dervisler hep ön plandadir ve ilk Osmanli Sultanlarindan büyük saygi görmüs-
lerdir. Bu dervisler sadece fetihlere katilmamislar, bazilari köylere ve issiz
yerlere yerlesmek suretiyle tarim ve hayvancilikla ugrasarak ve zaviyeler kura-
rak bu yöreleri sosyo-ekonomik anlamda canlandirmislardir. Bu zaviyelerin
kurulmasi fetihleri kolaylastirdigi gibi yerli halka yeni idare arasinda da bir
köprü görevi görüyor ve bu heterodoks dervislerin senkretist din telkinleri
onlarin islamlasmasini da sagliyordu. Bu dervislerin XIV. ve XV. yüzyillarda
Anadolu?da ve Balkanlarda yürüttükleri faaliyetlerin göstergeleri olmak baki-
mindan her yerde zaviyelere, türbelere ve halâ bu dervislerin adlariyla anilan
köylere vb. yerlesim alanlarina rastlamak mümkündür.
XIII. yüzyildan baslamak üzere, heterodoks babalarin ve abdallarin Anadolu
ve Balkanlarda zaviyeler kurmaya basladiklarini, müritleri araciligiyla etkinlik-
lerini attirdiklarini görmekteyiz. Sulucakarahöyük?te Haci Bektas-i Veli Zaviyesi,
Seyitgazi?de Seyyid Gazi Zaviyesi, Tekkeköy?de Abdal Musa Zaviyesi, Arslan-
begli?de Sultan Sucâ?ud-Din Zaviyesi, Dimetoka?da Seyyid Ali Sultan Zaviyesi,
Varna?da Otman Baba (sonradan Akyazili) Zaviyesi, Kaligra?da Sari Saltik Zavi-
yesi bu zaviyelerin en taninmislaridir. Bütün heterodoks gruplar XVI. yüzyildan
itibaren nasil Bektasilik bünyesinde erimislerse, daha önce Kalenderi, Yesevi,
vd. akimlara mensup seyhlerin ve Rum Abdallari?nin kurduklari bu zaviyeler
de XVII.yüzyila gelindiginde birer Bektasi zaviyesine dönüsmüs durumdaydilar.
Bu abdal, baba gibi lakablar tasiyan dervisler önce Bati Anadolu?da ve Rumeli?de
daha sonra Anadolu?nun diger bölgelerinde kurduklari zaviyelerde, Haci Bektas-i
Veli kültünün ön planda oldugu esnek islami düsüncelerini yaydilar. Böylece
aslinda yasadigi cagda diger bircok Yesevi, Kalenderi, Hayderi seyhlerinden
biri olan Haci Bektas-i Veli, daha sonra özellikle Rum Abdallarinin cabalari
sonucunda Anadolu ve Rumeli?de Türk heterodoksisinin birincil sahsiyeti haline
geldi. iste bu sekilde Bektasiligin temelleri atilmis oldu. 16.yüzyildan itibaren
ise giderek bütün heterodoks zümreler ve dolayisiyla onlara bagli zaviyeler
Bektasilik bünyesi icerisinde girdi ve daha da güclendi. Bektasilige bugün bil-
digimiz yapisini kazandiran ikinci (Pir-i Sâni) olarak kabul edilen Balim Sultan?dir.
XVI. yüzyil basinda Haci Bektas Zaviyesinin basina getirilen ve Zaviyeye bagli
saglam bir tasra örgütlenmesi kuran Balim Sultan, ayin ve erkân usüllerinde de
degisiklikler yapmistir.
Anadolu'da Hurifilik (BAS SAYFA)
Orta Asya?dan baslamak üzere gelisimini anlattigimiz heterodoks islam anla-
yisinin, Rum abdallarinin "pir" kabulettikleri Türkmen seyhi Haci Bektas-i
Veli?ye nisbetle, nasil Bektasilik adini aldigina ve bütün heterodoks gruplarin
nasil Bektasilik semsiyesi altinda toplandigina deginmistik. Burada ise hurufi-
lik ve etkileri üzerinde duracagiz.
Hurufilik, Esterabadli Fazlullah (Ölm. 1393) tarafindan iran (Horasan)?da
kurulmustu. Kurucusu Fazlullah?inkatledilmesi sonrasi Hurufilik, Fazlullah?in
bas halifesi Nesimi ve diger halifelerin cabalariyla Irak, Azerbaycan ve Ana-
dolu?da yayildi. Bu halifelerden Ali-ül-Ala Fazlullah?in ölümü sonrasi Anadolu?ya
gecerek Bektasi dervisleriarasina girdi. Bazi kaynaklara göre, Ali-ûl-Ala Haci
Bektas tekkesinde bulunuyor, Bektasilere Hurufiligi telkin ediyordu. Hurufilik
XV.yüzyilda Osmanli sarayina kadar sizmis hatta Fatih Sultan Mehmed?i bile
etkilemisti. Ancak ulemanin siddetli tepkisi sonucu genc sehzadeye hurufi
fikirleri asilayan kisi yakilarak öldürüldü. Bundan sonra Osmanli Devleti huru-
filigin kökünü kazimaya, Kanuni Sultan Süleyman zamaninda da devam etti.
Bu durum, hurufilerin bektasilerin arasina sizmalariyla, fikirlerini bektasilik
perdesi altinda yaymaya calismalariyla sonuclanmis, propagandalarini ancak
bu yolla sürdürebilmislerdir. Hurufilik esas olarak harflerden dinsel anlamlar
cikarmaya dayanir. Hurufilik?te varligin özü sesten olusur ve Tanri harfler ara-
ciligiyla insanda tecelli eder. Insan, tanrisallastirilir. Hurufiligin temeli, Tanri?nin
insanda tecelli ettigi düsüncesine dayanir. Hurufiligin Alevi-Bektasi inancina
etkilerini edebiyat alanindaki örneklerde(Örn. Virani Baba?nin siirlerinde oldugu
gibi) acikca görmek mümkündür.
Anadolu'da Safavilik (BAS SAYFA)
Safevi Devleti?ni kuranlar bu Seyh Safi?nin soyundan gelenlerdir. Seyh Safi?nin
müritleri arasinda sii veyasünnilerin yanisira budistler, hiristiyanlar gibi baska
dinlere mensup olanlarin da bulunmasi onun mezhepler, hatta dinler üstü bir
sufi oldugunu göstermektedir.
XVI.yüzyilla birlikte ise Anadolu?da Safevi propagandasi yogunlasti. Bu propa-
gandanin niteligini ve Anadolu?dakietkilerini gerektigi gibi anlayabilmek baki-
mindan Safevilerin soyuna ve faaliyetlerine de deginmek gerekir. Safevi adi, bu
soyun atasi Seyh Safiyüddin Erdebili?ye (Ölm. 1335) dayanmaktaydi. Seyh Safi?nin
Erdebildeki tekkesi daha XIV. yüzyilda oldukca ün kazanmis bir dinsel merkez
durumundaydi. Erdebil Tekkesi?ne Anadolu?da dahil her yandan ziyaretciler akin
etmekteydi. Bu tekkenin sayginligindan dolayi, ilk Osmanli Padisahlarinca da
buraya her yil cerag akcesi adi verilen armaganlar gönderilirdi. iste Safevi Dev-
leti?ni kuranlar bu Seyh Safi?nin soyundan gelenlerdir. Seyh Safi?nin müritleri
arasinda sii veya sünnilerin yanisira budistler, hiristiyanlar gibi baska dinlere
mensup olanlarin da bulunmasi onun mezhepler, hatta dinler üstü bir sufi ol-
dugunu göstermektedir. HalbukiSeyh Safi?nin soyundan gelenler, torunu Hoca
Ali?den baslamak üzere Alevi egilimli idiler. Hoca Ali?den sonra Seyh Cüneyd,
Seyh Haydar ve Sah ismail de siyasal etkenlerle olsa gerek Alevilik davasini sür-
dürdüler, hatta zamanzaman hüküm sürdükleri yerlerdeki sünnilere siddet uy-
gulayarak, asiriya kactilar.
XV. yüzyilin ortalarinda Dogu Anadolu ve iran Azerbaycani?ndaki Türk boylari,
aile ici mücadeleler sonucundaErdebil?den uzaklasmis Safevi soyundan Seyh
Cüneyd?in (Ölm. 1460) ve sonra oglu Seyh Haydar?in (Ölm. 1488) etkisinde
kaldilar. Bu güclü Türk boylarinin Safevi soyuna olan destegi XVI. yüzyildan
itibaren iyice artmis, Osmanli Devleti?nin varligini tehdit eder hale gelmis ve
Osmanli Devleti bu topluluklara karsi cok sert önlemlere basvurmustur. Ana-
dolu?da Safevilerin artan etkinlik ve popülaritelerini sosyo-ekonomik problem-
lerin yanisira, bu heterodoks boylarin dinsel yapilarina da baglamak mümkündür.
Bektasi Menakibnamelerinden anlasildigi üzere, sii motifler, Anadolu Türk hete-
rodoksisinde XV.yüzyil sonlarina kadar ön planda olmadigi gibi, ates kültü, tabiat
kültleri, kalip degistirme (metempsycose), tenasüh ve hulûl (incarnation) gibi
siilik disi unsurlar ön plandaydi. enakibnamelerde sii motif olarak sadece, Haci
Bektas-i Veli ve Kizil Deli gibi seyhlerin On iki imam soyuna baglanmasi, bulun-
maktadir. Orta Asya?dan baslamak üzere Türkler?in Alevi akimlardan etkilendik-
lerini biliyoruz. Ancak onlarin inanclarinda Alevi/sii motiflerin agirlikli olarak yer
almasi, XVI. yüzyildan itibaren Safevi propagandasinin sonucudur.
Safevi Devleti, Rumlu, Ustaclu, Tekelü ve Samlu gibi büyük Türk oymaklarinin
destegiyle kuruldu. Safevi yandaslari "kizilbas" olarak adlandirilmistir. Tarihsel
sürec icerisinde cok degisik anlamlarda kullanilagelen "kizilbas" adi, Seyh Haydar?in
müridlerine on iki imami simgeleyen on iki dilimli tâc giydirmesi sonrasinda kul-
lanilmaya baslanmistir. Böylece kullanilmaya baslanan bu sözcük, Safevileri ve
ona egilimli heterodoks Türkmen boylarini nitelemek üzere, Kizilbas Türkler,
Kizilbas askeri (ordusu), Kizilbas begleri, Kizilbas boylari, Kizilbas devleti sekil-
lerinde yaygin olarak kullanildi. Bunun yani sira Osmanli kaynaklarinda bu ad bir
kücümseme, kötüleme araci olarak da kullanildi. Osmanli Devleti, Safevilerle olan
siyasal mücadelesinde bir psikolojik savas araci olarak
kullanmak üzere "kizilbas" sözcügüne "ahlaki yönden bozuk olma" anlamini yük
lemistir. Ayrica kizilbas sözcügünün Osmanli Devleti ve sünni halk tarafindan
bu sekilde bir asagilama araci olarak kullanilmasi, bu gruplarin kendilerini "Alevi"
olarak nitelemelerine yol acmistir. Oysa yerli ve yabanci bircok arastirmada degi-
nildigi üzere bu kizilbas Türk boylari dinsel ve ahlaki kurallara baglilik konusunda
oldukca muhafazakârdir.
Sah ismail?in adi gecen Türkmen boylarinin destegiyle ve izledigi cok akillica
siyaseti sonucunda XVI.yüzyilinbasinda iran?a hakim olmasiyla Safevi Devleti
kurulmus oldu. Sah ismail daha önce Seyh Cüneyd ve Seyh Haydar?in Anadolu
ve iran bölgelerindeki Türkmen boylari kazanma siyasetini daha da gelistirdi
ve halifeler yani propagandaci dervisler araciligiyla Oniki imam Siiligini, bu
göcebe/yarigöcebe heterodoks boylar arasinda yaydi. Ancak Oniki imam Siiligi
klasik bicimiyle degil, heterodoks boylarin tenasüh, hulül gibi eski inanclariyla
uygun bir sekilde onlara sunuldu. Kerbela Matemi kültü, Ehl-i Beyt dostlarina
sevgi (tevella) ve Ehl-i Beyt düsmanlarina lanet (teberrâ) Safevi propagandasinin
temelini olusturdu. Zaten, toplumsal acidan merkeziyetci yönetim yapisina Sel-
cuklulardan bu yana uyum saglayamayan, yerlesiklige karsi direnen ve bu di-
rencini zaman zaman ayaklanmalar seklinde sergileyen heterodoks kitlelerin
icerisinde bulunduklari sosyal ortam Safevi propagandasina oldukca müsaitti.
Babai isyaninda da gördügümüz "Mehdi bekleme" inanislarini da muhafaza
etmekteydiler. Bu kosullarda ortaya cikan Sah ismail onlarin gözünde adeta bir
kurtarici, bir "Mehdi" konumundaydi. Kizilbas (Alevi) Dedeleri nezdinde seyyid
olan Sahlar, mürsid; halifeler ise onlarin vekilleri idi. Safevi soyu gibi onlar da
ocakzade ve seyyid idiler. Kizilbas Dedeleri ile mürsid kabul ettikleri Sahlar ara-
sindaki baglanti iste böyle saglam ve kutsal esaslara dayanmaktaydi. Bu neden-
ledir ki Anadolu halki seve seve canlarini sahlari ugruna feda etmekten cekinmiyor,
deyislerinde Hz. Ali?nin "don degistirmis sekilleri olan sahlara bagliliklarini cos-
kulu bir sekilde söyle haykiriyorlardi:
Ey yezit gecersen Sahin eline
Zülfikarin calar senin beline
Edeple girdik biz Kirklarin yoluna
Kizilbas mi dersin söyle bakalim
?
Magripten cikar görünü görünü
Kimse bilmez evliyanin sirrini
Koca Haydar Sah-i Cihan torunu
Ali nesli güzel imam geliyor
Kizilbaslarin büyük önderi Sah ismail "vekil" veye "halife" adli aracilariyla,
Anadolu?da faaliyetlerde bulunuyor, onlari Yezid düzeni olarak kabul ettigi
Osmanli idaresine karsi yönlendiriyordu. Zaman zaman, kizilbas halk kitle-
lerinin bu halifeler araciligiyla Anadolu?dan göc ettikleri de görülmekteydi.
Yine bu halifelerin faaliyetlerinin bir sonucu olarak, baska etkenlerden de
kaynaklanan Osmanli idaresini sarsan irili ufakli ayaklanmalari da zikretmek
gerekir. Ancak bu isyanlarda sosyo-ekonomik sorunlarin rolünü de unutma-
mak gerekir.Sahkulu Baba Tekeli, Nur Ali Halife, Bozoklu Celal, Baba Zünnun
ve Kalender Çelebi gibi ayaklanmalar, kizilbas türkmen kitlelerin mürsidleri/
dedeleri kabul ettikleri Sahlari ugruna gerceklestirilmis ayaklanmalardi. Ana-
dolu?nun her yanina yayilmis bu kitlelerin Sahlara olan kutsal bagliliklari
Osmanli Devleti?nin varligini tehdit eder bir duruma ulasmisti ve Osmanli cok
siddetli sürgünler vb. önlemlere basvurdu. Ancak tüm bu önlemler Anadolu?nun
önemli bir bölümünü olusturan halk kitlelerinin, Sah?a bagliliklarini azaltmak
söyle dursun,bu bagliligi daha da artirdi ve yogun baski politikasinin yanisira,
bu kitlelere yönelik psikolojik bir kampanya baslatmasina da yolacti. Bu kam-
panya Yavuz Sultan Selim döneminde iyice siddetlendi.Yavuz tarafindan
"Safevilerin Osmanli ülkesinde olan faaliyetlerinin önü alinmak gerektiginden,
memlekette ne kadar Sah ismail yandasi var ise onlar katl ve idam edilerek,
sonra iran üzerine sefer olunsun" diye irade buyurularak, dönemin sünni ulema-
sindan bu konuda fetva istenmistir. Müftü Nureddin Hamza Saru Görez?in fetva-
sinda ve ibn Kemal?in risalesinde Sah ismail?in askerlerinin ve yandaslarinin öl-
dürülmelerinin caiz, mallarinin helal ve nikahlarinin ise batil oldugu belirtiliyor,
onlara karsi yapilacak savaslarin cihad sayilacagi vurgulaniyordu. Bundan
sonra Yavuz harekete gecti ve Anadolu?da yapilan incelemeler sonucunda
saptanan onbinlerce kizilbasin kimi idam, kimi hapis, kimi de sürgün edildi.
Böylece Anadolu?daonbinlerce kizilbas türkmen cesitli iftiralar ve suclar
yüklenmek suretiyle öldürüldüler, sürüldüler, hapsolundular. Anlasilacagi
üzere Osmanli-Safevi mücadelesi Anadolu?da büyük yikima yolacti. Oldukca
yipratici savaslar, bu savaslarda tahrip olan yerler, yok olan binlerce insan,
iran, Anadolu ve Balkanlar?dayasanan sürgünlerle yasanan nüfus hareketleri
bu yikimin sonuclarindandir.
Osmanli-Safevi mücadelesinin en kalici sonucu ise, bugün de Türkiye?de cok
önemli ve tahrike müsait bir konu olan Alevi-Sünni problemini, kizilbas, rafizi
ve yezit gibi nitelemeleri miras almamiz oldu.
Sah ismail?in Anadolu?daki faaliyetleri sonucunda, konunun uzmani
Prof. A.Y.Ocak?in deyisiyle "Türkmen heterodoksisi, Alevilik sekline..."
dönüstü. Sah ismail?in Anadolu?nun en uzak köselerine kadar ulasan
halifeleri Aleviligin inanc esaslarinin yazili oldugu kitaplari da bera-
berinde tasimaktaydilar. Bu kitaplar bugün olmus Alevi evlerinde
bulunmakta olup, "Buyruk" adiyla bilinirler. Sözlü gelenegin hakim
oldugu heterodoks boylara bu yazilibilgilerin ulasmasi oldukca önemli
bir yenilik olmustur. Safevi propagandasi ile birlikte bu topluluklarin
ortak sosyal ve dinsel düzenlemelere tabi tutuldugu görülüyor. Sah
ismail ve halifeleri, Anadolu?nun dört bir yaninda yasayan ve sözlü
gelenegin hakim oldugu bu heterodoks gruplarin toplumsal yasamlarinda
ve inanc esaslarinda deyim yerindeyse bir standardizasyon saglamislardir.
Dedelik kurumu da dahil, bugün bilinen Aleviligin sosyal ve dinsel yapi-
lanmasi, hic kuskuya yer vermeyecek bicimde, heterodoks Türk boylarinca
kurulan Safevi Devleti?nin üstün nitelikli önder sahsiyeti Sah ismail döneminin
ürünüdür.
1826'ya Kadar Alevilik (BAS SAYFA)
Yogun baskilar ve catismalar bu insanlarin ulasilmasi güc cografi alanlara
gitmelerini zorunlu hale getirmisve buralarda devlet düzenine uzak ve
yabanci, kendi sosyal ve dinsel gereksinimlerini karsilamak üzere bir
toplumsal yapilanma ortaya cikmistir
XVI. yüzyilin sonlarina gelindiginde Anadolu?da Alevilik veya o dönemdeki
adiyla "Kizilbaslik" organizasyonunutamamlamis, sosyal ve dinsel kurum
ve kurallari bugün bilinen görünümünü kazanmis durumdaydi. Varolan
devlet düzeni ile Anadolu?ya göclerin baslamasindan bu yana sorunlu olan
genel olarak kizilbas adiyla anilanve özelde tahtaci, cepni gibi alt gruplardan
olusan bu heterodoks kitlelerin Safevi Devleti?nin ortaya cikisinda önemli
katkilari olmus, bu olusumu canla basla desteklemislerdir. Babailer ayaklan-
masi(1240) ile baslayan merkezi iktidarla yasanan onlarca sürtüsme Sah
ismail?in ortaya cikisiyla doruk noktasina varmis ve Sah ismail?in Çaldiran
Ovasi?nda yenilmesi ile siddetini yitirmis, kizilbaslarin Osmanli?ya direnci
icin icin yasamaya devam etmistir. Bu yenilgi sonrasi Osmanli ile zaman
zaman yasanan catismalar yerini bu kitlelerin oldukca disiplinli bir sosyal ve
dinsel kapali bir cemaat hayati sürmeleri sürecine birakmistir. Bu sürecte
hem cografi hem de sosyal marjinallesme yasanmistir. Yogun baskilar ve
catismalar bu insanlarin ulasilmasi güc cografi alanlara gitmelerini zorunlu
hale getirmis ve buralarda devlet düzenine uzak ve yabanci, kendi sosyal ve
dinsel gereksinimlerini karsilamak üzere bir toplumsal yapilanma ortaya
cikmistir. Daha cok köyler seklinde olan bu yapilanma ayni zamanda bir-
birleriyle de iletisim halinde olan bir organizasyona da sahiptir. Bu iletisim
agi sayesindedir ki örnegin Toroslar?da, Elbistan?da, Erzincan?da ve Aydin?da,
yani birbirinden oldukca uzak yörelerdeyasayan kizilbaslar arasinda öz baki-
mindan farkli yönler bulunmamaktadir. Bu durum büyük ölcüde o dönem-
lerde bilgiyi adeta tekellerinde bulunduran ve bu bilginin iletisimini saglayan
Dedeler ve en önemli bilgi kaynaklari olan elyazmasi "buyruk" kitaplari
sayesindedir.
Belli zamanlarda köy köy dolasarak taliplerini ziyaret eden ve sorunlarini
cözen Dedeler dinsel konularinyanisira hukuksal konularda da basvuru
makamiydi. Mesela Dersim?de Dedeler silahsiz dolasirlar, birbirleriyle catisan
asiretleri ancak onlarin kutsal gücleri durdurabilir, onun cözümüne razi olurlardi.
Demek ki XVI. Yüzyildan cumhuriyet?in kurulusuna kadar Aleviler yukarida
özetlemeye calistigimiz kosullardayasamislardir. Bu zaman icerisinde Osmanli
idaresi onlari hep potansiyel bir tehdit olarak görmüs, dindisi ve ahlakdisi
saymis, hatta yoksaymistir. Osmanli onlari yoksaydigindan ve en alcaltici
iftiralari(mumsöndü) sünnikitlelere asiladigindan dolayi onlar da deyim
yerindeyse baslarinin caresine bakmislardir. Yezid düzeni saydiklari Os-
manli idaresi ile her türlü baglantiyi kesmisler, inanc ve adetlerini disariya
kapali bir sekilde yüzyillarca yasatmayi basarmislardir. Bu basari da süp-
hesiz sözlü gelenegin, coskulu edebiyatlarinin payi büyüktür.
Bektasiligin Yasaklanmasi (BAS SAYFA)
II. Mahmut yönetimi?nin uyguladigi baski altinda tekkeleri tahrip edilen, önder
ve mensuplarindan bir kismi idam bir kismi sürgüne gönderilen Bektasiler
varliklarini sürdürebilmek icin iki yoldan birini secmek zorunda kalmislardir
YENiÇERi OCAGI?NIN KALDIRILMASI VE BEKTASiLiGiN YASAKLANMASI
Yeniceri Ocagi?nin kaldirilmasi ve ardindan Bektasiligin yasaklanmasi da
Alevi-Bektasi tarihi bakimindanönemli olaylardandir. Bu olaylardan daha
cok sehirlerde yasayan Dedebabalara bagli bektasiler etkilenmislerdir.
Köylerde yasayan aleviler daha önce belirtildigi üzere zaten devletin etki
alani disinda bulunmaktaydilar.Yeniceri Ocagi?na daha kurulusundan
itibaren hakim olan disiplin ve itaat bu kurumu döneminin en mükem-
mel ordusu haline getirmisti. Bilindigi üzere Yeniceri Ocaginin kurulusunda
Rum Abdallarinin büyük etkisioldugundan Haci Bektas Veli ocagin piri
olarak kabul edilmisti. O dönemlerde her sanatin ve kurulusun bir piri
oldugundan hareketle Yeniceri Ocagi da bu töreye uyarak Haci Bektas
Veli?yi pir kabul etmisti.
Yeniceri Ocagi Haci Bektas Veli?nin Hakka yürümesinden sonra kurulmustu.
Ocak ile Bektasilik arasinda14. Yüzyilin ikinci yarisinda kurulusundan bu
yana, yakin iliskiler bulunmaktaydi. Bektasi Babalari sürekli Yeniceri birlik-
lerine eslik ederlerdi. Her Yeniceri birliklere katilmadan önce Haci Bektas
yoluna uyacagina dair yemin ederdi.
Kücük Osmanli Beyligi?nin koskoca bir imparatorluga dönüsmesinde önemli
katkisi olan Yeniceri Ocagi,devletin zayiflamasina kadar hep övgüyle anilan
bir kurumdu. Ancak özellikle 18. Yüzyil sonrasinda devletin sürekli toprak
kaybetmesi ve sosyo-ekonomik olumsuzluklardan dolayi suclanan da yine
bu kurum oldu. II. Mahmut Saray Hocasina danisarak Yeniceri Ocagi?nin kal-
dirilmasina karar verdi. Ocaginkaldirilmasi sirasinda binlerce yeniceri öldü-
rülürken, binlercesi de sürgün veya hapsedildi. Öyle ki yenicerilerinin
mezartaslarina dahi saldirildi.Yeniceri Ocagi?nin kaldirilmasi sonrasi sira
Bektasilerin ve Bektasi dergahlarinin yokedilmesine gelmistir. Bunun gerek-
cesi ise cok basitti: Yeniceri Ocagi ile olan manevi ve düsünsel baglari. Ülkenin
icinde bulundugu siyasal ve sosyo-ekonomik cöküntünün faturasi önce Yeni-
ceri Ocagina, sonra da Bektasilere ve dergahlarina kesilmisti. 8 Temmuz
1826?da Topkapi Sarayi?nda bulunan Agalar Camisi?nde toplanan dönemin
alim ve tarikat seyhlerinin katildigi bir toplantiyla Bektasilere ve Dergahlarina
yönelik imha karari verildi.Bektasilik yasaklandi. Bektasi Babalari ya sürgün
ya idam edildi. Bektasilerden bosalan bütün mevkilere Naksibendiler atandi.
Bektasi dergahlarinin tamamina yakini kapatildi, ülke icerisinde yüzyillardir
bu tarikate ve tekkelerine vakfedilmis bütün emlak ve arazi devlet hazinesine
devredildi.
Rumelihisari, Öküzlimani, Karaagac, Yedikule, Sütlüce, Eyüp, Üsküdar, Merdi-
venköy Sahkulu ve ÇamlicaBektasi dergahlari yiktirildi. Yalniz türbelere doku-
nulmadi. Bektasilige ait ne kadar yazma eser, esya varsa el konuldu. Bektasi
Babalarinin kimisi sürgün, kimisi idam edildi. Anadolu?daki Bektasi tekkelerinin
kapatilmasi icin de Anadolu?ya devlet görevlileri gönderildi. Bütün bektasiler
bu siddet ortaminda kiyafet ve kimliklerini gizleyerek köselerine sindiler.
John Kingsley Birge?nin de belirttigi gibi, bir süre tüm Bektasiler o denli asagi-
landilar ki, herhangi birine kini olan birisinin ona bir kötülük yapilmasi icin
Bektasilikle suclanmasindandaha etkili bir yol yoktu.
II. Mahmut yönetimi?nin uyguladigi baski altinda tekkeleri tahrip edilen, önder
ve mensuplarindan bir kismiidam bir kismi sürgüne gönderilen Bektasiler var-
liklarini sürdürebilmek icin iki yoldan birini secmek zorunda kalmislardir:
istanbul, hatta Anadolu disina cikmak veya diger tarikatlerin tekke ve kisveleri
altina siginarak yasama sansina kavusmak. Nitekim bu olaydan sonra Bektasiligin
merkezi Arnavutluk olacak ve bugünkü Türkiye sinirlari icerisinde, özellikle
istanbul ve cevresinde kalan Bektasiler kendilerine Melamilik, Halvetilik ve Rifailik
gibi baska tarikatler icinde barinma olanagi arayacaklardir. Bektasilige yönelik bu
terör ortami II. Mesrutiyettensonra özellikle I. Abdülmecid (1839-1861) döneminde
sonlanmistir denilebilir. Kaynaklardan anlasildigi üzere Bektasi dergahlari naksi
dergahi adi altinda yeniden acilmaya baslanmistir.Tanzimattan sonra Naksi tekkesi
adi altinda acilmis dokuz Bektasi tekkesi sunlardir:
1.Merdivenköyünde Sahkulu Tekkesi,
2.Çamlica Tekkesi,
3.Eyüp?de Karyagdi Baba Tekkesi,
4.Sütlüce?de Karaagac Tekkesi,
5.Kazlicesme Tekkesi,
6.Rumelihisarinda Nafi Baba Tekkesi,
7.Topkapi disinda Takkeciler Tekkesi,
8.Sütlüce?de Bademler Tekkesi,
9.Basibüyükde Dilaver Baba Tekkesi.
XIX. yüzyilin baslarina gelindiginde bektasilige karsi yumusamanin etkisiyle
olacak, bektasilikle ilgili basiliyayinlarda adeta bir patlama yasandi. ittihat ve
Terakki iktidari döneminde Türkiye?deki farkli mezhep ve tarikatlere mensup
insanlarin sosyo-kültürel ve dinsel yapilarinin incelenmesi amaciyla uzmanlar
görevlendirildi ve bu uzmanlar raporlarini hazirladilar. Gercekten de sözü
edilen dönemde o zamana kadar ele alinmayan Anadolu?da yasayan farkli irk,
mezhep ve dil özelliklerine sahip bulunan topluluklarin devlet tarafindan ince-
lenmek istenmesi takdir edilmesi gereken bir cabadir.
Kurtulus Savasinda Alevilik (BAS SAYFA)
Haci Bektas Dergahi, Mustafa Kemal ve diger heyet üyelerine cok sicak davrandi.
Daha önce ittihat veTerakki Cemiyeti'nin güclü isimleri Enver ve Talat Pasalar
da iktidara geldikten sonra da, Haci BektasDergahi'ni ziyaret etmisler ve Çelebi
onlari Dergah Selamligi'nda karsilamisti
Osmanli Devleti?nin yoksaydigi Alevilerin, ülkenin icinde bulundugu isgal
ortamindan kurtulabilmesi ve padisahlik rejiminin degisecegi ümidiyle
Anadolu?da bagimsizlik savasini yürüten Mustafa Kemal Pasa?nin basinda
oldugu harekete destek vermeleri cok normaldir. Mustafa Kemal Pasa ve
bagimsizlik savasini yürüten arkadaslari Alevilerin sayica ne kadar önemli
oldugunun ve yüzyillardir sünni Osmanli idaresine olan muhalefetlerinin
bilincindeydiler. Bu amacla onlari kazanmak icin grisimlere basladilar.
Mustafa Kemal Pasa,26 Haziran 1919 tarihinde Konya II. Ordu Müfettis-
ligine su sifreyi yolladi:
Tokat ve cevresinin islam nüfusunun % 80'i, Amasya cevresinin de önemli
bir bölümü Alevi mezhepli ve Kirsehir'de Baba Efendi hazretlerine cok bagli-
dirlar. Baba Efendi, ülkenin ve ulusal bagimsizligin bugünkü güclüklerini
görmekte ve yargilamakta gercekten yeteneklidir. Bu nedenle, güvenli
kimseleri görüstürerek kendilerinin uygun gördügü "Ulusal haklari koruma"
ve "Baska ülkeye baglanmama"derneklerini destekleyecek birkac mektup
yazdirilarak buralardaki etkili Alevilerin Sivas'a gönderilmesini pek yararli
görüyorum. Bu konuda icten yardimlarinizi dilerim.
3. Ordu Müfettisi Fahri Yaver
Mustafa Kemal
Sivas Kongresi sonrasi bagimsizlik savasina merkez olarak Ankara secilmisti.
Bu kongrenin yürütmeorgani durumunda olan Temsil Heyeti Ankara'ya git-
meden Hacibektas'a ugrayip bu nüfuzlu merkezin kesin destegini saglamak
istiyordu. Atatürk'ün yaninda Hüseyin Rauf, Mazhar Müfit, Hakki Behic, Ahmet
Rüstem Beyler vardi. 21-22 Aralik'ta Mucur'da kalan heyet Mucur Kaymakami
Cevat Bey'i de alarak 23 Aralik 1919 günü Hacibektas'a geldi.
Haci Bektas Dergahi, Mustafa Kemal ve diger heyet üyelerine cok sicak davrandi.
Daha önce ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin güclü isimleri Enver ve Talat Pasalar da
iktidara geldikten sonra da, Haci Bektas Dergahi'ni ziyaret etmisler ve Çelebi
onlari Dergah Selamligi'nda karsilamisti.
Cemalettin Çelebi, Atatürk'ü Bestaslar'da karsiladi. Buraya siyah kupa bir arabayla
gelmis, Atatürk'ü vediger heyet üyelerini konaga götürmüslerdi.
Cemalettin Efendi'nin oglu Hamdullah Efendi'nin odasinda bir "Cem" düzenlendi.
Atatürk Hacibektas'dabir gece kaldi. 24 Aralik'ta heyet Dergahi gezdi. Haci Bektas
Veli Türbesi ve diger önemli yerler ziyaret edildi.Sonra o sirada Dedebaba postunda
oturan Salih Niyazi Baba ziyaret edildi. Dergahta Atatürk, Cemalettin Efendi, Salih
Niyazi Baba ve diger ileri gelenlerle özel bir toplanti yapildi. Bu toplantida bagim-
sizlik savasi konusuldu.Hacibektas görüsmesinde en ilginc konusmayi sonradan
Veliyettin Çelebi söyle aktarmistir. " Çelebi Cemalettin Efendi Mustafa Kemal Pasa'ya
'Pasa Hazretleri cesaretli ve basiretliidarenizde Türk Milletinin düsmani kahrede-
cegine inancim sonsuz.Yüce Allahin milletimize müyesser edecegi zaferden sonra
Cumhuriyet ilani düsünüyor musunuz? Mustafa Kemal Pasa bunun üzerine "O mutlu
günün ilanina kadar aramizda kalmak kaydiyla, evet Çelebi Efendi Hazretleri " diye
yanitliyor.
Savas sirasinda ayni yardimlarin yanisira Dergah kasasinda bulunan 1800 altin lira
da verilmistir. BagimsizlikSavasi sirasinda Alevi-Bektasi kitleler tam destek
vermislerdir.
Atatürk'ün Haci Bektas Dergahi'nin nüfuzuna oldukca önem verdigi görülüyor.
Bütün gelismeler Haci BektasÇelebisi'ne hemen bildiriliyor. Atatürk bunu NUTUK'ta
söyle belirtiyor:" 2 Ocak 1920 günü cemiyetin merkez kurullarina ve Hacibektas'ta
Çelebi Cemalettin Efendi'ye, Mutki'de Haci Musa Bey'e ayrica bir bildirim yaptik. "
Cemalettin Çelebi, TBMM calismalarina hastaligi nedeniyle katilamamis, ancak halki
kurtulus Savasi'na destek vermeye cagiran mektuplar tasiyan ulaklar yurdun dört bir
yanina gönderilmistir. Mustafa Kemal Atatürk özel doktoru ve baska doktorlar
Çelebi'nin tedavisi icin görevlendirmisti.
Cemalettin Çelebi 1922'de vefat edince yerine kardesi Veliyettin Efendi celebi
Postuna (29. Çelebi) oturdu. ikinci TBMM'nin acilisi sirasinda (25 Nisan 1923)
Veliyettin Çelebi de yayinladigibildiri ile Atatürk'ü acikca destekliyordu.
Maras Miletvekili Prof. Hasan Resit Tankut da CHP'ye sundugu 19 Mart 1949
tarihli raporda Alevilerin cumhuriyet rejiminin yaninda olduklarini belirtmek-
tedir. Bu arada Atatürk?ün Alevi-Bektasi olan yakin calisma arkadaslarindan
bazilari sunlardir:
Cemalettin Efendi'yi (Kirsehir Mebusu) TBMM Baskanvekilligine,
Albay Hüsamettin Ertürk'ü Gizli Haberalma Örgütü'nün basina,
ikisi de bektasi babasi olan Dr. Ragip Evrensel'i özel doktorluguna,
Ali Naci Baykal'i PTT Gizli sifre amirligi'ne
getirmisti.
Sonraki Çelebi Veliyettin Efendi'yle de yakin dostluk kurmus milletvekili olmasi
icin israr etmisti.
Cumhuriyet Döneminde Alevilik (BAS SAYFA)
Tarihte yasanmis aci olaylarin izleri hafizalardan silinmeden yasanan, inanc
farkliligina dayali baskilar ve kiyimlar Aleviler?in cumhuriyet idaresinden de
umdugunu bulamadigi düsüncesini güclendirmektedir.
Aleviler yüzyillarca Osmanli idaresinden baski görmüs bir topluluk olduk-
larindan yeni cumhuriyet idaresinicoskuyla karsiladilar. Cumhuriyetin ilk
yillarinda gerceklestirilen reformlar ise onlari bütünüyle olmasa da memnun
eden reformlardi. Egitim birligi yasasi, yeni alfabenin kabulü, seyhülislamlik
kurumunun kaldirilmasi, kadin-erkek esitligine yönelik düzenlemeler, hali-
felik kurumunun kaldirilmasi ve laik esaslara dayali bir hukuk sistemine yö-
nelinmesi Alevileri hosnut eden gelismelerdendir.
Ancak Alevileri üzen gelismeler de yasanmadi degil. Bunlardan 1921?de
meydana gelen Kocgiri olaylarindayogun siddet uygulandi. Yine 1925?te
tekke ve Zaviyelerin kapatilmasi ile de Aleviler olumsuz yönde etkilendiler.
Alevilerin toplanma yerleri genellikle tekkelerinin ve ocaklarinin bulundugu
yerlerdi. Sünniler bu yerlerkapatilinca camilerde ayni islevleri görürlerken
Aleviler böyle bir olanaktan yoksun kaldilar ve ibadetlerini yine gizli yürütmek
zorunda kaldilar. Son olarak 1937?de Dersim Olaylari sirasinda da o zamanki
idarecilerin oldukca basiretsiz tutumlari nedeniyle bircok masum insan acima-
sizca yokedildi. Bu olay sonrasinda aralarinda Dedelerin de bulundugu bircok
insan sürgün edilerek Dersim adi Tunceli?ye dönüstürüldü. Aleviler bütün bu
olumsuzluklara karsi tepkilerini, ilk baslarda halka yakin bir görüntü sergileyen
Demokrat Parti?ye oy vererekgösterdiler. Ancak 1950?lerin ortalarina gelindigin-
de Demokrat Parti?nin dini politikaya alet eden ve sünnileri kullanmaya yönelik
politikalari üzerine Aleviler 27 Mayis hareketini desteklediler.
Özellikle 1960?lar Türkiye?de kirdan kente dogru yogun göc akiminin
basladigi bir dönemdir. Bu göc akimi sonrasinda sadece büyük kentlere
degil, basta Almanya olmak üzere dünyanin degisik ülkelerine de yogun
bir isgücü göcü yasandi.
Yine 1960?lardan itibaren Türkiye?de sol akimlar yayginlik ve etkinlik kazandi.
Aleviler de agirlikli olarak solhareketlere destek verdiler. Bu dönemde özellikle
genc kusaklar Alevilik inanc ve geleneklerini kücümseme egilimine girdiler.
Giderek Alevilikle ilgili bilgilerden uzaklastilar, Cemler gittikce daha az yapilir
olmaya baslandi.
Bu dönemde de Alevilik daha cok sözlü gelenegin yasaticisi ozanlar ve asiklar
tarafindan yasatilmaktaydi. Asik Veysel, Asik Daimi, Feyzullah Çinar, Davut
Sulari ve Mahmut Erdal bu gelenegin temsilcilerinin bazilaridir. Ayrica az sayida
ve akademik alanda olmasa da cesitli kitaplarin yayinlandigini görmekteyiz.
Yüzyillardir yazili gelenegin tasidigi Aleviligin yazili kültüre gecisi tabiki birden
olamazdi. Alevilik alaninda 1980?li yillara gelene dek yayin faaliyeti agirlikli
olarak, deyisler ve nefeslerin "divanlarin; tarihi romanlarin, buyruk hüsniye,
vilayetname" gibi kitaplarin üzerinde yogunlasti ve özellikle halk katinda bu
tür calismalar ragbet gördü.1960?lardan sonra da Alevîlik-Bektasîlik konusu
ne yazik ki üniversitelerin ve devletin ilgisinden mahrum kalmayi sürdürdü.
Anadolu?nun bu essiz inanc ve kültür hazinesine layik oldugu deger verilmedi.
1960?li yillarin ikinci yarisindan itibaren Alevilerin, CEM (Abidin Özgünay),
EHLIBEYT (Dogan Kilic SeyhHasanli) ve GERÇEKLER (Mehmet Yaman) adli
süreli yayin organlarini cikardiklarini görüyoruz. Bu konuda öncü sayila-
bilecek bu yayin organlari fazla ömürlü olamamislar, ekonomik sorunlardan
dolayi kapanmak zorunda kalmislardir.Yine 1960?li yillarin ikinci yarisindan
sonra Türkiye siyasal yasamina Alevilerce kurulmus bulunan Birlik Partisi
katildi. Bu parti bir grup Alevi kökenli siyaset adaminca 17 Ekim 1966?da
kuruldu ve baskanligina Hasan Tahsin Berkman getirildi. Birlik Partisi?nin
amblemi Hz. Ali?yi simgeleyen biraslanla, onun cevresinde Oniki imami
simgeleyen oniki yildizdan olusuyordu. Parti programinda din ve vicdan
özgürlügü vurgulaniyor, kamu düzenine, genel ahlaka ve yasalara aykiri olmayan
ibadetlerin serbest birakilmasi isteniyordu. 1967?de genel baskanliga Hüseyin
Balan getirildi. Birlik Partisi 1969 secimlerinde % 2.8 0y orani ile 8 milletvekilligi
kazandi. Daha sonra Millet Partisi?ndenistifa eden 2 milletvekili de Birlik Partisi?ne
katildi. 1969 Kasiminda parti baskanligina Mustafa Timisi secildi. 1970?de Birlik
Partisi?nin bazi milletvekilleri Adalet Partisi?ne gecti. Bu milletvekilleri partiden
ihrac edildiler, ancak kamuoyunda partinin imaji büyük bir darbe aldi. Parti
1973?te Türkiye BirlikPartisi adiyla girdigi secimlerden sadece bir milletvekilligi
elde edebildi. Daha sonraki secimlerdeoy orani sürekli düstü ve 1977?den sonra
siyasal etkinligini tümüyle yitirdi. Aleviler gerici ve irkci saldirilardan Cumhuriyet
döneminde de nasibini aldi. 1978'deki Maras ve 1980?deki Çorum Olaylari
bunlarin Türkiye tarihine bir kara leke olarak gecen en kanlilarindandir. Yüzlerce
insanin öldügü ve göcettigi bu olaylar sirasinda devlet yurttaslarini, gözü dönmüs
irkci ve gerici saldirganlara karsi koruyamamis üstelik suclular kisa süre sonra
serbest birakilarak, bazilari milletvekili bile olabilmislerdir. Süphesiz Aleviler
yasanan bu olaylarla Osmanli dönemindeyasananlar arasinda paralellik de kur-
maktadirlar. Tarihte yasanmis aci olaylarin izleri hafizalardan silinmeden yasanan,
inanc farkliligina dayali baskilar ve kiyimlar Aleviler?in cumhuriyet idaresinden
de umdugunu bulamadigi düsüncesini güclendirmektedir.
1980 Sonrasi Alevilik (BAS SAYFA)
Seksenli yillarin sonlarina dogru Alevilik derlenip toparlanmis ve yeniden
örgütlenmeye baslamistir.Alevilik konulu yayinlarda adeta bir patlama
yasanmis, bircok yayin organi cikarilmaya baslanmistir.
Bunlar arasinda Alevilerin Sesi, Cem, Nefes, Kervan, Yurtta Birlik, Pir Sultan
Abdal ve Gönüllerin Sesi sayilabilir. Avrupa?da ve Türkiye?de Dernekler,
Vakiflar ve Dergahlar olmak üzere üc degisik cati altinda örgütlenme
hareketleri yogunluk kazanmistir. Bu olumlu gelismeler sonrasinda
Alevilerin bilincli bir sekilde örgütlenmeleri ve güclenmelerinden rahatsiz
olan kimi odaklar devletin beceriksizligindende yararlanarak Sivas ve Gazi
Olaylarini tezgahlamislardir.Bu dönemde de Alevilerin ve onlarin gerek-
sinimlerinin devlet tarafindan dikkate alindigini söylemek mümkün degildir.
Ancak yine devlet yükselen siyasal islam karsisinda Alevileri ileri sürmekten
de geri kalmamaktadir. Devlet cok yanlis olarak, milyonlarca Alevinin yüzyillar
boyunca ihmal edilmis haklitaleplerini karsilayacagi yerde, 80?li yillarda güc-
lenmesine destek verdigi siyasal islamci gruplarin kontrol edilebilmesi icin
Alevileri kullanma yoluna gitmektedir.
Cumhuriyetin kurulusundan bu yana devletin din islerini yürüten Diyanet
isleri Baskanligi sadece SünniHanefi mezhebine mensup yurttaslarin gerek-
sinimlerini karsilayan bir kurum olmustur. Zaman zaman bu kurumun bas-
kanlari ve görevlileri Alevileri itham edici, kücümseyici aciklamalarda da
bulunmuslardir. Son yillarda Diyanetin de devletin politikalarina uyarak
carkettigini görüyoruz. Diyanet bu politika degisikliginin dogal bir sonucu
olarak Alevilik konusunda cesitli toplantilar düzenlemis Aleviligi kendi
sakat anlayisi dogrultusunda yönlendirmeye ve Aleviligi kendi görüsleri
dogrultusunda tanimlamaya calismistir.Oysa Diyanet?in Aleviligi nasil
tanimladiginin Aleviler icin hicbir önemi yoktur. Diyanet isleri Baskanligi
ya Anadolu?daki Aleviler?in inanc ve düsüncelerine saygi duyarak dayatmaci
mantigini terkederek onlariolduklari gibi kabul edecek , ya da bu zamana
kadar yaptigi gibi milyonlarca Alevi?yi görmezden gelmeye devam edecektir.
Örgütlenme konusunda sunlari söyleyebiliriz : 1990?li yillara gelinceye kadar
ki dönemde Alevilerin sinirlibir derneklesme cabasi icerisinde bulunduklarini
görüyoruz. Bu derneklerden en eskileri ve en bilinenleri Haci Bektas Veli ve
Karaca Ahmet Dernekleridir. Sahkulu Dernegi ise seksenli yillarin ortalarinda
kurulmustur. Yine bu dönemde belirli yöre ve köy derneklerinin de kurulduklari
görülmektedir.1990?li yillarla birlikte derneklesme faaliyetlerinde de büyük artis
görüldü. Bugünkü durumuna gelmesinde devletin de büyük katkisi olan siyasal-
lasmis sünni islam?in neredeyse kontrol edilemeyecek bir duruma erismesinin de,
Alevilerin derneklesme, vakiflasma türü faaliyetlerini hizlandirdigi söylenebilir.
"Sivas Olayi", "Karacaahmet Cemevi?nin Yikilmasi" ve "Gazi Olayi" gibi kriz zaman-
larinin ve bu olaylarin toplumdaki yansimalarinin da Alevileri inanc ve kültür
alaninda birlestirdigi, birlikte hareket etme güdüsünü asiladigini gözlemekteyiz.
Pir Sultan Abdal Kültür, Pir Sultan Abdal Canlar, Haci Bektas Veli ve diger adlar
altinda yüzlerce dernek hem büyük sehirlerde hem diger sehirlerde subeler ve
merkezler seklinde kurulmus bulunmaktadir. Yöresel derneklerin sayisinda da
hizli bir artis yasanmaktadir.Son zamanlarda ise vakiflasma faaliyeti yogunlas-
mistir. Bu vakiflar arasinda sunlar sayilabilir : Semah Vakfi, Haci Bektas Veli
Anadolu Kültür Vakfi, Ehli Beyt Vakfi, Sahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi
Dedebaba Arastirma, Egitim ve Kültür Vakfi, CEM(Cumhuriyetci Egitim ve Kültür
Merkezi) Vakfi . Önümüzdeki günlerde de bircok vakif ve dernegin kurulacagini
söylemek yanlis olmaz.Yine Avrupa ülkelerinde kurulmus iki yüzü askin Alevi
dernegi bulunmaktadir. Bu kuruluslarin tamamina yakini su anda Avrupa Alevi
Birlikleri Federasyonu (AABF) catisi altinda bulunmakla birlikte AABF?ye bagli
olmayan dernekler de bulunmaktadir.Yurtici ve yurtdisinda yasayan bu örgüt-
lenme faaliyetlerini kisaca sunduktan sonra simdi de genel olarak sorunlari
belirtebiliriz. Alevi örgütlenmesinin yasadigi sikintilarda su genel egilimler
göze carpmaktadir. Son tahlilde bu sikintilarin "temsil" ve bununla ilintili
"mesruiyet" olgulari ile baglantili olduklari görülmektedir. Bu nedenle aslinda
bütün dernek ve vakiflarca desteklenmesi gereken cesitli girisimler, karsilikli
cekememezlik, Alevilige iliskin yorum farkliliklari ve girisimci kadronun aslinda
bu harekette yer almasi gerekenbircok insan veya kurumu dislamasi gibi
nedenlerle ne yazik ki, basarisizliga ugramaktadir. Bu özet deger lendirmemize
kaynak olusturan iki önemli örnek olay vardir. Bunlardan ilk 1992? de CEM?in
öncülük ettigi"ALEVi KURULTAYI" girisimi ve digeri ise 1994?te PiR SULTAN
ABDAL KÜLTÜR ve HACIBEKTAS KÜLTÜR derneklerinin öncülügünde bir
grubun yürüttügü ALEVi-BEKTASi TEMSiLCiLER MECLiSi girisimidir. Önce
"ALEVi KURULTAYI" girisimi ve sonrasinda yasanan gelismeleri özetleyelim:
1992?deki bu girisimin aslindacok kapsamli ve yeterli bir ön programi vardi.
Ancak daha yasama gecirilmeden, Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi?nin basi
cektigi bir grup tarafindan benimsenmedi. Bunun üzerine bu girisimin sahibi
CEM grubu, bu bölünmüslügün kurultaya yansimasinin söz konusu olabilecegini
ve bu sekilde de Alevi hareketindebölünmüslügün tescil edilmis olacagini dile
getirerek "ortam uygun degil, halkin bu sürece hazirlanmasi gerekiyor" diyerek
kurultayi erteledi. 1992?deki bu girisimi olumlu karsilamamis olan dernek ve
kisilerin öncülügünde bu kez 1994?te "ALEVi-BEKTASi TEMSiLCiLER MECLiSi"
girisimi baslatildi. Yeterli katilimin cesitli nedenlerle saglanamadigi bu mecliste
egemen belli gruplar olarak AABF, Pir Sultan ve Haci Bektas Kültür Dernekleri ve
Semah Vakfi görülmektedir. Kimi toplantilarini gözlemci olarak izledigim bu
girisim kisir tartismalar bütün vakif, dernek, dede, yazar gibi unsurlari icerme-
mesi ve kimi kisi ve gruplarin dislanmasi nedeniyle sagliksiz bir sekilde dogmus
oldu. Bu sagliksizlik nedeniyle olacak bugünlerde bu eksiklikler giderilmeye
calisiliyor. Çesitli dernek ve vakif baskanlariyla yaptigim görüsmelerden,
"Alevi-Bektasi Temsilciler Meclisi" seklinde yeni bir yapilanmanin olusturulacagini
söyleyebiliriz. Sonuc olarak Alevi örgütlenmesi temsil, mesruiyet, dar kadro
seklinde siralanabilecek gecis asamasisikintilarini yapisinda barindiriyor. Bu
gecis asamasinin dogal bir sonucu olan bu bütünlesmeme probleminin yakin
bir gelecekte cözülmesi de pek mümkün görünmüyor. Siyasal anlamda temsil
ve mesruiyet sorunlarinin tek cözüm yolu, herkesi kapsayan, yürütme kadro-
sunun liyakatli, tutarli vesaygin kisilerden olustugu saglikli bir yapilanmanin
olusturulmasidir. Böyle bir yapilanmanin ülkemiz sivil toplum ortamina yeni
bir dinamizm getireceginden kuskumuz yok.
Yasanan bu yogun örgütlenme faaliyetlerine ragmen arastirma alanina ilgi
duyulmadigi görülmektedir.Alevilik konusu hem Devlet ve üniversitelerce,
hem de Alevilige hizmet iddiasinda bulunan dernek ve vakiflarca ne yazik ki
ihmal edilegelmistir. Özellikle Türkiye?deki örgütlerin bu tutumlari oldukca
üzücüdür.Gereksiz bircok alana kaynak aktaran bu örgütler konu arastirma
olunca ilgilenmemektedirler. inaniyoruzki bu nedenle birgün tarih önünde
hesap vermek zorunda kalacaklardir. Türkiye?deki Alevi örgütlerinde bu ko-
nuda herhangi bir somut caba görülmezken, Avrupa?da iki yeni arastirma
kurulusunun kuruldugunu görüyoruz. Bu oldukca memnuniyet verici bir gelis-
medir. Alevi-Bektasi Kültür Enstitüsü ve Avrupa Alevi Akademisi adlarini
tasiyan bu iki yeni arastirma kurulusunun akademik gereklere uymak ko-
suluyla, Alevilik arastirmalari alanina yeni bir dinamizm getirecegini umuyoruz.
Aleviler bugüne kadar sosyal demokrat ve sol siyasal partilere yönelmislerdir.
Ancak kücük miktarda daolsa baska partilere oy verenler de bulunmaktadir.
Her ne kadar bu zamana kadar destekledikleri siyasal partilerin, Türkiye
Büyük Millet Meclisi?ne gönderdikleri milletvekillerinin kendilerine pek sahip
cikmadigi ortadaysa da oylarin sol partilere gitmeyi sürdürecegini söyleyebiliriz.
Bugün kentlesen Aleviligin bu yeni duruma özgü sorunlarla karsilastigi görül-
mektedir. Köyden kentleregöclerin yogunlastigi 60?li yillardan bu yana yasan-
makta olan bu sorunlari su sekilde özetleyebiliriz: Göc sonucunda kitleler
kendilerini yeni bir toplumsal ve ekonomik yapilanmanin icerisinde bulmuslardir.
Kirda varolan toplumsal kurumlarin yerlerini sehirlerde yeni kurumlar almislardir.
Bu baglamda Dede-talip iliskileri de kopmus Alevilik konusunda o zamana kadar
devam eden sözlü bilgi aktarimi sekteye ugramistir. Bunun bir sonucu olarak
kitleler inanclari hakkinda büyük bir bilgisizlesme sürecine girmislerdir.
Özellikle genc kusak bu konuda bir bosluk icerisinde bulunmaktadirlar.
Özellikle 1990 sonrasinda yüzlerce saz ve semah kurslari acilmakla birlikte
bunlar bilgilenme ihtiyacini gidermekten yoksundur. Aleviligin tarihsel, sosyal
ve dinsel köklerinin halk kitlelerine dogru bir sekilde ulastirilmasi zorunludur.
Sivas ve Gazi Olaylari (BAS SAYFA)
Sivas Olayi daha dogrusu katliami (2 Temmuz 1993), Türkiye tarihine
kara bir leke olarak gecenolaylardandir. Ayrica bu olay Türkiye?nin ne
hale geldigini sergilemesi bakimindan da dikkat cekicidir
Sivas Olayi daha dogrusu katliami (2 Temmuz 1993), Türkiye tarihine
kara bir leke olarak gecen olaylardandir.Ayrica bu olay Türkiye?nin ne
hale geldigini sergilemesi bakimindan da dikkat cekicidir. Olay Cumhuriyet
Gazetesi?nde "Seriatcilar Ayaklandi" manseti altinda söyle yeraldi:" Olaylar
Aziz Nesin?in Sivas Valiliginindesteginde yapilan Pir Sultan Abdal
Senligi?ndeki konusmasina asiri dinci kesimlerin gösterdigi tepkiyle basladi.
Kitaplarini imzalarken tartaklanan Nesin, cevresindekilerce kurtarildi. Pir
Sultan ve Atatürk heykellerine saldiran göstericiler valilik, kültür merkezi
ve senlige katilanlarin sigindigi Madimak otelini kusatti. Kentteki 400 polis
yetersiz kaldi. Kentte 2 gün sokaga cikma yasagi ilan edildi? Sayilari yaklasik
10 bine ulasan göstericiler, kentteki bircok bina ve araci tahrip etti. Valinin
su sikarak kalabaligi dagitma istegineRP?li belediye baskani karsi cikti. Otel
cevresindeki kusatmayi daraltan göstericiler önce oteli tasladi. Otel lobisine
giren 50-60 gösterici etrafi atese verdi. Yazarlari linc etmek icin yukari
cikmaya calisanlari polis güclükle engelledi. Olay yerine güclükle ulasan
güvenlik gücleri havaya ates acarak kalabaligi dagitti? Sivas?taki kanli olaylar
kentteki yerel gerici basinin Pir Sultan Abdal Senlikleri?ne karsi tavir almasiyla
basladi. "
Sivas?ta devletin güvenlik güclerinin gözleri önünde gerceklestirilen 37 canin
hunharca öldürülmesiylesonuclanan bu kanli olay aslinda ne Aziz Nesin, ne
de Salman Rüsdi?nin "Seytan Ayetleri" kitabiyla ilgilidir.
Bu olayi bu gibi yapay nedenlere baglayanlar, olayin gercek nedenlerini giz-
lemeye calismaktadirlar. Sivas?ta yüzyillar önce deyislerinden baska silahi
olmayan büyük Ozan Pir Sultan Abdal?i asanlar da, 37 masum canimizi
katledenler de ayni gerici ortacag zihniyetininin temsilcileridir. Modern,
laik bir Türkiye?yi istemeyen ve cumhuriyeti ortadan kaldirmayi amaclayan
din ticaretiyle beslenen bu zihniyet,kendi düsüncelerinin disinda hicbir
düsünceye yasama hakki tanimak istememektedirler. Gerici zihniyet bu
olay sonrasinda birlik ve beraberlik edebiyatina yönelmistir. Oysa yüzyil-
lardir yasanan olaylar ortayakoymustur ki, birlik ve beraberligi bozan da
istemeyen de kendileridir.
Tabiki olayin bas sorumlulari iktidari ellerinde tutanlardir. Ancak onlar
kendilerini kurtarmak icin vali veemniyet müdürünü görevden alarak
durumu kurtarmaya calisiyorlar. iktidarda bulunanlar olaylarda yurttaslarini
koruyamadiklari icin siyaseten sorumludurlar. Ancak ne acidir ki demokrasi
geleneginin hala sakat oldugu ülkemizde siyasi ahlak kavrami henüz gelis-
memistir. Siyasal ahlak yoksunlugu bircok olayda ortaya cikmaktadir. Siya-
seten sorumlu idarecilerimizin ve devletin halkin gözünde zedelenen güveni
onarabilmelerinin bir tek yolu vardir. O da 37 masumun yasamini yitirdigi
bu olayin suclularini bularak hakettiklericezalari vermek. Devlet halkinin
huzurunu, güvenligini ve refahini saglamakla yükümlüdür. Sivas olayi gözönüne
alindiginda devletin yükümlülüklerini yerine getirmedigi görülmektedir.
7 Eylül 1994 geceyarisi Karacaahmet Cemevi insaatinin Refah Partili istanbul
Büyüksehir Belediyesi tarafindanyikilmasi olayi da 1980 sonrasina damgasini
vuran olaylardandir. Bu olay bir anda ülke gündemini isgal etti. Daha önce
Alevilerin hakli taleplerine kulaklarini tikayan ve milyonlarca Alevinin inanc ve
kültürlerini yoksayan medya ve siyasiler ikiyüzlü bir sekilde Karacaahmet
Dergahina akin ettiler. Halkin sahip cikmasi sonucunda Belediye geri adim
atmak zorunda kaldi. Cemevi insaatina devam edildi ve bugün Alevilerin
önemli merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor.
Gazi Mahallesi?nde Mart 1995?te yasanan olaylarda Türkiye tarihinin utanc
verici sayfalarindan biriniolusturmaktadir. Gazi Olaylari ülkemizin hem etnik,
hem de mezhep alanlarinda cok hassas bir durumda oldugunu bir kez daha
gösterdi. Olaylar 12 Mart gecesi Gazi mahallesinde kahvelerin taranmasi
üzerine basladi. Bunun üzerine istanbul?un cesitli bölgelerinden akin akin
Gazi mahallesine gelen kitleler olayiprotesto etmek istiyorlardi. Ancak bu
olaylar sirasinda güvenlik güclerinin kontrolü kaybetmeleri sonucunda ve
olaylarin Ümraniye Mustafa Kemal mahallesine de yayilmasi sonucunda 20?den
fazla yurttasimiz yasamini yitirdi.
Tüm bu olaylardan devletin daha önce bircok kez oldugu gibi son olaylarda
da yetersiz kaldigi ve halknezdinde güven erozyonuna ugradigi görülmektedir.
Devlet bu güvensizligi gidermek icin öncelikle bu olayin sorumlularini, yani 12
Mart gecesi kahveleri tarayanlari bulmak, yargilamak ve ezalandirmak zorundadir.
Yine devlet Gazi Mahallesi ve Ümraniye?deki olaylarda kursunlarla öldürülen
yurttaslarimizin kimlerce, sivil ya da polis öldürüldügünü de bir an önce bulmak
ve adalete teslim etmekle yükümlüdür.Olaydan bu yana iki yil gecmesine ragmen
bu konuda herhangi bir ilerleme saglanamamistir. Ayrica bu olaylar Türkiye?nin
uluslararasi alandaki imajini da oldukca olumsuz yönde etkilemistir.
Sözedilmesi gereken bir diger olay da "Kizilbas" adi üzerine yasanan tartisma-
lardir. Bilindigi üzere tarihsel olarak Alevilerin bir diger adi da "kizilbas"tir.
Osmanli iktidari ve bazi sünni gruplarca Kizilbas adina yönelik insanlikdisi
propagandalar yürütülmüstür.Utanc vericidir ki bu durum zaman zaman
gündeme gelebilmektedir. Bugün olmus Türkiye?de satilan kimi sözlüklerde
kizilbas sözcügü kücümseyici anlamlarda kullanilmaktadir. Ancak sevindirici
olarak kamuoyunun uyanik tavri ve aydin sünnilerin de katkisiyla bu cagdisi
zihniyet gereken yaniti almaktadir.
Yüzyillara yayilan bir sürec sonucunda günümüze ulasan Alevilik inanc ve
Kültürünün tarihsel yönünü anahatlariyla sergilemeye calistik. Süphesiz cok
kapsamli olan bu konular burada en özet haliyle sunulmaya calisilmistir.
Daha fazla bilgi icin ise yararlanilabilecek bir bibliyografya sunulmustur.
Buradaki Bilgiler degerli
arastirmaci Ali Yaman (Istanbul Üniversitesi) ve
Müslüm Güler'in
(Sitenin teknik sorumlusu) hazirladigi Internet Sitesinden:
www.sahkulu.org/alevi/alevi.htm
ve www.alevi-bektasi.de
alinmistir.
Genis ve ayrintili bilgiler icin
bu siteye girebilirsiniz.
Kendilerini bu arastirmadan dolayi
dernegimiz adina kutlarim.
Nail
Hazirlayan:
Nail
© 1999 Hamburg (BRD, Almanya)
(Copyright: Internet)
|